26 Mayıs 2009 Salı

Gerrard - Muniesa - Abdülkadir



İlk topunuz ve tuttuğunuz takımın forması hediye edildiği anda başlar erkek çocuğunun futbolcu olma hayali. Mahalle maçının ardından takımınızın maçını izlersiniz, maçın ardından o tekrar maç yaptığınız sahaya döner ve takımdaki en sevdiğiniz futbolcunun adını mırıldanarak coşkuyla tekrar top oynarsınız.

Ailenizin türlü fedakarlıklar yaparak, "oğlan okusun, adam olsun" diyerek gönderdiği okullardaki ilk hedefiniz de okulun futbol takımına girebilmektir. Senaryonun devamı semtin ya da şehrin futbol takımının altyapısı ve hayalini kurduğunuz renklere yolculuktur. Herkesin yeteneği, çalışkanlığı ve olgunluğu bu hayali gerçekleştirebilecek kadar üst düzey olamayabiliyor.

Merseyside'ın yerlisi Steven Gerrard o hayali gerçekleştirenlerden. Hikayesi Merseyside'ın Liverpool şehir merkezine birkaç kilometre uzakliktaki Whiston bölgesinde başlıyor. Whiston ilkokulunda hem okuyor, hem de futbol oynuyor. Hayallerini süsleyen kulüp aynı zamanda taraftarı olduğu ve KOP tribününde takip ettiği Liverpool. 9 yaşındayken keşfedilip o çok sevdiği Liverpool'un akademisine adam atmayı başarsa da ilk başta kendini gösteremiyor. Kesin bir kabül de alamıyor ve sürekli başka kulüplerinin akademileri tarafından deneniyor. 5 sene sürüyor Liverpool altyapısına yerleşebilmesi. Profesyonel kontratını alması ise 3 sene sonrasına, 17 yaşına denk geliyor.

Liverpool kariyerindeki ilk maçına ise 1 sene sonra, 1998 -99 sezonunda çıkıyor. Blackburn karşısında Liverpool'un 2-1 önde olduğu maçta Gerrard Houllier birkaç saniyeyi yemek için Steven'i Norveçli sağ bek Heggem'in yerine son dakikalarda oyuna sokuyor. Tribündeki 41573 seyirciden kaç kişi o gün bir yıldızın doğuşuna tanıklık ettiği hissine kapılıyor bilinmez, ancak bir Liverpool efsanesi olan Steven Gerrard'ın doğumgünüdür o gün.

Blackburn maçında ilk kez Liverpool forması giyen Gerrard ilk 90 dakikasını da bir hafta sonra Tottenham'a karşı oynuyor. Yine sağ bek olarak görev alıyor. Karşısındaki oyuncu da o sezon yılın futbolcusu seçilecek olan Fransız David Ginola. Liverpool 2-0 kaybediyor o maçı ve Ginola karşısındaki körpecik Gerrard'ı küçük düşüren bir performans ortaya koyuyor.

Akabinde Liverpool'un hafta içerisinde UEFA Kupası maç var. Rakip İspanyol Celta Vigo. Paul Ince, Steve Mcmanaman, Jamie Redknapp ve Heggem cezalı Liverpool'da. Houllier yine 11'de görevlendiriyor Gerrard'ı ama bu kez 3-5-2 oynayan takımda ortasaha oyuncusu olarak. Celta Vigo ortasahası ise Claude Makelele, Mazinho, Revivo, Mostovoi'den oluşan güçlü bir ortasaha. Liverpool 1-0 kaybedip kupadan eleniyor. Haim Revivo golü atarken Gerrard'ı piknikte adam geçer gibi geçiyor ceza sahasında.

Kabus ertesi sezon da devam ediyor ve Gerrard kariyerinin ilk kırmızı kartını Everton ile oynanan ve 1-0 kaybedilen derbinin son dakikasında Kevin Campbell'i indirdiği için görüyor. Fakat Houllier onu cezası biter bitmez yine ilk 11'de sahaya sürüyor.



Filmi buradan Barcelona'ya saralım. Marc Muniesa 1992 doğumlu genç bir Katalan. İspanya U-17 takımının son Avrupa şampiyonası'nda gol yemeyen savunmasının en önemli oyuncusu. Yıllardır Barcelona altyapısında oynuyor, kaptanlık yapıyor. En büyük hayali Camp Nou'ya ayak basmak. Victor Valdes, Pique, Puyol, Xavi, Iniesta, Messi gibi olmak.

İlk fırsatı da aynı yoldan geçen ve bugün Barcelona'ya teknik direktörlük yapan Pep Guardiola'dan, üstelik şampiyonluğun kutlanacağı Osasuna maçında alıyor. Velakin yıllardır hayal ettiği günün sonu kırmızı kartla ve gözyaşlarıyla bitiyor. Guardiola saha kenarında deliriyor ama oyuncusuna değil hakeme. Tribünden de ağır bir alkış ve protesto yükseliyor. Alkışlar Muniesa'ya, protestolar ise yine hakeme gidiyor. Camp Nou'da 100.000 kişi kara gömlekliye sallıyor beyaz mendillerini. Hatta abartıp saha içerisine dahi giriyor bir taraftar.

Dün bir haber çıkıyor Katalan medyasında ve Guardiola'nın Muniesa'yı Şampiyonlar Ligi finali için takımla birlikte Roma'ya götürdüğünü öğreniyoruz.



Abdülkadir Kayalı da Türk futbolunun elindeki en saf yeteneklerden. Muniesa'nın akranı sayılır. 1991 doğumlu. Geçen sene Chelsea ile Manchester City'den aldığı davetlerle herkesi heyecanlandırmış bir değer. Şartlar ise onu tercihi tuttuğu takım olan Fenerbahçe'ye getirdi. Steven Gerrard'ı örnek alıyor, Barcelona'yı çok seviyor.

Sakatlığı sebebiyle Fenerbahçe'nin şu historic-low ortasahasında oynama fırsatını kaçırdı bu sene Abdülkadir. Bu yaştaki futbolcular için, gelişim süreçlerinde bu tür sakatlıklar olabiliyor.

Steven Gerrard, Bayern Münih doktoru Wohlfart'ın muayenehanesinden çıkamıyordu aynı yaşta. 4 ayrı operasyon geçirmişti. Ve ciddi, kalıcı hasarlar alabilecek olmasına rağmen Liverpool kulübü Gerrard psikolojik olarak etkilenmesin diye sakatlık kelimesini fizyoterapi döneminde tekbir kere dahi telaffuz etmemişti.


Fenerbahçe Abdülkadir'in şu yaşadığı sürece karşı bir tedbir aldı mı, ve Abdülkadir kendini şu an nasıl konumlandırıyor bilmiyoruz. Geldiğinden beri sakat oluşu psikolojisini ne kadar etkiliyor ve ileride oyununa sirayet edecek mi bilemiyoruz.

Yine genç oyuncuların iyi oyuncuya geçişlerinde sahip olmaları gereken sorumluluk alma duygusu Abdülkadir'de ne kadar var bilemiyoruz.

Misal Steven Gerrard 17 yaşındayken 15 dakikada cezasahası dışından 3 isabetsiz şut atma cesaretini bulabiliyordu kendinde. Üstelik takımda Fowler, McManaman, Owen, Hamann gibi oyuncular olmasına rağmen. Abdülkadir yeteneğinin farkında olan bir oyuncu ama bu sorumluluğu alabilecek özgüvene ne kadar sahip bilemiyoruz.

Gerrard'ın genç yaşta ayrı eve çıkmanın özendirildiği, para kazanmanın teşvik edildiği, kendi ayakları üzerlerinde durmaları için cesaretlendirildiği bir toplumda yaşadığını; Abdülkadir'in ise evlenen kadar baba evinden çıkmanın pek sıcak bakılmadığı ve yemeği, ütüsü, çamaşırı anne tarafından halledilen bir toplumda yaşadığını düşünürsek yarışta 1 adım geride olduğu kesin.

Steven Gerrard ayrıca Liverpool kariyerinin başlarında oynadığı maçlarda, yukarıda okuduğunuz üzere önemli dakikalar almasına rağmen gelecek vaadeden, kalitesini anlayabileceğiniz, umut veren bir performans koyamıyordu ortaya. Tam tersine vasat, Liverpool'un topçusu olmaz dedirten oyunlar oynuyordu. O günleri 2006 yılında çıkardığı otobiyografisinde anlatırken "çok heyecanlıydım, beceriksiz hareketler yapıyordum, boktan oynuyordum ama KOP bana destek verdi" der kendisi.

Abdülkadir ise şimdiden Fenerbahçe'nin Gerrard'ı, Türk Milli Takım Kaptan'ı olarak lanse ediliyor. Oysa Steven Gerrard'ın Liverpool'un önemli rol oyuncularından biri olabilmesi, yerini sağlamlaştırması 4 sene sümüştü. 2001 yılında ve 21 yaşında ancak şuan olduğu kıvamdan pırıltılar vermişti.

Fenerbahçe taraftarı Abdülkadir'i 4 sene destekleyecek ve bekleyecek olgunlukta mı ?

Veyahut seneye Galatasaray maçında Saraçoğlu'nda oyundan atılsa stadyumdaki hava haftasonundaki Camp Nou gibi olur mu, olmaz mı ? Bundan bağımsız olarak Abdülkadir ertesi hafta içerisinde oynanacak Şampiyonlar Ligi maçı kadrosunda olur mu olmaz mı ?

vb. soruların cevapları bilemiyoruz ama geçmişe şöyle bir bakarsak evetten ziyade hayıra daha yakın duruyor sanki manzara.

Teknik adamlar, kulüp yönetimleriyle birlikte bu yeteneklerin büyüme sürecindeki diğer önemli sorumlular.

Liverpool'un o dönem gıpta edilen Owen - Gerrard - Carragher üçlüsünün Gerrard Houllier döneminde çıkmış olması tesadüf değil. Keza Barcelona'nın şu an iskeletini oluşturan Puyol, Xavi ve Iniesta üçlüsünün ilk kez Louis Van Gaal ile şans bulması da. Mesela 2004 yılında göreve gelen Rafael Benitez'in özgeçmişinde de altyapı antrenörü olduğu yazar ama kulüp sadece kazanmak isteyen Amerikalıların eline geçeli beri Liverpool akademisi bir tane bile oyuncu verememiştir Melwood'a. Liverpool tarihini 5 yıllık bölümlere ayırıp baktığınızda bu aynı zamanda bir ilk.

Fenerbahçe geleneğinde altyapıdan oyuncu çıkarmak güçlü bir model değil ama Daum döneminde Ümit Milli takımın Fenerbahçe A takımına adaptasyonunu yapmayı becerebilmiş ve sonuç almış bir yönetim var. Velakin 3 yıl üstüste şampiyonluk gibi ağır bir taahhüt verdiler ve Abdülkadir'in hocası Houllier yaklaşımında mı yoksa Benitez yaklaşımında mı olacak belli değil.

Resme bütün olarak baktığımda ise Muniesa'nın yeni Puyol olacağını, Abdülkadir'den de Gerrard değil Kemal Aslan olacağını görüyorum. Zaman beni Abdülkadir konusunda haksız çıkarır umarım.

Etiketler:

10 Yorum:

Blogger LeFoot dedi ki...

tek solukta okudum. müthiş yazı, bana söyleyecek pek birşey kalmadı ;)

Neden olamadığımızın ya da olduramadığımızın bir cevabı da şu cümlen aslında "Abdülkadir ise şimdiden Fenerbahçe'nin Gerrard'ı, Türk Milli Takım Kaptan'ı olarak lanse ediliyor." Abdülkadir'i kaçımız, hangi medya mensubu ne kadar izlediki, böyle bir ünvanı ona uygun görüyor? Kolay kahraman yapıyoruz, çok abartıyoruz ve bir anda siliyoruz.

Gereard Houlier gibi teknik adamlar istiyoruz ama teknik adam bir oyuncunun arkasında durmaya kalksa bile, biz durmuyoruz. Gerçi bunu yapacak teknik direktörler de getiremiyoruz ya, neyse...

26 Mayıs 2009 11:36  
Blogger DaesAgelmar dedi ki...

Başarının tarifinde yorulmadan çalışmak ve istemek olduğunu Ben Wallace gibi kısıtlı yetenekleri olan Draft edilmemiş bir oyunucunun All-Star ve yılın savunmacısı ödülünü aldığında anlamıştım. Dillere düşürdüğümüz "Hep destek Tam destek" sloganı umarım bu körpecik oyuncular içinde geçerli olur. Fidanları kırarsak sel geldiğinde bu sezon gibi hep boğuluruz. Fidanları kırmayalım.

26 Mayıs 2009 11:37  
Blogger mre dedi ki...

Çok güzel bir yazı-inceleme. Biz de genç oyuncular için kanaat en fazla 3 maç içinde veriliyor ve sonra kolay kolay da değişmiyor. Oysa altyapıdan çıkan bir futbolcunun minumun getirisi 3-5 milyon dolardır ki az bir rakam değil.

26 Mayıs 2009 11:42  
Blogger turhanatakan dedi ki...

övgüler düzmek adetim değil ama muhteşem bir yazı, eline sağlık.

yazının sonunda -galatasaraylı olmama ve fenerbahçe nefretime karşın- kemal aslan denince bir kez daha içim burkuldu.

bu ülke zaten hak etmeyenlerin yüksek yerlere geldiği, potansiyelli gençlerin arkası sağlam olmadığı için süründüğü bir yerken, bunun mikromodelini futbolda görmemiz de şaşırtıcı değil aslında. ve ne yazık ki her alanda harcananlar futboldakinden kat be kat fazla.

26 Mayıs 2009 11:51  
Blogger varol döken dedi ki...

çok güzel yazmışsın alper, bütün sene merak ettik bu çocuğu ama aragones öyle bir kabus gibi çöktü ki takımın üstüne, kafamızı kaldıramadık...

pazar günü statta o her şeye rağmen kendisini alkışlayan binlere, ekran başındaki yüzbinlere ve sokaktaki milyonlara bir borcu olmalı aziz yıldırım'ın... 70 yaşına merdiven dayamış babamı 25 sene sonra ikna edip götürdüğüm tribünlerde bozulan moraline, her şeye rağmen aziz yıldırım kalsın diyişine, benimle beraber forma giyişine, bizim kadar yürekli ve gerçek fenerbahçelilere bir borcu olmalı...

ödeyeceğinden ikimiz de emin değiliz ama eğer ödeyecekse bu çocukları, daum sistemiyle, savaşan koşan takımı geri getirerek ödemeli... van hoojidonk ile barışarak, zico kararından pişman olarak, daum gibi bir hocayı yeniden bularak ödemeli...

hayalim hollanda modeli, hollanda'nın fenerbahçe'ye en uygun futbol mentalitesine sahip olduğuna inanıyorum... hem brezilya kadar yetenekli hem alman kadar disiplinli...

olimpiyattaki galatasaray maçındaki kemal aslan'ı da çok özlüyorum, pierre gibi...

26 Mayıs 2009 11:55  
Blogger varol döken dedi ki...

@turhanatakan
nefretimiz böyle olsun, sevgilerimiz takımlarımıza yeter... biz de aynı orandaki nefretlere karşın arda'nın harcanmasını (kemal aslan değil tabi ama) istemiyoruz... hatta ben sabri'nin de diyeceğim ama gülecek herkes bana (iyi bir çocuk olduğu konusunda, annesini dinlediğimden beri ısrarcıyım, biraz sabır biraz iyilik biraz kendisinden normal beklentiler istiyor, kurtların önüne atılmamak istiyor, bu çocuklar ve bunlar sadece çocuklar yahu, 5 yaşındaki velet 21 vitesli de olsa, pinokyo da olsa bir bisiklet ister aslında, bakmayın siz bunların ferrarilerine o yüzden:)

26 Mayıs 2009 11:58  
Blogger Empyrium dedi ki...

Çok güzel bir özeleştiri malesef ülkemiz için.İnşallah Kemal olmaz.İnşallah Gerard' dan bile iyi olur.

Saygılar

26 Mayıs 2009 12:51  
Blogger alperensaylar dedi ki...

alper abi inan seninle %100 aynı fikirdeyim. kemal'e zaten hala üzülüyorum, nasıl gitti diye bari abdülkadir'i kaçırmayalım elimizden.

sanırım sakatlığı yanlış yüklemeyle ilgiliymiş, geçenlerde pc lion da yorum yazmıştım, orada da pclion söyledi senden duyduğunu. nedir tam olarak durum bir bilgin var mı?

26 Mayıs 2009 13:22  
Blogger Alper Öcal dedi ki...

@alperensaylar

Abdülkadir teknik olarak muazzam bir oyuncu gerçekten ama fizik olarak zayıf. Bir röportajında kendisi de söylüyor kuvvet ve dayanıklılığa ihtiyacı olduğunu.

Abdülkadir'in gördüğünü, antrenörlerini de görmüş. Cascallana'ya emanet edilmiş. Cascallana özel olarak ilgilenmiş, özel yüklemeler yapılmış ama bu sakatlıkları normal karşılamamış yönetim.

Elinden almışlar çocuğu Cascallana'nın. Son durumunu bilmiyorum Abdülkadir'in. Ama yazıda da geçtiği ve araştırdığım kadarıyla bu yaş grubunda olabiliyor bu tür sık sakatlıklar.

Tabi Aziz Yıldırım daha iyi bilir bu işleri :) Lensen'i de getirip sonra göndermişti.

26 Mayıs 2009 13:30  
Blogger mrcool dedi ki...

ders çıkarılması gereken bir yazı olmuş ellerine sağlık.

26 Mayıs 2009 22:42  

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa