15 Eylül 2008 Pazartesi

Skibbe'nin Yoğurdu



Benim futbolu izlemeye başladığım yıllar Galatasaray'ın Derwall ile yükselmeye başladığı döneme denk gelir. Derwall'den önce 14 sene şampiyon olamayan Galatasaray'ın tarzını bilmiyorum ama o tarihten sonrasını biliyorum. İlk olarak hatırladığım; Türkiye'de oyuna tekniğin daha hakim olduğu o dönemde Galatasaray'ın sahada fizik olarak baskın olması, ileride organize pres yapıp rakibini oynatmaması, çok koşması ve yüksek temposuydu. Şimdi adı curcuna, kaos, kakofoni gibi terimlerle nitelendirilen ve özellikle 1992 - 2002 dönemleri arasında organizasyonla da süsledikleri futbolun primitif hali. Galatasaray son 20 sene boyunca bu anlayışa bağlı kaldı. Seçilen teknik adamlar da çoğunlukla buna uygun isimlerdi. Souness ile Lucescu dışında hepsi ya Almandı, ya bir Alman'ın asistanlığında yetişmiş ya da Almanya'da çalışmıştı. Tıpkı düzenin kurucusu Derwall gibi. Galatasaray'da isimler, kadrolar, teknik adamlar değişse bile oyun anlayışının özeti üç aşağı beş yukarı buydu. Aynısı altyapıya da yerleştirildiğinden hayranlık uyandıran bir şekilde ordan gelen genç oyuncular ya da adı sanı duyulmamış gurbetçiler pek fazla sırıtmadan bu dişliye birer parça olabiliyorlardı. Bu ekol sadece Türkiye'de büyük bir fark yaratmakla kalmadı, Avrupa'da da sonuç verdi. Avrupa'da elde edilen namın hamurunda bu vardı. Yoksa Galatasaray'ın Avrupalılığı doğuştan ya da 14 sene şampiyon olamayan kültürün sihirli bir dokunuş sonucu köklerine dönüşünden kaynaklanmıyordu. Aksi takdirde Derwall-Denizli geçisinden önceki dönemde Edirne'nin sonrasında geçilen tur sayısının rakiplerinden daha parlak olması gerekirdi, ki değildi. Bir sistemin ve sabrın ürünü olarak belirmişti. Bu anlayış ve bağlılık takımdaki bireysel kalitenin yükseldiği dönemlerde ise turdan öte kupalar getirecekti. 2000 yılında olduğu gibi.

Galatasaray taraftarlarındaki sezon başı heyecan ve Steaua maçından sonraki hezeyan da bununla ilgili. Çünkü şu an ki kadro kalitesini 2000 senesindekiyle eş hatta daha da yukarıda görenler var. Doğru da. Yerli havuzu zaten hali hazırda en geniş takım Galatasaray. Bune yıllar sonra ilk kez yabancı katkısı da ekledi Galatasaray yönetimi. De Sanctis, Meira, Linderoth, Lincoln, Nonda, Kewell ve Baros. Hepsi üst düzey liglerde üst düzey futbol oynamış, zamanında ciddi bonservisler ödenmiş, kariyerleri ve kaliteleri Türkiye liginin çok üzerinde olan isimler. Ama bu oyuncuların bir sorunu var. Galatasaray'ın son 20 senedir genlerinde dolaşan ve yukarıda bir parça özetlenen anlayışa pek uygun değiller. 3-4 sene önceki halleri tabanca gibiydi belki, ama şu an ki halleri fazlasıyla çıtkırıldım. Mesela Steaua Bükreş karşısındaki silinmişliğin, çaresizliğin sebebi bu çıtkırıldımlıktı. Yıllardır Galatasaray'ın Avrupa'da kendisinden teknik olarak daha üstün olan rakiplerine yaptığını, Steaua Galatasaray'a yaptı bu kez. Kadrodaki bu özelliğin bir olumsuz geri dönüşü daha var. Yeni bir teknik direktörle sezon başında yaşanabilecek sancılardan çok daha fazlası bu.
Oyuna kendi ceza sahasından itibaren oynayarak başlamak zorunda olan bir Galatasaray. 20 senedir oyuna rakibin yarı sahasından, cezasahasından oynatmayarak başlamaya alışmış bir ekol için çok zor bir geçiş bu. İlk aşamada Şampiyonlar Ligi biletine ve ligde çok değerli 4 puana maloldu. Devamının gelmesi de şaşırtmaz.

Gelelim hedef tahtasındaki adama, Skibbe'ye. Almanya'nın vasat hocalarından biri hatta daha da ileri gideyim Saftig ayarında olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Kariyerini Rudi Voller ve Culman'a borçlu olduğunu da. Bu kadroyu iyi yönetemediğini de. Ama esas sorun 4-2-3-1, 4-3-1-2 gibi dizilişlerden ve Skibbe'nin yeteneklerinden çok, bu yoğurdun Skibbe'nin yiyiş tarzına yukarıda tarif edildiği üzere pek de uymaması. Galatasaray yönetiminin kusuru ve düşünemedikleri şey bu. Zico'ya çok güzel giderdi mesela bu yoğurt, onunla daha tatlı olurdu. Böyle kekrek bir tadı olmazdı. Ama bir Alman için, hele de bu seviyedeki için, fazla zarifler. Daha da vahim olan ise Galatasaray'ı en kötü zamanında dahi potada tutan yerli oyuncu ağırlığının ve onların yarattığı uyanışın eskisi gibi olmayacak olması. Acil durumda kapısı çalınacak ilk oyuncular Hasan Şaş ve Ümit Karan hatta Arda bile çoktan sözde özne konumuna itildiler bile. Kewell ve Baros oldu esasoğlanlar. Ve bu Skibbe kovulsa dahi Galatasaray'daki hakim potansiyelin yabancılarda olduğu gerçeğini değiştirmeyecek. Ve onların içinde Hagi de yok. Galatasaray'ın buna alışacak zamanı da...

Etiketler: ,

2 Yorum:

Anonymous Adsız dedi ki...

esas oğlan kısmına pek katılamayacağım.kewell ve barosun gelişi geçen sene lincolnün gelişinden çok farklı değil ve hatta daha az heyecan verici oldu.geçen sene başında kimse ardanın esas oğlan olduğunu düşünmüyordu bile.ilk kısımda anlatılan galatasaraydan pek farklı değil eldeki kadro bana kalırsa.şu an için tek sıkıntı gerçekten zaman.2-3 hafta sonra daha kesin konuşmak mümkün olabilir.henüz durum muğlak..

16 Eylül 2008 00:56  
Blogger aşkın dedi ki...

Güzel özet.Yalnız hoca - kadro uyuşmazlığı düşünüldüğünde Skibbe'ye yüklenmemek gerek.
Övülen Zico da Edu - Lugano - Kezman - Deivid - Gökhan Gönül eklentileriyle biryerlere geldi.
Skibbe'deki bu durumun tam tersi ama temeli itibariyle sorun aynı.

16 Eylül 2008 01:29  

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa