14 Mayıs 2009 Perşembe

Top Secret



Nisan 2008'de Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final oynayan, 87. dakikaya kadar Stamford Bridge'e tırnak yedirten, ligde son haftaya kadar şampiyonluk kovalayan, kupada 9 kişiyle Galatasaray'a kafa tutup son dakika golüyle elenen takımın üzerine trilyonlar akıtıp 13 ay içerisinde ligde 5. olan, Şampiyonlar Ligi'nde 0 çekmekten zor kurtulan ve kupa finalinda rezil olan bir takım yaratmayı en büyük Fenerbahçe düşmanı dahi beceremezdi.

Aziz Yıldırım becerdi. Cuma günü merakla bekliyorum bu formülü öğrenmeyi.

Seneye de İbrahim Akın Veliefendi'den kurtarır artık takımı.

Edit: Blogu takip edenler de görsün istiyorum.

#10 & ahmtblt

Aziz Yıldırım da sizin gibi düşünüyor. Sadece kendi yarattı zannediyor ve yine istediği zaman yaratabileceğini sanıyor.

O yüzden başına buyruk, ne isterse yapıyor. Zico gidiyor, Daum gidiyor, Löw gidiyor, Atilla Kıyat gidiyor.

Kendisi ve 3 arkadaşı dışında kimseye saygı göstermiyor, emeğinin hakkını ( manevi olarak ) vermiyor. Zico'yu, Appiah'ı hanginiz biliyordu diyor; Josico'yu da göreceksinizin buyuruyor.

O yüzden de günah çıkartamıyor, ihale hep başkalarına kalıyor. Başarıda en önde durup, sarı kravatına gözyaşlarını silerken, 2004'te Denizli'de tur atarken, başarısızlıklarda kayboluyor. Bu ikinci 14 Mayıs akşamı oldu başkanımı aradığım. İkisinde de bulamıyorum.

Hatalar yaptım, şunu yanlış yaptım diyemiyor. Tesis, Stad, fenerium, amatör branş ile savunmaya geçiyor.

Daha da kötüsü başkalarının da dememesi için ne varsa yapıyor. Milyar dolar değeri olan bir kurumun yapısını hala bilmiyorum. Herşeyimle sahiplendiğim ve katkıda bulunduğum kurumdan birkaç kötü niyetli herif çıkıp da ortaya bir taş atmadığı takdirde hiçbirşey öğrenemiyorum.

Siz de bu mantığınızla bunlara çanak tutuyorsunuz. Şeyh uçmaz müridi uçururmuş. Yapmayın bunu. Ben de yaptım zamanında, inanın işe yaramıyor. Daha da kötüye gidiyor.

Yine de Cuma günü için umudum var. Elbet birgün Aziz Yıldırım da ayrılacak ama böyle ayrılmasını istemem. Umarım Cuma günü aynı masalı anlatmaz.

Etiketler: ,

24 Yorum:

Blogger tozasor dedi ki...

Adam and içti şu takıma adam gibi bir hoca ve futbol direktörü getirmemeye.. Şaka gibi yahu, Aragones resmen dalga geçti.. Elinde osuruktan bir kupa kalmış kalede cidden memleketin en berbat kalecisi..

Yarından tezi yok Selçuk, Uğur, Ali Bilgin falan gönderilmezse yazıklar olsun başkana..

Takım sürünüyor bu sürünmede katkısı olan tüm yabancılarla sözleşme yenileniyor.. Sonra da ağlıyorsun yabancı sınırı diye.. İnat ettiler şu takıma kanat adamı ve ön libero almamaya..

Selçuk'un da suratına tüküreyim.. Her maçta kaptırdığı toplar rakip için pozisyon oluyor herifçioğlu hala senede 2.5 milyon euro istiyor.. Gerçi sen Deivid'e Carlos'a bir dünya para dökersen ister tabi..

Seneye hiçbir şey değişmeyecek Daum falan geri gelmeyeceğine göre.. Onu da zamanında nasıl getirdiler hayret ediyorum, Daum olmasa Aziz Yıldırım bugüne değil başkan müstahdem bile kalamazdı kulüpte..

14 Mayıs 2009 00:13  
Blogger alperensaylar dedi ki...

ben de merak ediyorum acaba ne bahane bulacak?

bir de cidden merak ediyorum acaba yazın aragones'in de katkısıyla mı kazandı euro 2008'i ispanya yoksa ona rağmen mi kazandı?

14 Mayıs 2009 00:15  
Blogger ahmtblt dedi ki...

Ben de bu mantigi anlamiyorum....

"Nisan 2008'de Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final oynayan, 87. dakikaya kadar Stamford Bridge'e tırnak yedirten, ligde son haftaya kadar şampiyonluk kovalayan, kupada 9 kişiyle Galatasaray'a kafa tutup son dakika golüyle elenen takımın..."

O takimi yaratan kimdi söyler misiniz? Baskan kimdi o vakit? O oyunculari, o hocayi getiren kimdi?

Hakketen anlamiyorum bu mantigi ben, gercekten...

14 Mayıs 2009 00:35  
Blogger #10 dedi ki...

iyi de, gecen sene o takimi yaratan da bu adam degil miydi? Seneye bikac iyi transfer yapsa, takimda lig de sampiyon, UEFA Ligi'nde yari final oynasa "Buyuk Baskan"olmayacak mi yine?

14 Mayıs 2009 00:37  
Blogger alperensaylar dedi ki...

eğer fenerbahçe=aziz yıldırım olmuşsa bitmişiz demek ki...

14 Mayıs 2009 00:47  
Blogger saman adam dedi ki...

Hocam, Aziz Yıldırım küçük çocuklar gibi sevgi arsızı bir adamdır;istediği tüm ilginin onun üzerinde toplanması ve tüm başarının ondan bilinmesidir. Zico'nun gidişinde de, Tuncay'ın gidişinde de bazı yöneticilerin gidişinde de ve özellikle de amatör branşların idarecilerine varıncaya kadar birçok kişinin gidişinde bunun çok büyük etkisi vardır. Tabii bir de ona şartsız bir şekilde itaat etmemenin de en büyük ikinci etmen olduğunu belirtmek isterim.(Edu Coimbra)(?)Bir adam düşünün ki Türkiye tarihinin en önemli birkaç basketçisinden biri olan sporcusu daha rekabetçi bir takıma gidip Avrupa'da daha etkin başarılara imza atmak istedi diye onu kendisine ihanet etmekle suçlasın ve bu düşüncesinde hiçbir şekilde bir gariplik bulmayıp bunu Fbtv'de yahut başka platformlarda dile getirsin. (İbrahim Kutluay) Aziz Yıldırım açısından biatın ne demek olduğunun çok açık bir göstergesidir bu olay.

Aragones'i hedef tahtasına oturtmanın haklı bir tarafı yoktur; 2-3 sezondur kadro kalitesi gittikçe düşen bir takımla, sağlıklı bir şekilde karar verme yetisini daha da yitiren bir başkan ve yönetimin altında çalışmak hiçbir şekilde kolay değildir. Dolaysıyla sorun o değildir.

Bundan bir iki yıl önce Fatih Terim'in ismi geçtiğinde olmaz denilirdi ama biraz düşününce şunu fark etmiştim ki olur hem de bal gibi olur. FT başarılı olsa dahi Fenerliler tarafından sahiplenilmeyecek ve AY'nin önüne konulmayacaktır. Üstüne üstlük başkana övügler yağdırılacaktır bu hamlesi sebebiyle. Dolayısıyla tam da AY'nin istediği gibi(en başta değindiğim) bir ortam oluşacaktır. Ve bugün şunu artık biliyoruz ki AY, FT için gayet ciddi girişimlerde bulunmaktadır, tabii ki Scolari onun için daha öncelikli. Peki niye Scolari? Çıkış noktasındaki hesabı kitabı neydi çok önemli değil ama Scolari artık bir takıntı haline gelmiştir AY için tıpkı Emre yahut Carlos gibi. Bu inat onun karakterinin en orta yerinde duran bir haldir. [daha evvel değindiğim yalnızca kendisinin (ve bir de kendisinin izin verdiği kişilerin) takdir edilmesi arzusu ile beraber]

Aziz Yıldırım'ın başarısızlıkları için yukarıda değindiğim birkaç husus bile yeterince açıklayıcıdır aslında. Finansal açıdan o kadar sağlam bir kulüp oluşturmasına rağmen lig 6.lığı (7.lik miydi yoksa), sıfır çekmeler, birinci turlarda hüsran yaşamalar, eski sistemde TK'nın daha ilk turlarında unutulmayan yenilgiler almalar vs. çoğunlukla bu karakterin tezahürüdürler bence. (Ha başarılarını inkar etmek yahut küçümsemek de hiçbir şekilde mümkün değildir, geçen seneki çeyrek final gibi)

Biliyorum ki okuyan bazı kişilere çok basit bir yorum ve sözde bir karakter tahlili gibi gelecektir yazdıklarım ama ben bu mevzu üzerine çokça düşündüm ve yukarıda verdiğim birkaç örnekten daha fazlasında bunun doğruluğunu gördüm. Biraz bu açıdan olaya bakınca Aziz Yıldırım'ın bakış açısı bence daha kolay bir şekilde anlaşılacaktır. Maalesef ki Fenerbahçe'nin başkanı olmak bir tarafa bu ülkenin sayılı işadamlarından biri olan bir kişide bu kadar basit noktalarda yanlışlıkların yahut eksikliklerin mevcut olması kulağa garip gelse de bu sadece Yıldırım'ın da değil birçok başkan, yönetici yahut işadamında görülebilen bir sorunu. (bkz: Yıldırım Demirören, Mahmut Uslu vs.)

Netice-i kelam bu durum bir açıdan iç karartıcıdır çünkü AY artık çok büyük bir güçtür ki yerine ondan bağımsız hareket edebilecek birinin gelmesi çok zordur. E kendisinin değişmesi de pek bir zor malum can çıkar, huy çıkmaz kolay kolay. Diğer açıdan ise bence şu basit birkaç husus aşılırsa kalıcı ( tesadüfi olmayan)(?) başarılar için en azından başlangıç düzeyinde gayet güzel bir reçete yazılmış olur ki bu da beni ümitvar kılmaktadır. Ne diyelim, hayırlısı!

14 Mayıs 2009 01:16  
Blogger alperensaylar dedi ki...

valla benim umudum 2006'da ali şen'in de lafını dinleyip geri dönmesiyle tamamen tükendi.

bir de ali şen sorunsalı var ki eğer bütün söyledikleri dinlenseydi aziz yıldırım solda sıfır kalırdı.

14 Mayıs 2009 01:28  
Blogger hebenneka dedi ki...

@ ahmlblt

Ne bok yemeye bozdu o zaman?

Şu mantığı da ben anlamıyorum:

"O takimi yaratan kimdi söyler misiniz? Baskan kimdi o vakit? O oyunculari, o hocayi getiren kimdi?"

Ne ihtiyaç var o zaman teknik direktöre ya da oyuncuya, Allah gibi başkan var, yaratıyor işte.

14 Mayıs 2009 01:29  
Blogger aşkın dedi ki...

Kendi yazına referans vermek hoş değil ama fi tarihinde Noat Samisa bloguna yaptığım yorumu aktarmak istiyorum:
''Mükemmel bir özet.Eğrisi doğrusuna denk gelir, neydi Fener'in olayı?
Yıllardır kanatsız - kanat beksiz takıma bir anda kanat ve kanat bekleri alındı.Onlar da bilinçli olarak değil, kimi reklam için (Carlos) kimi ısrarlı telkinlerle (Gökhan) kimi de sırf rakipler almasın diye (Kazım - Uğur).
Bir Wederson'dur bilinçli alınan, o da uzun süre Ümit Özat'la devam edilmesinin Ümit'in kontenjanını tamamen tüketmesi nedeniyle, olsun artık kabilinden''

http://noatsamisa.blogspot.com/2008/10/ekol-oji-dn-akamdan-nce-ve-sonra-bir.html

14 Mayıs 2009 01:45  
Blogger hebenneka dedi ki...

@ #10

Daum kulüpte sadece çöpleri süpürürdü... Oyunculara ve takıma hiç karışmazdı. Ben bir gün çöpten tereyağı alıp koltukaltına sakladığını bile gördüm. Sabah dört buçuk gibi gelir, altı gibi giderdi. Zico da az enteresan adam değildi. Biraz daha geç kalkardı, Daum'a göre hafif de göbekliydi, rakıyı çok severdi. Ama kadirşinas bi arkadaştı... Hâlâ yazışırız. Daum ise sadece arada bir çaldırıyor, kontörü yokmuş garibimin.

Aragones de çok iyi bence. Geçen Beşiktaş maçından sonra beraber oturdular Aziz Başkan ile... Çöpleri belediye kamyonuna yüklediler. Bu kulüpte çöpleri belediye kamyonuna da Aziz Başkan yüklüyor artık biliyor musun? Daum gittiğinden beri böyle. Maçlardan sonra formaları da Aziz Başkan yıkıyor bir süredir. Bi çamaşır makinamız vardı, o da bozuldu. Aziz Başkan sağolsun, "siz dert etmeyin, ben yıkarım" dedi, altı haftadır o yıkıyor. Kapıcımız öldü geçen hafta, artık o işi de Aziz Bey yapıyor, sağolsun, hep başımızda olsun.

Geçen de İzmir'e gidiyoruz kupa finali için, yolda pilot hastalandı. Sağolsun Aziz Başkan uçağın komutasını ele aldı, bizi sağ salim İzmir'e indirdi. Gerçi Amerikan Filmlerindeki kadar gösterişli konuşmadı pilotla ama olsun, onu da Aziz Başkan yaptı.

Zaten ziktiret takımı, oyuncuyu, teknik kadroyu, takım olmayı di mi? Aziz Başkan varsa her şey vardır yoksa hiç bir şey yoktur. Bu kulüp yüz yıldır piçti de şimdi bir kimliği oldu, öyle mi?

14 Mayıs 2009 01:53  
Blogger DaesAgelmar dedi ki...

Aziz Yıldırım karakter olarak Bernard Tapie ile Jesus Gil arasında gidip gelen yapısı nedeniyle Fenerbahçe'nin sağlam bir oyun kültürünün oluşması imkansız gibi bir şey. O ısrarla Real Madrid olmak istiyor. Sansasyonel transferler, büyük tesisler amatör branşlarda başarılar ancak kaçırmış olduğu nokta şu ki seçmesi gereken örnek bence Barcelona yada ManU olmalı. PEP Barça'nın evladı ama B takımdan getirdiği oyuncularla kendi yağı ile kavrulmasını biliyor. Görmek istediğim takım bu seneki Barça yada ManU gibi oynamasın ama zaman içerisinde en azından şu an Bundesliga daki 6.- 3. takımlar gibi top oynama kapasitesine sahip olsunlar yeter. Alex bu takımın orta sahasında 90 dakika oynamasını kademeli olarak azaltmalıdır.

14 Mayıs 2009 08:58  
Blogger Bahadır dedi ki...

bu ibrahim akın olayına taktım ben. şaka dimi? rezalet ya!

14 Mayıs 2009 12:28  
Blogger ahmtblt dedi ki...

"Aziz Yildirim da sizin gibi düsünüyor..."

Bence benim ne düsündügümü anlamaniz lazim bunu söylebilmek icin evvela. Ama cevabinizdan bunun anlasilmadigini görülmekte...

Müridlik ithamini kabul etmiyorum... Elestirilerinize itirazi olanlari böyle damgalamadan degerlendirmenizi beklerim... Benim de size Zico müridi demem lazim bu mantikla.

Benim itirazim suna: Zico diyoruz, harika diyoruz, o adami gönderdi diye Aziz Yildirim'A kiziyoruz vs de, iyi de Zico, tanrinin bir lûtfu olarak gelmedi bu kulübe, simdi topa tutulan bu adam getirdi onu kulübe; yanlis mi, bunun neresinde hata var anlamiyorum bunu ben?... Daum'u da o simdi yerin dibine soktugunuz adam getirdi... Ve gönderen de Aziz Yildirim degildi, Daum kendisi gitti... Bunu da en az iki kere kendisinin röportajlarindan okudum ben...

Transferlerde hata olabilir... Josico da böyle bir transferdir... Ama cok dogru transfer hamleleri de yapilmistir... Yine bu taraftarin sevgilisi olan Alex'i de Aziz Yildirim döneminde elde etmisti Fenerbahce... PVH'yi de... Lugano'yu da...

Zico konusundaki hamelesini ben de elestirdim gecen sene... Cökmese Verkac.org sitesindeki yazilarimi kanit olarak da sunabilirdim... Gönderilmesinin yaninda gönderilme seklini de cok agir bir sekilde elestirdim, yine kanit maalesef cöktügü icin Verkac.org'un enkazi altinda kaldi... Kaldirilirsa ordan ilistiririm buraya gelip...

Ama diger taraftan ben insanlarin hata yapmaya hakki olduguna da inanmaktayim... Zico konusundaki tespiti Aziz Yildirim'in sonuc vermedi ama vere de bilirdi... Aziz Yildirim'in Zico konusundaki hesabi cok basit: Daha fazlasini istemek. Var olan ile yetinmemek. Chelsea, Sevilla, Inter karsisinda muazzam maclar cikartan takimin ayni zamanda ligte de firtina gibi esmesi gerektgine inanmak düz mantikla. Iki sezonluk lig performansiyla Zico'nun bunun yapamayacagina kanaat getirmesi (iki sezonda lig tarihinin en az puanla sampiyon olan takimi ikinci sezon da sampiyonlugu kaciran bir takim). Bunun pesinde kosmak... Burda kimseye yönelik yapilmis bir haksizlik sizin bahsettiginiz anlamda yok.

Bir tekniksel hamle var ama o hamleyi yaparken adilan adimlar da hata var. Simdi sonuc kötü geldigi icin elestirmek kolay... Ilk senesinde Zico'yu neredeyse yüzde doksani sevmiyordu Fenerbahce taraftarinin, simdi herkes Zicocu oluyor...

Aziz Yildirim hic günah cikartmiyor deniliyor; olabilir... Siz (genelde anlamda herkesi kastediyorum ayni zamanda) pekii yaptiginiz islerde ne derece aciksiniz elestiriye... Kim dönüp kendine bakiyor... Size yöneltilen elestiriye mürid sifatini hemen yapistirdiginiza göre bu anlamda cok farkiniz yok... Aziz Yildirim elestiriye acik degil, evet... Ama hatalarindan ders almadigi yaklasimi anlasilmaz... Bunca hata yapti bu adam 11 yildir ama ayni zamanda o hatali sezonlarinin arkasindan cok parlak zamanlar da yasadi takim... Hatalarindan ders almadi da tesadüfen mi geldi o parlak dönemler...Bu neden görülmüyor anlamiyorum... Neden bütün kötülükler ona mal ediliyor da, yapilan iyi hamleler hatalarin farkina varilip düzeltilen adimlar olarak degerlendirilmiyor...

Bir takim sampiyon olduysa kac kere, Sampiyonlar Liginde ceyrek final oynadiysa nasil oluyor da bunda o baskanin veya yönetimin aldigi kararlarin etkisi olmuyor anlamiyorum...

Aziz Yildirim'a kimseye hakkini vermiyor derken bence siz de ona hakkini vermiyorsunuz...

14 Mayıs 2009 12:41  
Blogger #10 dedi ki...

@hebenneka

zannediyorum macin kaybinin hezeyanidir seni bu kadar uzun yazmaya iten. oysa benim bahsettigim sey oldukca farkliydi. ben aziz yildirim' i neden elestiriyorsunuz demedim, tabi ki farkindayim yanlis hoca tercilerinin, transfer hatalarinin ve kurumsallasma adi altinda kulubun one man show a donmesinin. ve fakat bence bunu bu duruma getiren de yildirim her birakiyorum dediginde salya sumuk yollara dokulup baskan bizi birakma diye yollarda surunen fb taraftaridir. ha sen simdi cikip ben degildim, ben yapmadim dersin ama neyse...

ana fikir su elbette bu adamin elestirilecek tonla yanlis karari, yanlis tutumu var ve fakat eger aziz yildirim bu kulupte babasinin ciftligi kibi at kosturuyosa bunun en buyuk musebbibi cok cok uzun sure bu adama mesihmis gibi davranan fb taraftaridir.

takke dustu kel gorundu. yildirim' i elestirmek kolay acaba siz kendinizi elestirebilecek misiniz?!

14 Mayıs 2009 13:07  
Blogger hebenneka dedi ki...

@ #10

soru şu idi:

iyi de, gecen sene o takimi yaratan da bu adam degil miydi?

yanıt son paragrafta:

Zaten ziktiret takımı, oyuncuyu, teknik kadroyu, takım olmayı di mi? Aziz Başkan varsa her şey vardır yoksa hiç bir şey yoktur.

biraz daha açarsam:

Türkiye'de yöneticilerin tamamına yakınının da yapmaya çalıştığı bir şeyi yapıp Aziz Yıldırım da ısrarla yanlış bir anlamı kendine yüklemeye çalışıyor. Onlarca bileşeni olan bir takım oyununda başarının tek bir kişiden kaynaklandığı, her şeyin o kişide başlayıp bittiği sanrısına kapılıyor. Bu da muhtelif süreçler sonucunda uzun vadede tek bir sonuca götürüyor ki o da bir insan doğası klasiğidir zaten: "başarı varsa benden, başarısızlık varsa diğerlerinden".

Tekrar belirteyim, bu oyunda başarıyı ya da başarısızlığı getiren etmenler onlarcadır. Herkesin kendine düşen bir rolü vardır ve bu rol "A'dan B'ye kadar yürümek" gibi basit bir rol değildir. Her rolün pek çok ince detayı vardır. Her bir rolün en ince ayrıntısına kadar doğru bir şekilde kurgulanması ve her bir rolün kurgulanırken diğer rollerle ilişkisinin de doğru çerçevelere("bir çerçeveye" değil) oturtulması gerekir.

Ama siz bu temel kuralı unutursanız şapa oturursunuz. Kendi rolünüzün tanımından, kurgusundan uzaklaşır, koşar adım başarısızlığa doğru ilerlersiniz. İşte Aziz Yıldırım'ın geldiği nokta da budur. Her şeyin başlayıp bittiği yerin kendisi olduğu sanrısına kapılıyor; katıksız güç sarhoşluğudur bu. Çöpçülük, çamaşırcılık, kapıcılık, pilotluk rolleri bu sanrıyı vurgulamak için üretilmişti. "İyi de, geçen seneki takımı yaratan da bu adam değil miydi" sorusu da belirttiğim yaklaşımın doğruluğuna inanan birinden gelebilir yalnızca diye düşünüyorum doğal olarak. Takımın adı değişir, başkanın adı değişir, ama yaklaşım değişmez. Benim karşı olduğum bu yaklaşımdır oysa.

Aziz Yıldırım'ın gitmesi dertlerin bitmesi midir? Bu sorunun yanıtını bilemem, mümkün değil. Sorunun yanıtı yerine gelecek kişide gizli çünkü. O kişinin sorunun toplamına olan yaklaşımı şekillendirecek sorunun yanıtını. Tıpkı Zico'nun gönderilmesinde olduğu gibi... Ev sahibimiz kızacak belki ama ben Zico'nun üst düzey bir teknik direktör olduğundan emin değilim. Bu da şu an için yanıtını zamanın vereceği sorulardan biri bence. Ama günümüze dönüp Aragones'in yaptıkları üzerinden düşünürsek, bugünkü yanıt kesinlikle Zico'nun gönderilmesinin yanlış olduğudur. Oysa bunun tam tersi de olabilirdi. Bambaşka bir antrenör gelip çok iyi nokta transferler ve doğru saptamalarla takımı çok iyi bir noktaya da getirebilirdi. O zaman Zico'nun gönderilmesi de "doğru karar" olacaktı. Ama benim derdim bunlarla değil, yaklaşımla, zihniyetle, kafayla. Zico'nun gönderilmesinin temel sebebi o "ben" in önüne geçmesidir. Oysa sor Aziz Yıldırım'a, takımın CL'de çeyrek final görmesi tamamen kendisinin eseridir. "Şampiyon yaptım" diyen Denizli'ye "sen mi" deyişindeki gibi. Hani sizin de belirttiğiniz gibi "o takımı O kurmuştur". Ama tüm övgüler Zico'ya gitmiştir. İnsanlar kimi öveceğini doğru seçememiştir. Olur böyle hatalar :) gönderirsin hocayı biter. Bu çerçeveden bakınca da sapına kadar yanlıştır Zico'yu göndermek. Yerine gelen başarısız olunca onu gönderir, günah keçisi yaparsın. Başarılı olursa da övgünün kime gittiğine bakar, senden çok ona gelirse onu da gönderirsin. "Fasit daire" derdi eskiler... Karşı olduğum zihniyet işte tam bu.

"Tam kafama göre teknik direktör" kadar acaip bir laf olabilir mi yahu, ne demektir bu? Kendine nasıl bu derece tapabilir bir insan? Kıstası "kafama göre" diye koymak derecesinde hastalıklı bir yaklaşımın eseridir ortadaki manzara.

Fenerbahçe taraftarının tek bir kalıptan döküldüğü ya da aynı tornadan çıktığı yönündeki imalarınızı da garip bulduğumu ayrıca belirteyim. Domuz gribi geçer ama bu genelleme hastalığı geçmez der, güler geçerim.

(Galiba hezeyan halindeyken daha kısa yazıyorum :)

15 Mayıs 2009 01:36  
Blogger Alper Öcal dedi ki...

@hebenneka

Ev sahibi kızmaz merak etme :)

Bence de çok iyi bir teknik adam değildi, fahiş hatalar da yaptı ama tavrı çok başkaydı Zico'nun.

Benim Fenerbahçe algımla Zico'nun çizdiği profil birebir örtüşüyordu. Hem bunu hem de çok iyi teknik direktörü bulmak imkansız gibi birşey. Teknik adamlık da geliştirilebilir birşey. Hele ki futbol backgroundu bu derece üst düzey bir adamsanız.

Zico da bunu başarıyordu, üzerine koyarak ilerliyordu, eldeki dar kadroya rağmen. Ve tam da en verimli olacağı sezon kalması sağlanmadı.

Daum ile başlayan 4 sezonluk emek de çöpe gitti. Yazık oldu.

15 Mayıs 2009 05:54  
Blogger Ortega dedi ki...

So the story goes "di da di"...

15 Mayıs 2009 08:34  
Blogger varol döken dedi ki...

@alper öcal
ya olur da bu kadar mı olur be kardeşim, gittiğinden beri zico da çok mu iyiydi sanki diyen adamlara söylemekten bıkmadığım defalarca anlattığım şey:)

neyse zaten birazdan belli oluyor her şey, aragones gidecek, beriki gelecek, fark etmeyecek...

15 Mayıs 2009 10:29  
Blogger ahmtblt dedi ki...

Bana kalirsa Aziz Yildirim ile ilgili düsüncelerin icerisinde yiginla önyargi da mevcut...

Sadece Habenneka veya Alper Bey degil, bircok insan Aziz Yildirim'in sürekli olarak basarida önplanda oldugu ama basarisizlikta kactigi yönünde elestiri dillendiriyor...

Bunca insan bunu söylüyorsa haklilik payi vardir mutlaka, ama ben bu bakis acisinin icerisinde sehir efsanelerinden tutun da medya manipülasyonuna kadar bir dizi parametrenin de etkin olduguna inanmaktayim...

Ne dedigimi biraz daha acmak icin somut bir örnek vereyim: Hakem hatalari karsisinda baskanlarin tutumundan bahsedilirken Aziz Yildirim'in da bu konularda tutumu elestirilmekte... Halbuki bu sezon kendisi bir kere dahi agzini acip konusmamistir bu konuda... Ama onun daha evvelden bu konuda olusturmus oldugu cirkin imaj hala sakiz gibi agiz icinde cignenmekte...

Veyahut;

Yine kendisinin Galatsaray'in Uefa basarisiyla ilgili söyledigi sözler de medya manipülasyonuyla sürekli baska sekilde degerlendirilmekte, yorumlanmaktadir...

Buna benzer sekilde onun bu her iyiligi kendi payina cikarttigi ama hatalarindan hic ders cikartmadigi yargisi da bence bu bahsettigim medya manipülasyonuyla oldugundan fazla yansitilmakta, gercekliginden bir hayli kopartilmaktadir ve bu yüzden ben daha mesafeliyim bu elestirilere... Mesela Daum'u kovdugundan bahsederler... Halbuki Daum kendisi gitmistir... Buna benzer maddi hatalardan bahsediyorum, medya araciligiyla taraftalarindan zihnindeki degerlendirmeleri etkileyen...

habenneka adli arkadas, "iyi de o takimi olusturan kimdi" mantigini anlamakta zorlandigini söylemis...

Bunu #10 nickli okur neden söyledi bilmiyorum ama ben de benzeri elestirileri yönelttim Alper Bey'in postuna ve arkasindayim da...

Cünkü Alper Bey;

"Nisan 2008'de Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final oynayan, 87. dakikaya kadar Stamford Bridge'e tırnak yedirten, ligde son haftaya kadar şampiyonluk kovalayan, kupada 9 kişiyle Galatasaray'a kafa tutup son dakika golüyle elenen takımın..." bu noktaya gelmesini sorguluyor ve burda tek suclu olarak Aziz Yildirim'i gösteriyor... Bu noktaya gelinirken tek suclu Aziz Yildirim ise, o güzel günlere ulasirken Aziz Yildirim'in hakki oldugunu unutmamak lazim...

Yani Aziz Yildirim sanki birilerinden hazir bu yukardaki örneklendirildigi sekilde aldi takimi ama cok bilir havalarina girip olayin icine herseyi altüst etti...

Bence Aziz Yildirim'i sadece basarida ortada görünürken basarisizlikta hic kendisine pay cikartmiyor ve baskalarini sucluyor derken (kismen de hakli olarak muhtemelen) ayni seyi siz de ona yaparak, yani yaptiklarini görmeyip sadece hatalarini önplana cikartarak celiski icerisine düsmektesiniz...

Bu söylediklerim Aziz Yildirim'in bu seneki gelinen noktadaki hatalarindan azade edilmesi gerektigi anlamina gelmez elbette, o konuda katiliyorum sizlere, ama degerlendirmeyi de bütün olarak yapmak gerektigini düsünmekteyim diyerek bu tartismayi kendi adima burda kapatiyorum...

16 Mayıs 2009 00:47  
Blogger hebenneka dedi ki...

@ Ev sahibi :) @ Varol Döken

"... Zico'nun üst düzey bir teknik direktör olduğundan emin değilim. Bu da şu an için yanıtını zamanın vereceği sorulardan biri bence." derken siz de biliyorsunuz ki zamandan beklemiyorum yanıtı elbet. Yanıtı ancak Zico yaptıklarıyla ve yapamayacaklarıyla, kendini geliştirip geliştirememesiyle verebilir bize...

Bir antrenörün gönderilmesinin doğru ya da yanlış olmasını iki antrenörün sezonluk skor başarısını kıyaslayarak değerlendirecek anlayışta olmadığım, yazdıklarımda üstü kapalıca ifade edilmiş olsa da anlaşılabilecektir.

Zico meselesi çok uzun, çok açılı ve çok çok parametreli. Girince çıkmak zor, yorumlarda değil de yüz yüze tartışıp bir noktaya varılabilir ancak. Kafamda henüz ayrıntılarını yerine oturtamadığım bir örneği özellikle sizlerin yargısına sunarak anlatmaya çalışayım bakış açımı, bundan sonrası tamamen "bence"dir, ayarlara açığım:

Fifa'nın "order of merit" nişanı dünyada şu ana dek yalnızca iki kulübe verilmiştir: Sheffield Fc ve Real Madrid. Sheffield Fc dünyanın ilk futbol kulübü olduğundan, Real Madrid ise "yüzyılın en başarılı kulübü" olduğundan almıştır ödülü. Hatta geçen yıl Sheffield Fc'nin kuruluşunun yüz ellinci yıldönümü nedeniyle iki kulüp arasında yapılması planlanan bir maç vardı ancak gerçekleşemedi bildiğim kadarıyla. Unutulmamasını istediğim şey ise Real Madrid'e ödülün veriliş sebebi.

Ödülü "en başarılı" oldukları için aldılar ve bu ödül aslında onları en güzel tanımlayan sözcük belki de: Başarı. Real Madrid'in temel amacı "başarı kazanmak"tır. Öncelik başarınındır, sonra diğerleri gelir(her yol mübahtır iddiam yok, yanlış anlaşılmasın). Öte yanda da Barcelona vardır. "Kulüpten de öte" derler. Bu şiar, özellikle son yirmi yılda iyice belirginleşmiştir. Öte'nin vazgeçilmezi ise "güzel futbol"dur. Real kendini amacından uzaklaşmış hissettiğinde Capello'yu getirir göreve, çünkü O, "vaadedilen başarının tescilli anahtarı"dır onlara göre. Barcelona ise kendini amacından uzak hissetiğinde göreve "Hollanda'da başarısız olmuş, Milan'da yardımcı rolünde olan" Rijkaard'ı getirir. Çünkü O, vaadedilen "güzel futbol"u oynatacak adamdır onlara göre.

Şimdi buradan Zico'ya geçeyim. Bence Daum, Real Madrid idi Fener için. Maçlık başarıya göre takım kurardı, tıpkı Denizli dönemindeki gibi. Mesela bir sakatlıkta ya da cezada orta saha oyuncusunu sağ bekte, sol beki orta sahada görebilirdiniz. Mustafa Denizli zaten ayrı vakaydı. Ceza ya da sakatlığa ihtiyacı yoktu. Başarılı oldular veya olmadılar yargısına varmak değil derdim, bunu yaparlardı, adını koyalım.

Oysa Zico bu anlayışa pek itibar etmedi. Maç maç başarı değil, bir oyun anlayışı peşinde koştu. Açıkçası, bu Fener için pek alışılmış bir durum değildi. Zico mesela sağ açığı sakatlandıysa oraya yedek sağ açığı koydu. Orta sahasını sağ beke çekip sağ bekini sağ açığa, yedek oyuncuyu da orta sahaya koymayı denemedi. Günü kurtarmak için yapılabilecek en akıllıca ya da beklenen hamleyi yeri geldiğinde elinin tersiyle itip genel bir anlayışı oturtmaya, ondan sapmamaya çalıştı. Başarısı ya da Aziz Başkan'a göre başarısızlığı da böyle geldi. Yıllar yılı Real anlayışındaki bir takımda Barcelona anlayışını uyguladı.

Bence bu açıdan özel bir adamdır.

Yalnız bu yazdıklarıma da Aceto kızmış olabilir :)

(Hafta sonu durmaksızın çalışacağımdan soru, yanıt ya da eleştiri geldiğinde yazmakta gecikebilirim; affola).

16 Mayıs 2009 02:21  
Blogger hebenneka dedi ki...

@ ahmtblt

"habenneka adli arkadas, "iyi de o takimi olusturan kimdi" mantigini anlamakta zorlandigini söylemis...

Bunu #10 nickli okur neden söyledi bilmiyorum ama ben de benzeri elestirileri yönelttim Alper Bey'in postuna ve arkasindayim da...

Cünkü Alper Bey;

"Nisan 2008'de Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final oynayan, 87. dakikaya kadar Stamford Bridge'e tırnak yedirten, ligde son haftaya kadar şampiyonluk kovalayan, kupada 9 kişiyle Galatasaray'a kafa tutup son dakika golüyle elenen takımın..." bu noktaya gelmesini sorguluyor ve burda tek suclu olarak Aziz Yildirim'i gösteriyor... Bu noktaya gelinirken tek suclu Aziz Yildirim ise, o güzel günlere ulasirken Aziz Yildirim'in hakki oldugunu unutmamak lazim..."

Şöyle anlatmaya çalışayım, gerçi anlattığımı sanıyordum ama bir daha anlatayım:

Geçen yıl 70 lira kar eden bir şirketi 100 lira kara ulaştırmışsan başarılısındır ve bu başarı o şirketin tüm bileşenlerinin doğru stratejisinin eseridir. Ar-ge dahiyane bir şekilde çalışırken teknik servisin patır patır sıçıyorsa zaten başarılı olamazsın. Tüm parçaları doğru şekilde kurgulayıp birleştirmen gerekir çünkü.

Bir sonraki yıl ise 80 lira kar edersen başarısızsındır. Çünkü artık çıta 100 liradır. "İki sene önce 70 liraydı, bik bik bik" deyip yırtamazsın, hiç kimse seni başarılı olarak algılamaz.

Siz yüz lira kardan 80 lira kara düşmeyi ısrarla başarı olarak görüyorsanız biz sizi mehteran bölüğüne gönderelim. Sabahtan akşama iki ileri bir geri gidersiniz, adamlar da iki sonraki şehirden kart atarlar.

16 Mayıs 2009 02:46  
Blogger Alper Öcal dedi ki...

@hebenneka

Zico'nun oyun anlayışı yerleştirme çabasını Rıdvan Dilmen Kaısmpaşa'ya da aynı Inter'e de aynı diye eleştiriyordu ve sonunda dayanamayıp şu yazıyı yazmıştım. Ancelotti de böyle bir adamdır mesela. Yazıda da geçer.

http://www.sporyazarlari.com/YaziDetay.aspx?YaziID=10931

Ve ne ilginçtir ki Fenerbahçe taraftarının hatırı sayılır bir kısmı Real Madrid olan Daum'u Barcelona olamadığı için eleştirdi.

90 gol atıp 81 puan takımdan zevk almadı birçoğu. Aynı taraftar başta küfretse de giderken sürekli Zico diye bağırdı. Gençler maçında alkışladı vs...

Her zaman kadife ayaklara aşina olan Fenerbahçe Stadı'na Zico benzer bir oyun yerleştirmeye çalıştı. Ve netice alan bir oyun.

Bir önceki sezon evinde Frankfurt'u yenemeyen takım ertesi sezon Avrupa Kupalarında tek beraberlik dahi almadı evinde. Beğenilmeyen Ali Bilgin'i, Yasin'i filan kullanarak becerdi bu işleri

Ligde 2006-2007'den beri düğüm son 5 haftada çözülüyor. İlk geldiği sezon son 5 hafta itibarile alabileceği maksimum 74 puan vardı Zico'nun takımının.

Ertesi sezon bu sınır 81 idi. Ne varki sadece 73'ünü alabildi. Kadro darlığı ve Nisan ayında hala CL'de olmanın etkisi büyüktü bunda.

Mental olarak bunu kaldıracak oyuncu sayısı da azdı. Beceremedik de zaten.

Ayrılmadan önce 5-6 oyuncu istedi Zico. Bizimkiler disiplin saçmalıklarına girip, keramet hoca da sanıp oyuncu almadılar. Kezman - Aurelio gitti Emre ve Guiza geldi.

Yine de bu hale düşmezdi bu takım ama işte maksimum uyumu yakalamış bir adama saygın olmazsa tepetaklak olursun böyle. Sonra da düşünürsün ulan Aurelio gitti Emre geldi, Kezman gitti Guiza geldi nasıl böyle olduk diye.

16 Mayıs 2009 11:57  
Blogger hebenneka dedi ki...

@ Alper Öcal

Anladığım kadarı ile çok farklı düşünmüyoruz, ya da ben yorgunluktan doğru algılayamıyorum. Eve geldiğimde bir buçuğu geçiyordu ve sabah da dokuzda işbaşı yapacağım, Pazar günü :)

Sonra özelden ulaşmaya çalışacağım, söz. Ama ne zaman olur bilemiyorum.

Bu arada muhtemelen yorgunluktan dün gece ahmtblt kişisine yanıt olarak yazdığım yorumda biraz eksik kalmışım sanki. Örneği biraz daha netleştirmeye çalışayım:

Şirketin başına geçmek istiyorsun. Hissedarlar toplantısında diyorsun ki "bu şirket şu anda senede 70 lira kâr ediyor. Ben iki sene sonra bu şirketi 140 lira kâr eder duruma getireceğim." İnsanlar da buna inanıp seni yönetim kurulu başkanlığına getiriyorlar. Ertesi sene 100 liraya çıkıp sonraki sene 80 liraya iniyorsun. Ya yalancısın ya başarısız.

Ha deseydin "Ben bu kârlılığı üç aşağı beş yukarı koruyacağım", o zaman ne yalancı olurdun ne de başarısız. Biz de laf etmezdik. Seçilir miydin seçilemez miydin o ayrı konu tabii...

Kendi adıma itirazım, verilen sözlerin yerine getirilmemesinden de ötededir. Verilen sözlerin abartılı olabileceğinin de farkındayım üstelik, kendimce bir tolerans payım da var. "140 olmasa da 115 de uyar" diyebiliyorum mesela kendime. Ama ortadakinin bunlarla alakası yok be arkadaşım, 15'e razı etmeye uğraşıyorlar. Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finalin ötesini beklememzi 140, verdikleri sıfır galibiyet. Ligde şampiyonluk 140, geçen sene ikinciyiz zaten. Verdiklerinin dördüncülük mü beşincilik mi altıncılı mı olacağını göreceğiz. Şampiyyonlar Ligi'nde yarı final vaadedilmişiken Avrupasız kalacağız belki seneye. O zaman izin verin de tepkimi göstereyim.

Ki ortadaki manzarada benim canımı daha da sıkan bir şey var. 100'ü getiren yapının içine edilmiş, üstüne üstlük 15'e getiren yapının da iyi olduğunu düşünmemiz bekleniyor. Yalnızca bu sene için "razı olmamız" değil, düpedüz 15'i getiren yapının "iyi" olduğuna inanmamız, daha doğrusu "iman etmemiz" bekleniyor. Ki ediliyor da, onu da görüyoruz... Şu anda ortada yapı mapı kalmamışken bile iman edilebiliyor.

Canımı sıkan hem bu, hem de daha önemlisi ortada temel dahi kalmayacak bir noktaya doğru koşar adım gidilmesi. Sonunu bildiğin filmin başını görmek... Uçurumun uçurumu çağırması, yıkımın yıkımı davet etmesi.

Not: Tek bir hisse senedim bile yok :)

17 Mayıs 2009 02:56  
Blogger Alper Öcal dedi ki...

@hebenneka

İşin temelinde farklı düşünmüyoruz. Katılıyorum yazdıklarına.

İlaveten;

Ben ortada yapı olduğuna da inanmıyorum. Aziz Yıldırım nihayetinde bu görevi bir gün devredecek ve o gün Fenerbahçe'ye bıraktığı şeyler sıcak para, para kaynakları ve tesisten başka birşey olmayacak. Türkiye şartlarında bu bile inanılmaz bir miras.

Her zaman da takdir ediliyor zaten, ben de kendi adıma minnettarım ama bir adım ötesini gerçekleştiremedi 11 yıl boyunca.
Dillerinden düşürmedikleri kurumsallık dahil. Oysa esas vizyon buydu.

Fenerbahçe spor için yaşar, zenginleşmek için değil. Oysa kulübün lokomtif sporu futbol için bir miras yok. Ne Barcelona gibi bir oyun anlayışı, ne Real Madrid gibi bir kazanma kültürü ne de PSV gibi futbol yapılanması. O yüzden ne futbolcu ne de yönetici olarak bir futbol değeri üretemedik. Genç Semih dışında.

Hasbelkadar istikrar düşüncesiyle - o da politika olamadı mesela - gelen dönemlik başarılar var sadece.

İşin ilginci futbol başarısızlıklarında daha da öne çıkan amatör branşlardaki yapılanmanın futbolda hiç denenmemiş olması. Mum dibini aydınlatmazmış. Burunlarının dibindeki modeli göremiyorlar.

Özel iletişim için e-mail mevcut sağ tarafta. Çalışmak da berbat birşey. Güzel birşey olsa üstüne para vermezler :)

İyi Pazarlar

17 Mayıs 2009 12:28  

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa