19 Mayıs 2010 Çarşamba

Ya Sen Anlamadın, Ya Biz Anlatamadık



Takım tutmak kardeşler arasındaki özdeşlik gibidir. Nasıl başladığı, nasıl geliştiği, nasıl güçlendiği fludur. Yaşlandıkça hatırlarsın, yaşadıkça tanırsın. Akıl baliğ olduktan sonra okuduklarınla, gördüklerinle oluşturduğun kişiliğinle, duygularınla, değerlerinle, ilkelerinle birlikte şekillendirmeye başlarsın.

6 yaşındayken başımda taşıdığım sarı lacivert karton şapka ve sahada gördüğüm çubuklu formayla başlayan o flu hikaye, 4 Haziran 1989 günü gelen şampiyonluk ile netleşmeye başlamıştı. Fenerbahçe'nin 12. benim ise ilk şampiyonluğumdu. Fenerbahçe'yi böyle farkettim, Fenerbahçeli olmam böyle başladı ama Fenerbahçe ile özdeşleşmemi sağlayanlar bambaşkaydı.

Sarı lacivertin işgale direnişi, ulusun bağımsızlığınaa verdiği destek, Lefter'in taraftarı için halkın içine karışması, Halit Deringör'ün Hitler'in faşizmine karşı dik duruşu, Can Bartu'nun aidiyeti, Basri Dirimlili'nin mücadelesi, İslam Çupi'nin vakur sözleri, İsmet Uluğ'un güvenilirliği, Faruk Ilgaz'ın samimiyetiydi.

1910 Eylül'ünde, mali zorluklar nedeniyle Koço'nun Mühürdar gazinosunda Üsküdar birleşmesi görüşüldüğünde, Fenerbahçe ismini yok edecek öneriyi kabul etmeyen Ayetullah Bey'in 'Ben Fenerbahçe'yim' demesiydi Fenerbahçe.

Fenerbahçe'yi bu yüzden hayat yaptı binlerce insan. Fenerbahçe'nin bugünkünden bin beter olduğu yıllarda, beline kadar pisliğe gömülme pahasına derelerden geçti. Düşüp kafasını kırmasına pahasına duvarlara tırmandı. Poposunun taş zeminde buz kesme, yüzünün rüzgardan felç olma ihtimaline rağmen tribünleri doldurdu. Arkalar dörtlendi doldurdu. Aydın'dan 6, Sigma'dan 7 yendi doldurdu. Başkanı, yöneticisi, kaptanı, futbolcusu, amigosu ibretlik oldu. Hepsine, her yerde isyan etti. Evinde, yollarda, antrenmanda, stadda ama Fenerbahçe'nin peşini bırakmadı.

Belli ki sen de isyan ettin, bu kulübe başkan olma şerefine nail oldun. Stadı yeniledin. Rüzgarı kestin. Üstümüze çatı koydun, yetmedi havayı da ısıttın. Uçan kuşa borcu olan, tek bir tapulu malı olmayan kulübü Dünya'nın en zengin 20 kulübünden biri yaptın.

Ama benim bu renklere gönül verirken herkesten sakındığım safiyane duygularımı kirlettin. Çocukken sevdiğim, büyüklerimden dinlediğim Fenerbahçe'yi de öldürdün.

* Geldiğin gün "Fenerbahçe herkesle kavgalı, bu böyle gitmez" dedin, bugün kendi içimizde bile kavgalıyız.

* Kalacak dediklerin gitti, gelecek dediklerin kaçtı.

* İstikrar dedin, şampiyon olamayan her hocayı istisnasız kovdun.

* Kazanırken burnundan kıl aldırmadın, kaybettiğinde hayal sattın.

* Hata, suç varsa benim dedin ama bir tane hatanı da söylemedin.

* Biz siyasilerle sandıkta görüştük, sen taraftarından esirgediğin özrü onlara lütfettin.

* "TFF başkanı gidecek" dedin. Gitmedi. "Dönmeyecek" dedin. Döndü. Göz göre göre şampiyonluk gitti, önünü alacak bir tane hamle yapamadın.

* Güçlüyken nemrut, işin düşünce sevimli ve samimi oldun.

* Taraftarlarını bir sildin, bir çağırdın. Satılmış mafyözleri içimize atıp, birbirimize yumruk attırdın.

* Ağladın, inandık. Peşinden yürüdük, ama biz ağlarken sen yok oldun. Çıktıktan sonra da bir özür bile dilemediğin gibi suçu da seyircisiz oynanan maçlardna ötürü taraftarına attın.

* 100. yıllık Fenerbahçe Cumhuriyeti'ni muhalefet edenin kellesinin kesildiği diktatörlüğe çevirdin.

* "Fenerbahçe'nin önüne, ardına isim gelemez" dedin; ertesi sene Fenerbahçe'nin arkasına isim ekledin.

* Kulüpler Birliği'nden çıktın, geri girdin. Fenerbahçe ile terör örgütünün ismini yanyana koyanlara başkan oldun. Sonra istifa ettin ama bir daha geri döndün.

* "Yeni şeyler söylemek lazım" dedin, aynı teknik direktörle aynı finali 4 senede 2 kere yaşattın.

* Bugün dahi Fenerbahçelilerin duygu patlamasını anlamayacak kadar taraftarından uzaklaştın. Kendi Fenerbahçe'ni, kendi Fenerbahçelini yarattın.

* Mabedimi yıktın stadını yaptın.

* "Bir takım başarılar diğer başarısızlıkları görmezden gelmemizi engelleyemez" dedin ama kendi başarısızlıklarını hem diğer başarılarınla örttün.

* Her başarısızlıkta İslam Çupi'ye sarıldın ama Çupi'yi bile anlamadın.

O'nun Fenerbahçe'sinde eller rakiplerin lavabosuna sokulurdu, seninkinde taraftarın cebine. Onun Fenerbahçe'sinde Fenerbahçe'ye laf edecek adamın değil bakan, kim olursa olsun dili kesilirdi. O diller şimdi pabuç kadar oldu. Fenerbahçe başkanı ise ancak Recep Tayyip Erdoğan'ın sildiği Melih Gökçek'i dakikalarca eleştirebiliyor. Korkaklığından sıyrılıp da bakan Faruk Çelik'e haddini bildiremiyor. Bir de "başbakanı örnek alsın" diyor marifetmiş gibi.

İslam Çupi çubuklu formanın üzerine titrerdi, herkese yakıştırmazdı. Sen; formana küfür etmişi de, her türlü ahlaksızlığa bulaşmışı da o formaya layık gördün.

İslam Çupi'nin Fenerbahçe'sinin büyüklüğü, kupa ve şampiyonluk uğruna ilkesizliği göze almış başarısız başkanların ilanihaye görevde kalmalarının kılıfı değildi. Onun büyüklüğü öyle bir büyüklüktü ki, adını koyamamıştı.

Karar ver artık Aziz Bey. Fenerbahçe büyüklüğü kupa büyüklüğü mü değil mi ?

Kupa büyüklüğüyse kupasızlıklarınla, değilse de tutarsızlıkta ve ilkesizlikte zirve yapan yönetiminle gitme zamanın çoktan geldi ve geçiyor bile.

Ama ya sen anlamadın ya da biz anlatamadık.

Bir gün anlayıp gitmen dileğiyle.

Etiketler:

35 Yorum:

Blogger Serkan Sağlam dedi ki...

Üzülürek söylüyorum ama yazdıkların bile kendi içinde tezat...

Romantik giriş, emperyalist gelişme, faşist sonuç.

Ya oligarşi istiyosun, ya paris romantizmi ya da bıyık tarif eden başbakan...

Blog senin dostum...

19 Mayıs 2010 20:26  
Blogger burak dedi ki...

biraz nankörlük yapmışsın.. herkesin hataları olabilir ama Aziz Başkan en az sen ben kadar Fenerbahçelidir.. Bu yazını trabzon maçı önce yayınlasan biraz daha objektif okunabilirdi ama tek gole bakan skor yorumcularından bir farkı görünmüyor yazdığın duygusal sömürülerle beslenmiş yazın..

19 Mayıs 2010 20:28  
Blogger Alper Öcal dedi ki...

@burak

2009 Aralık Ayı'nda attığım post.

Bunun sonuçlarla ilgisi yok.

http://lambuja.blogspot.com/2009/12/fenerbahceden-de-istifa-et.html

@Serkan Sağlam

Romantik girişi anladım da emperyalist gelişme ve faşist sonucu nereden çıkardın.

Açıklarsan sevinirim.

19 Mayıs 2010 20:39  
Blogger Serkan Sağlam dedi ki...

@Alper Öcal;

Şimdi o cümlede şöyle dedin bu cümlede şöyle dedin tartışması kısır olur.
Ama anlatmaya çalışayım, romantik şekil kabul değine göre emperyalist düzenden kısa yapıyım.
Endüstriyel tarafı kabul ediyosun belli ki... Yapılması gerektiğininin farkındasın.
Ama sonra bi bakıyorum, aynı bu ülke insanının yaptığı gibi yani, romantizmle faşiszmi birbirine sokuyosun.
Öyle yaptın, böyle yaptın, şöyle oldu, böyle oldu...
Kavramlar karışıyor, ki çok normal, anlayabiliyorum bunu.
Sonra bi bakıyorum, çaktırmadan kupa istiyosun. Halbuki senden anladığım şu, önemli olan kupalar değil...

Benim asıl takıldığım tezat.

19 Mayıs 2010 20:54  
Blogger baris_gerceker dedi ki...

Kimse günahsız değil, sevapsız da. Aziz Yıldırım ülke sınırları dahilindeki diğer rakiplerine göre çağın gerektirdiği hamlelerin hepsini onlardan önce yapacak cesareti göstermiş, gerekli maddi altyapıyı kurmuştur. Bunu yaparken kimi duyguları öldürmek zorunda da kalmıştır. Taraftarın bu ikisinin arasına sıkışması normal. Alper de bundan muzdarip ben de, muhtemelen başkaları da.
Sonuç olarak rakiplerine göre çok önce çıktığı yolda bugün ektiklerinin bir kısmını biçmeye başlamış olması gereken Fenerbahçe yerinde sayıyorsa bunda da sorumluluğu alması gerekir. Almıyor. Geldiğinde "3 senede 1 şampiyon oluyoruz" demişti, bunca yatırım, bunca atılım bu istatistiği korumak için miydi? Bu rakamı iyileştirmiyor oluşun izahını asla almadık, alamadık, alamayacağız da. Tezat arıyorsak buraya bakalım.

19 Mayıs 2010 21:30  
Blogger Alper Öcal dedi ki...

Aziz Yıldırım gibi yapıyorsun. Hata yapmış olabiliriz deyip bir tanesini söylemiyorsun.

Romantizmle faşizmi yazının neresinde ve nasıl birbirine sokmuşum ?

Bence kavram karmaşasında olan sensin gibi Serkan.

Kupa istemekle, kupayı öncelik yapmak aynı şeyler de değil.

19 Mayıs 2010 21:36  
Blogger PVH dedi ki...

Birazdan gelip "Alex'in topu girse bunlari mi yazacaktin" diyecek birileri daha. Appiah oldu Alex, Sergen oldu Rustu, Ali Ipek oldu Melih Gokcek, Aziz Yildirim hep ayni.

19 Mayıs 2010 21:56  
Blogger Bruskvilla dedi ki...

Eline sağlık çok güzel yazı.
Aziz Yıldırım'ın mali açıdan kulübe kazandırdıklarını hiç kimse inkar etmiyor. Ama egosu ve kriz anında kaçışını herkes biliyor.
Futbol adına yaptığı tek doğru hamle yanlışlıkla getirdiği Zico'ydu onu da sırf ikinci oldu diye kovdu.
Daum'u niye kovdu niye geri getirdi onu zaten hiç anlamış değilim.
Eğer gerçekten Feneri seviyorsa o koltuğu, bu işi daha iyi becerebilen birine bırakır kendi yine bir şekilde kulübüne mali, stad veya futbol dışındaki herhangi bir projede katkılarını sürdürmeye devam eder.

19 Mayıs 2010 22:00  
Blogger Candela dedi ki...

Bir yazi ancak bu kadar guzel olabilir. Kalemine, yuregine saglik. Aziz Yildirim'in yarattigi sanal dunyadaki korku imparatorlugunu kabul etmeyen ve onun karsisinda duran renkdaslarimin varoldugunu bilmek su sikintili gunlerde insana guc veriyor...

19 Mayıs 2010 22:13  
Blogger Gökhan dedi ki...

Başkanın en büyük probemlerinden biri, insanların hata yapan bir yaratık olduğunu anlayamaması oldu senelerdir. Her teknik direktör, her futbolcu hata yapar. Futbolda hatalar yüzünden maçları bırak, şampiyonluklar kaçar. Kendisi Deportivo'nun tarihindeki ilk şampiyonluğunu son dakikada penaltı kaçıran forvetleri sayesinde kaçırdıklarını ne de güzel anlatıyordu. Ama kendi spor kulübünde buna asla izin vermiyor. Kendisine göre yanlış bir şey olduğu zaman bunu çözmek için uğraşmak yerine, komple çöpe atıyor. Mektup yazmıyorsun ki birader, yanlış yazdığın yeri silmek yerine kağıdı buruşturup atasın..

Zico'nun kardeşine taktik verdin diye adamı küstürdün, kardeşini kovunca Zico'da gitti. Kulüp tarihinin en güzel sezonlarından birini yaşadığın bir zamanda. Sonra, 1.5 milyon euro alırken takımı şampiyon yapamadı diye kovduğun adamı 3 sene sonra 3,5 milyon euro'ya şampiyon yapsın diye getirdin. Şimdi de kendi hatalarını örtmek için yıllarca hem kendi takımının hem de milli takımın kaptanlığını yapmış bir adamı şikeyle şaibeyle şuçluyorsun. Sürekli bir şeyleri suçluyorsun be adam.

19 Mayıs 2010 22:17  
Blogger erdem.ergin dedi ki...

"Belli ki sen de isyan ettin, bu kulübe başkan olma şerefine nail oldun. Stadı yeniledin. Rüzgarı kestin. Üstümüze çatı koydun, yetmedi havayı da ısıttın. Uçan kuşa borcu olan, tek bir tapulu malı olmayan kulübü Dünya'nın en zengin 20 kulübünden biri yaptın. "

bu bir paragrafda geçiştirdiğin müspet işleri yapan birini bırak Fenerbahçe'de türk futbolunun cümlesinde gösteremezsin...

fakat tefrika sınırlarına ulaşmış eleştirilerinin bir çoğunun, seni bilmem ama benim gibi kıçı kırık bir yöneticinin iş hayatında yaşadığı hezeyanlardan ve bir çok insan evladının hayatının bir çok evresinde yaptığı hatalardan, insani saçmalamalarından ne farkı var? saydığın hataları farklı ölçeklerde yapmayan kaç kişi tanıyorsun?? hep tutarlımıydı en çok alkışladıklarımız?

Şadan Beyi hatırlıyorum... geçen kongrenin kapısından girerken karşılaşmıştık...oyunuzu istiyorum demişti..versemiydik sizce Alper Bey??

19 Mayıs 2010 22:19  
Blogger aspayze dedi ki...

Ben Fenerbahçe'yi önce radyolardan tanıdım. Sonra siyah beyaz televizyonlardan ve gazete sayfalarından. 70'lerin sonlarında bir yıldı ama hatırlamıyorum hatta kiminle oynadığımızı bile hatırlayamıyorum, İnönü stadında izledim ilk, dedemin ve dayımın arasında. 83'te orta okulu bitirince babam sordu "Ne istersin?" diye. "Beni Fenerbahçe maçına gönder" dedim. Önce Ali Sami Yen'de 4-1'den 4-4'e gelen efsanevi maçı izledim haftasonu, sonra hafta içi Mersin'i yenip Federasyon kupasını son kez aldığımız finalin ilk maçını, Kadıköy'de. Maraton'dan izledim, ozamanlar üstü açıktı. Ali Sami Yen'in yanında nasıl da kötü gözükmüştü gözüme, ne çok üzülmüştüm. Bahsettiğin 89 sezonunda İTÜ'de 3.sınıf öğrencisiydim, neredeyse tamamını staddan seyrettim sezonun -Rıdvan'ın çalımlarını, Aykut'un gollerini, Oğuz'un paslarını- daha sakin oluyor diye okul tarafındaki açıkta. 83'te benim hayal kırıklığı ile karşıladığım stadın yerinde bugün muhteşem bir eser var. Aziz Yıldırım'ın sayesindedir demiyorum. Biliyorum ki biz büyük Fenerbahçe olmasaydık ne o stad olurdu, ne Fenerium mağazaları, ne de her yıl katlanarak büyüyen ekonomisi. Ama seni, beni, Aziz beyi ve bizim gibi Fenerbahçe'yi yürekten seven insanları birleştiren bir ortak duygu var: Fenerbahçe aşkı. İşte ben bu aşkı duyan her insana, sempati ile bakıyorum. Biliyorum, Aziz bey öfkeli bir insan. Herşeyin en doğrusunu yaptığını düşünüyor, herşeyin en iyisini bildiğine inanıyor. Ona çok kızmama rağmen Onsuz bir Fenerbahçe'yi hayal bile edemiyorum.

19 Mayıs 2010 23:11  
Blogger turhanatakan dedi ki...

fenerbahçeli değilim ama blog yazarıyla da yorum sahipleriyle de empati kurabiliyorum. benzer şeyler -aynı demiyorum- galatasarayda da var, hemen her takımda da. misal celal doğan gitti gaziantep vasatlaştı. ama bahsetmek istediğim farklı birşey. yazının aklıma getirdiği apayrı birşey ama konuyla alakalı bence.

birincisi aziz yıldırımın tesisleşme, ekonomik gücü artırma vs. gibi konularda fenerbahçenin geldiği noktada önemli payı olduğu malum. ancak bana hep normal olanı -ama ülke dinamikleri, taraftar profili vs. düşünüldüğünde hiç de kolay olmayanı- gerçekleştirmiş gibi gelmiştir. 3 büyüklerin potansiyelini düşününce fenerbahçenin geldiği noktada daha önceden 3 büyüğün olması gerekirdi. bu bakımdan aziz yıldırım zaten bir yöneticiden beklenen bir şeyi gerçekleştirmiştir. türkiyede ilk olarak bazı şeyleri yapmasından ötürü de zaten fazlasıyla övgü alıyor. ama kendisine getirilen her eleştiride yaptığı olumlu işlerle onu savunmak bana mantıklı gelmiyor.

aklıma 16 senedir başımıza musallat olam gökçek geliyor. yaptığı her pislikte karşı argüman olarak "abi adam iş yapıyor, hakkını yemeyelim" denmesi geliyor, aziz yıldırım pis işler yapıyor anlamında demiyorum bunu, ama sportif olarak iletişim olarak ve hep bahsedilen ama bizde klişe hale gelen her söz gibi yanlış anlaşılan kurumsallaşma olarak bana oldukça başarısız geliyor dışardan bakınca. fenerbahçe taraftarının haklı olarak 2-3 gündür dile getirdiği kendi başarısızlığını unutup fenerbahçenin 2. olmasına sevinen diğer takım taraftarları eleştirisi gibi mevcut başkanların kötülüğü yüzünden aziz yıldırım aradan sıyrılıyor. tesisleri kurduğu ama o tesislerden tek bir genç oyuncunun a takıma çıkamadığı hep 2. planda kalıyor. ya da yarattığı ekonomik gücü saçma sapan transferlerle heba ettiği (çünkü biz ve beşiktaş daha da saçmasapan hamlelerle onu göreli olarak iyi gösteriyoruz). ya da bir tek kişi çıkıp da kurumsallıktan bahsedilirken hep bu tip durumlarda aziz yıldırımın çıkıp konuşmasının garip olduğunu söylemiyor.

çalıştığım işten aldığım eğitimden anladığım birşey var ki bu ülkede ciddi bir yanılgı var. kulüp başkanları için adamların hepsi kendi işlerinde başarılılar ama spordan anlamıyorlar deniliyor. aslında düpedüz bu ülkedeki iş adamlarının büyük çoğunluğu da iş dünyasında kurallar adil, ortam şeffaf olsa başarısız olacaklar. onlar kendi işlerini de bu şekilde gördüklerinden ve futbol kabul etsek de etmesek de bu ülkedeki nispeten temiz alanlardan biri olduğu için futbolda bocalıyorlar. bu adamlar iş dünyasında da bu şekilde yükseliyorlar ve sıkıştıklarında işlerini başka yollarla görüyorlar. sadece futbol kadar herkesin takip ettiği alanlar olmadığından tabiri caizse yırtıp, başarılı addediliyorlar. yani kullanılan kaynağa ve elde edilenlere bakınca düpedüz başarısız çoğunluğu.

19 Mayıs 2010 23:59  
Blogger mehmet dedi ki...

@PVH

Aynı olan düzen olmasın?

20 Mayıs 2010 00:29  
Blogger TA dedi ki...

pvh aziz yıldırımı eleştirmiş.aslında iki zihniyet aynı.niye eleştirir anlamak zor.kendi blogunda işine gelmeyen yorumları yayınlamaz.eleştiriye tahammülü yoktur çünkü.sonra çıkıp aziz yıldırımı eleştirir.önce eleştiriye tahammül etmek lazım.önce kendine bakacaksın sonra başkalarını eleştireceksin.sende aynısın pvh.

20 Mayıs 2010 07:09  
Blogger TA dedi ki...

gayet başarılı bir yazı.sağduyulu bir fenerliniin düşünceleri.fener yenilmeyi hazmedemiyor.bunun için yenilmemek için her türlü antipatik işleri yapmaya kalkıyorlar.hakem odası basmalar futbolcuların her posizyonda hakemlere itiraz etmeleri vs.
fb de kimlik sorunu var gibi.bjk muhalif duruşu ile kendine bir yer ayırtmış.çarşı herşeye karşı.galatasaray aristokrat yapısı ile kendine bir yer ayırmış.galatasaray lisesi vs.
fenerin ise bir duruşu yok neredeyse.burjuva takımı demişti france football dergisi.hal böyle olunca fener için varsa yoksa kupa almak kazanmak kalıyor bu kimliğin yerine doldurmak için.yani fener kazanınca birşey oluyor kaybedince hiç.geçmişte durum nasıldı bilemiyorum tabi.sanırım bu kimliksizlik ali şenle başlayan aziz yıldırım ile devam eden bir süreç.
aykut oğuzun ali şen zamanında kovulmasıda buna örnek gösterilebilir.kimlik sahibi iki insan.
fenerbahçe kimliksizlik sorununu kazanarak doldurma yerine bir duruş sahibi olma yönünde kendine bazı açılımlar yapması gerek.

20 Mayıs 2010 07:26  
Blogger Esen dedi ki...

Aziz baskan cok onemli isler yapti Fenerbahcemiz icin, ona lafimiz yok. Bence benim gibi bir suru Fenerbahcelinin derdi Aziz baskanin ben yaptim, o yuzden ben tanriyim edalari.
Oysa o yonetici olarak gorevlerini yapsa ve fazlasina karismasa, teknik direktor ve oyuncu secimlerini sportif direktor'e (tabi yeni bir olgu bu) biraksa ya da bir grup halinda herkese danisarak alsa.

Bana her zaman ters gelen sey, Aziz baskanin herseyi yonetmek istemesi olmustur. Kardesim birak da teknik direktor, futbolcu ya da yardimci antrenor secimlerini de baskasi yapsin ya da onlara danis. Yookkk... sanki hep parayi ben verdim o yuzden benim dedigim olur edasi var.

Tabi bir de herkesi ve herseyi suclamasi ama ne yazik ki ona alistik neredeyse.

20 Mayıs 2010 07:48  
Blogger varol döken dedi ki...

ali koç'un başkan, pierre van hoojidonk ve hollandalı bir ekibin başını çektiği yeni bir yapılanma...

aziz yıldırım da gelsin etap birahanesinde bir biramızı içsin ne var yani...

20 Mayıs 2010 09:47  
Blogger Bruskvilla dedi ki...

@Esen e katılıyorum Aziz Yıldırım herşeyin en iyisini kendisinin bildiğini zannediyor, herşeye karışıyor.
@TA asıl Galatasaray burjuva takımı, istersen biraz araştır o söylemi GS için kullanıyorlar, Fenerbahçe halkın takımı son yıllarda kulübün tesisleşmesi, mali açıdan yapılanması hatta tribün yapılanması Fenerbahçe'yi burjuva takımı gibi gösteriyor olabilir. Fenerbahçe Anadolu takımıdır, Anadolu'da da halk artık eski halk değil, halk artık sizin Fransız güdümlerine bakıp iç geçirmiyor kendi de bir aksiyon yaratıyor.

20 Mayıs 2010 09:48  
Blogger rendekar dedi ki...

Görseldeki çubuklu da "fenerium" üretimi olmayanlardan olsaydı, daha anlamlı olurdu abi. Eline sağlık, güzel yazı..

20 Mayıs 2010 10:25  
Blogger Sade dedi ki...

aziz yıldırım'ın tuğla ile arası iyi ama topla arası kötü.

Tuğla ile ilgili yaptıkları:... gerçekten başarılı. Kulübün işletmecisi olsun o zaman başkanı değil.

Top ile ilgili yaptıkları: çaba, kabul, rest, yenilgi. sonrası antipatiye dönüşen komik gündem saptırma çabası.

20 Mayıs 2010 10:42  
Blogger Erdem dedi ki...

pardon sizin mabediniz neresiydi, üstüne stad yapmışız haberimiz yok?

veya hocalar gönderilirken taraftar gözyaşı döktü göndermeyin bu hocayı dedi de aziz yıldırım mı kovdu?

kimi hususlarda aynı hisleri paylaşabiliriz, ama önemli farklarla. ben taraftarın cebine elini sokmasını "normal karşılıyorum" buna rağmen bana verdiklerini yetersiz buluyorum. siz elin cebimizde diye kızıyorsunuz. efsane günler diye nitelendirdiğiniz gün de futbol da geride kalmıştır. çamurlu sahalarda dostane mücadeleler falan.

bir kere anlaşalım, futbol klüpleri ya da spor klüpleri spor için vardır. öyle duruş falan sergilemek için değil. bizim bi duruşumuz vardı, yok g.saray ruhu falan bunlar safsata. biz spor için burdayız, spor yaparız. maksadımız da başarılı olmaktır. spor klübünün sergileyebileceği tek duruş "ahlaki spor" duruşudur. f.bahçenin aziz yıldırım döneminde bu ahlaki duruştan uzaklaştığını düşünüyorsanız diyecek sözüm, aksine f.bahçenin gayri ahlaki hareketlere maruz kaldığıdır.

yani diyecek çok şey var da uzatmayalım.

20 Mayıs 2010 10:51  
Blogger enis dedi ki...

bi gram bişey anlamamışsın..soruyosun diye söylüyorum sakın yanlış anlama..sana geri verelim mabedini,ali başkanını şadan başkanını mutlu ol..biz nasılsa bir gün tekrar şaha kalkarız da sen ne hale düşersin özlemini duyduklarınla onu bilemem..saygılar..umarım block etmezsin

20 Mayıs 2010 11:27  
Blogger Alper Öcal dedi ki...

Erdem,

Yaz yazabildiğin kadar. Onun için var bu blog. Tribünde özgürce konuşamıyorsun, kongrede konuşamıyorsun, en büyük Fenerbahçe forumunda konuşamıyorsun. Burada konuşun. Rahat olun.

Şunda anlaşalım.

Fenerbahçeli Fenerbahçe'ye katkıda bulunmaktan gocunmaz. Elini cebine Fenerbahçe taraftarından fazla sokan yok Türkiye'de. Götüne don giymemek, aç kalmak pahasına, gidip forma alacak Fenerbahçeliler var. Biz de aldık.

Mesele bu değil. Elini cebime sokuyorsun kızgınlığından kasıt, yönetim anlayışının bunu bir görevmiş gibi sunmasıdır. Alanla almayan üzerinden ayrım yapıp, statü belirlenmesidir. Gerçek taraftar, çakma taraftar muamelesidir.


Türkiye'de spor kulüplerinin ayrıştırılabilir bir kimliği ve buna paralel bir duruşu yok. Buna katılıyorum ama sportif duruşları vardır.

Velakin geride kalan bir şey yok. O geride kalanlarla yazıldı Asr-ı Fener. Bu kulüp bugün bu kadar büyüdüyse o geride kalan dönemlerin jenerasyonunun ağabeyliğinde büyüdü.

İsimlerini zikretmeye çalıştım yazıda. Görmezden gelemezsin bu ağabeyleri, o kökleri yerinden sökemezsin. Aziz Yıldırım bu isimlere en çok vefayı gösteren başkandır; ama bunu o zamanlar sergilenen mücadeleyi görmezden gelerek yapıyor. Ne dediklerini, ne yaptıklarını anlamadan yapıyor. Mevzuya hakim değil.

Yüksel Günay diye biri çıkıp kadın bir başkan adayına kongrede saldırabiliyor o yüzden. Ne dediği önemli değil çünkü, Aziz Yıldırım'ın karşısında durması kafi.

Son olarak Löw ve Zico'nun kalmasını isteyenler de çoğunluktaydı. Şampiyon olunamayan bir sezonda ilk defa takıma teşekkür etmiştir bu taraftar. Aydın Örs için yürümüştür. Ne olmuştur peki ?

20 Mayıs 2010 11:37  
Blogger U.K dedi ki...

Aziz Yıldırım'ın yanlışları ve burnundan kıl almaz tutumu konusunda hemfikirim.

Ayrıca burada bir tavukmu yumurtadan, yumurtamı tavuktan durumu söz konusu. Fenerbahçemi antipatik oldu, yoksa okadar kontrolsüz ve amatörce!!(PR) büyüdüki bu kadar çok düşman sahibi oldu.

Bu süreçte kurumsallaşma konusunda profesyonel davranan işadamlarının başarısı gayet normal bir sonuç. Asıl sorun sorun bu profesyonel olan adamların aslında stadı yakan taraftardan, taraftar hissi olarak farksız olmaları. Yani büyürken profesyonel, kaybederken taraftar, bu koca koca adamlar.

Bende Alex golü kaçırdığında camı yumrukluyorum,Aziz Yıldırımda. Fark yok.

Bu ölçüde nefret edilen kulubün yöneticilerine ufak bir pencere; Son seçimlerde AKP'nin, şu anda Gandi Kemal'in yükselişi profesyonel PR ekiplerinin işleri.

Çözümse net; Aziz Yıldırım kurumsallaştırdığı kulubün kurumsal yönetilmesine (transfer, halkla ilişkiler, FBTV vb..) taraftarlık hislerini karıştırmadan izin verecek.

Aksi, heleki Ali Şen kafalılarla, aile şirketini tekrar padişahlık günlerine döndürebilir.

20 Mayıs 2010 14:32  
Blogger tarık ziya dedi ki...

Çok güzel yazmışsın.trabzonspor lu olarak müsadenle bu yazını fenerli arkadaşlarımla paylaşmak isterim...

20 Mayıs 2010 14:57  
Blogger Valthord dedi ki...

şu yazıya tek kelime laf eden fenerbahçeli değildir, azizsporludur. gidin zaman geçirmeden kombinenizi alın, "büyük başkan" diye tezahüratlar yapın. belki aziz bu sefer güiza'yı yollayıp necati'yi alır o kombine paralarınızla.

20 Mayıs 2010 19:00  
Blogger alihoca dedi ki...

Sn Erdem ERGİN,
Sn Aspeyza,

Yorumlarınızı paylaşıyor ve teşekkür ediyorum.

Lider dediğimiz kavramda;
Akıl, zeka, vizyon sahibi olmak gibi bir çok üstün özellik aranır ve tabii ki kimi eksiklikler ve kusurlarda eleştiri ile karşılanmaları doğaldır.

Ama aynı kavramın tanımında ''ideal' olarak yer alan üstün özelliklerinin tamamının sadece tanımda bulunabileceğini kabul etmemiz gerekir sanırım.

Şimdi, bu Camianın on yılı diyebileceğimiz bir zaman ve tarih dilimine damga vurmuş birkişiyi yargılarken;

Teslim aldığı günden başlayarak hazır bulduğu ortamı iyice bir anlamalıyız.

Sonrasında yaptıkları veya yapamadıklarına geçmeden önce;

Çağdaşı olan kulüp ve başkanlarının yeteneklerini, harcadıkları mesaiden tutunda, vizyonlarını, neler yaptıklarını, verdiklerini aldıklarını bir bir araştırmalıyız.

Hatta bir ara aynı camia içinde apartta bekleşen ve her fırsatı ganimet bilerek bir parça koparabilmek için diş geçirenleri, diş geçiremeyen ama diş bileyenleri, sırta hançer saplayanları veya saplamak için can atanları da ihmal etmeden incelemek lazım.

Velhasıl;

Tarihe mal olmuş kişilikleri salt yetenekleri, eksik ve kusurları ile yargılayıp infaz etmeden önce;

Devraldığı mirası, görev yaptığı dönem ve ortamı, koşul ve zorlukları araştırıp öğrenerek sadece yapamadıkları ile değil, çağdaşı olan kulüp ve liderlerin yetenek ve icraatleri ile kıyaslanarak ve vefa duygusu ile başarıları teslim edilerek değerlendirilmelidir.

Diye düşünüyorum.

20 Mayıs 2010 19:01  
Blogger plague dedi ki...

tamam gitsin bu adam ama yerine kim gelcek kim bu adam kadar ilgilenecek ..sadece fenerbahce degil ligdeki butun takımlar bu adam sayesinde geciniyo..bedava biletten tut yayıncı kuruluştan alınacak paralara kadar herseyi bu adam belirledi çıtayı bu adam yukseltti..hatası yok mu bi suru var ama bana sorarsanız buyuk tek hatası daumu tekrar getirmek..onca guc gostersinden sonra kovdugun adamı almak yakıstı mı?.

21 Mayıs 2010 00:57  
Blogger Fuat dedi ki...

Meyve veren agac misali diger takimlarin taraftarlari kadar taslaniyor Aziz Yildirim da. Diger takimlari halen anlayamiyorum nedir bu nefret ama yazdigin "Ama benim bu renklere gönül verirken herkesten sakındığım safiyane duygularımı kirlettin" sozu biraz agir sanki. Buz daginin gorunen kisimlarinda futbol takimi icin konusursak 4 yil icinde kacan 2 son mac yikimi kesinlikle agir geldi bana da tum Fenerbahcelilere de. Bu sene ki Bilica nin yaptiklari ve son anons skandalinin kabul edilecek hicbir tarafi yok. Ama bu takim bu yil ligde tum kulvarlarda en fazla amc yapan takim. Iki final kaybetmis ama ilk 8 ve son 9 haftaki mucadelesine kim ne diyebilir? Futbol disindaki branslardaki sampiyonluklari neden gormezden geliyorsunuz? Ezeli rakiplerine karsi futbol da dahil attiklari galibiyet sayilarindaki farklara? Bir bakan bile cikip Fenerbahcenin yedigi gollerde saibe ararken, tum takimlar ekonomik olarak daha da ezilmemek adina (sampiyonluk ve sampiyonlar liginden gelecek paralar ehsaba katildiginda) karsinda dururken camur atarken daha fazla hirslanmalarina? Herkes hata yapabilir. Zico geldiginde birimiz bile icimize sindirdik mi? Sezon ortasina kadar ornegin oynattigi oyundan hangimiz memnunduk ta ki Daum un tek forvet sistemine gecince gelmedi mi basarilar ceyrek finaller? Guiza gelirken Ispanya nin gol kraliydi, milli takimin Avrupa Sampiyonasinda oynayan oyuncusuydu hangimiz kotu transfer dedik? ya da Deivid in ilk sezonu sonunda gonderilmesini istemeyen tek Fenerbahceli var miydi? Insanlar hatalar yapabiliyor ve tarzlarini da herkes sevecek diye birsey yok. Bugun ulkede Ataturk bile tartisiliyor daha otesi yok zaten. Aziz Yildirimin saksakciligini yapacak halim yok babam degil kardesim degil yalniz bu takim icin yaptiklari da az buz degil. Begensek de begenmesek de dunya futbolunda kuluplerin markalastigi donemde caga uyum saglatmaya calisiyor. Alex' in son dakikalarda disari attigi topta camlari yumruklamasi kadar seviyor Fenerbahceyi. Kisisel egosu yuksek mi daglar kadar ama su Turkiyedeki kimin eli kimin cebinde belli olmayan bir ligde az bile yapiyor...

21 Mayıs 2010 01:29  
Blogger Sohu dedi ki...

Bir spor klübü düşünün ki faaliyette olduğu tüm branşlarda şampiyon olsun ya da final oynasın. Başkanını sevmezsiniz belki sevemezsiniz ama bu başarıları da inkar edemezsiniz.

21 Mayıs 2010 09:24  
Blogger Sohu dedi ki...

Hıncal Uluç'un başlattığı Aziz Yıldırım nefretliği tüm medyayı esir almış ama üzülerek görüyorum ki Fenerbahçeliler bile ne dediğini anlayamıyor. Ercan Güven'in Milliyet'te bugünkü yazısını okumanızı tavsiye ederim.

21 Mayıs 2010 09:48  
Blogger varol döken dedi ki...

yukarıdaki son 3 yoruma karşılık tekrar yazma ihtiyacı hissettim...

aziz yıldırım'ın tek büyük meselesinde aslında doğru olan tek şey var, kulüp bazında değil şirket bazında... örnek model oldu... nasıl ülker'in following stratejisi varsa, şu anda özellikle galatasaray şirketleşme, kurumsallaşma, tesisleşme bazında fenerbahçe'nin takipçisi oldu...

bunları ve ayrıntılarını daha çok yazmaya gerek yok... ben istifa çığırtkanlığı da yapmıyorum, sadece zico'dan beri süregelen idari anlamda bir yanlış var ve aziz yıldırım artık bundan dönemez, istese de dönemez... çok ama çok büyük bir hata yapıldı, açıklaması yapılmadı, yapmaya da tenezzül etmedi...

benim çözüm önerim, ali koç'un başkanlığından pierre van hoojidonk'un hollandalı bir altyapı sistemiyle geri dönüşüdür... ali koç kurumsal yapıyı devam ettirebilecek, yüz ve güç olarak fenerbahçe'ye en yakışan, ayrıca kesinlikle yıpranmamış, çok beyefendi ve başkan oluşuyla beraber bize karşı duyulan ortak nefreti minimuma indirecek isimdir...

aykut kocaman ise 96 yılındaki açıklamasından beri benim için türk spor tarihinin tek kahraman figürüdür ama teknik direktör olarak gelmesini istemiyorum, bireysel yetenekleri değil ama savaşçı kişiliğini eksik buluyorum ve sanırım onu yıpranmasını istemeyecek kadar seviyorum...

sonuç olarak aziz yıldırım alkışlarla gitsin aziz pierre omuzlarda gelsin:)

21 Mayıs 2010 11:02  
Blogger Bruskvilla dedi ki...

varol döken'e katılıyorum. Aslında bu görüşte birçok Fenerbahçeli de var. Ali Koç'un başkan olmasını isteyen çok kişi var, ama yanlış bilmiyorsam o da istifa etmek istemiş ve Aziz Başkana istifa edelim demiş, doğru mu bilmiyorum tabi.
Yine Aziz Yıldırım'a Zico'dan dolayı bozulan çok fazla taraftar var. Tıpkı PVH'yi kovuşundan dolayı Daum'a bozuldukları gibi.
Keşke Ali Koç başkan olsa, Zico geri gelse, PVH'de altyapıdan sorumlu yapılsa.

21 Mayıs 2010 13:50  
Blogger aspayze dedi ki...

Sevgili Fuat,

Yazdıklarının hemen hemen tamamına katılıyorum. Biraz yukarıda bir şey ifade etmeye çalıştım; Aziz Bey bu kulüp için çok şeyler yaptı, şimdi hepsini yazmaya kalksak paragraflar sürer. Ve katıksız bir aşkla da Fenerbahçe'yi sevdiğine kimsenin kuşkusu yok.
Ama bu aşk yüzünden belki de bir çok hatanın da altına imza attı. Biz taraftar olarak Guiza'nın transferine, Aragones'in teknik direktörlüğe getirilmesine "Aman ne güzel İspanya'nın gol kralı, İspanya'yı Avrupa Şampiyonu yapan adam bize geliyor" diye sevinçle karşılayabiliriz. Biz sadece taraftarız. Oysa Aziz Bey kulübün başkanı, hem de herşey hususunda tek karar verici kişi. O, Guiza'nın 27 yaşına kadar hiçbir parlaklık gösteremediğini, Aragones'in son 30 yıldır İspanya liginde şampiyon olamadığını görmesi yada bunu kendisine gösterecek yapıyı oluşturması gereken kişidir. Onun eleği bizim ki gibi olamaz, olmamalı. Geçen yıllar içerisinde Aziz Bey de çok değişti, kendisini geliştirdi. Ama bazı şeyler hiç değişmiyor: 11 yıl önce şampiyon olamadı diye Löw'ü kovmuştu ve bir çoğumuz alkış tutmuştur.Bugün Daum'u kovuyor şampiyon olamadı diye, yine birçoğumuz alkış tutacağız.

21 Mayıs 2010 13:51  

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa