25 Haziran 2009 Perşembe

Amerikan Rüyası



Hollywood senaristleri olsa şu kupada ABD için ancak böyle mutlu ve mucizevi bir senaryo yazarlardı. Sen ilk iki maçında paspas ol, can havliyle git güzelim top oynayan Mısır'a son maçında 3 at, Brezilya da tarihindeki en rahat İtalya galibiyetini farklı bir skorla alsın ve seni de yarı finalde İspanya'nın rakibi yapsın. İşi burada bırakma ve son 2 senenin en iyi takımını mükemmel bir taktik anlayış ve üst düzey mücadeleyle yenerek finale çık. Rakibinin rekor planlarını altüst ederek başka bir tarih daha yaz. Maçın kalitesini de ekleyin buna. İşte size gerçek bir Amerikan rüyası. Bunun bir benzerini tam 59 sene önce, Brezilya topraklarında İngiltere'yi 1-0 yenerek gerçekleştirmişler ve Hollywood bu başarıyı "The Game Of Their Lives" ismiyle filmleştirmişti. Hikayesi mevcut blog arşivinde. Ne ilginçtir ki, bu maçta da golü tıpkı 59 sene önceki Gaetjens gibi Haiti asıllı olan Jozy Altidore attı.

Türkiye'de istisnasız bütün takımlarımız, oyuncularımız, teknik adamlarımız kötü geçen sezonun ardından resmi sitelerinden, televizyonlarından ders aldıklarını açıklarlar. Oysa ders aldığını somut bir şekilde sahada uygulamalı gösteren takım pek az gördüm Türkiye'de. ABD Milli Takımı bu açlığımı da giderdi. İspanya ile aynı anlayışta top oynayan Brezilya maçını ve neleri yapamadıklarını çok iyi etüt etmişler. Keza rakibin neleri iyi yaptığını da.

Bob Bradley golü bulana kadar müthiş bir pres yaptırdı takımına. Rakibin çabukluğunu ve yetenekli oyuncularını da düşünüp bu presi en ileriden değilde İspanyollar orta yuvarlağa geldiğinde başlattı. Bu organize presin saha içi liderliğini de oğlu Michael Bradley üstlendi. İspanya'nın otomatikleşmiş pas trafiğine çok büyük sekte vurdu bu pres. İspanyol hücumlarındaki akıcılıkta büyük pay sahibi olan Iniesta ve David Silva'nın eksikliğinin de bu plana büyük katkı yaptığı da yadsınamaz bir gerçek. Çok iyi oyuncular olmalarına rağmen ne Fabregas ne de Riera bu ikilinin yerini tutamadılar. Oyunu bir türlü istedikleri gibi kuramadılar, tutturamadılar İspanyollar. İş ilerideki Villa ve Torres'in bireysel becerilerine kaldı. Bu oyuncular ofsayttan kafalarını kaldırabildiklerinde, kendi çabuklukları karşısında tutunamayacak ABD savunmasının arkasına sarkmayı başardılar zaman zaman; ama ya Tim Howard'a takıldılar ya da kademe ve pozisyon anlayışı üst düzey olan ABD savunmasına karşı bitiriciyi hamleyi yapamadılar.

Altidore'nin golünden sonra ise oyun tam ABD'nin istediği şekle döndü. Presin dozunu azaltıp, enerjilerini ekonomik kullandılar ve savunmayı derinleştirerek arkadaki Onyewu ve Demerit ikilisiyle tüm topları topladılar. Hücumda da ilerideki fuleli oyuncuları Altidore, Davies ve London Donovan ile pozisyon aradılar.

İkinci devrenin ilk 15-20 dakikasına İspanya iyi başladı. Hem tempoları hem de kale önündeki varyasyonlarıyla rakibi bunalttılar ama sonuç alamadılar ve bu oyunu daha fazla sürdüremediler. Del Bosque kanatsız 4-1-3-2 dizilişinden vazgeçmeyerek 68'de Fabregas yerine Cazorla'yı sürdü sahaya. Bana göre yanlış değişiklikti. Cazorla sezonu sakat kapamış, fizik ve oyun olarak form tutmamış bir oyuncu. Sahada da ziyadesiyle gözüktü. Ben olsam Fabregas'ın yanında, sıkışan oyunda kaybolan Torres'i çıkararak Mata ve Llorente'yi alıp 4-3-3 dzilişine dönerdim. Bunun teoride iki faydası olabilirdi İspanya adına. Birincisi maç boyunca kenarlara inmek yerine içe katederek oynayan İspanya'ya karşı, yanlarında oynayan stoperlere yakın oynayan ve kademesine girmekte hiç zorluk çekmeyen ABD beklerini stoperlerden uzaklaştırma şansınız doğardı. İkincisi de bu sayede kompakt oyunu bozulan ABD'ye karşı daha fazla alan bulabilir ve çabuk oyuncularınızla gol fırsatlarını arttırabilirdiniz.

Fakat kimi hocalar birinci planlarına o denli güvenir ki, kötü oynadıklarını düşündükleri oyuncuları değiştirerek fark yaratmaya çalışır. Forvet çıkar forvet girer, kanat çıkar kanat girer. Zico mesela, Ancelotti mesela bu türden hocalar. Del Bosque de aynı yöntemi tercih ederek, dizilişine sahip çıktı ve ilerleyen dakikalarda Riera yerine Mata ile ikinci hamlesini yaptı. ABD ise hücumcularını çıkarıp takım savunmasını güçlendirdi. Del Bosque takım içinden bir hamleyle karşılık verdi.

Pique'ye Beckenbauer misali bir özgürlük tanıyarak hücumu genişletmek, çeşitlendirmek istedi ama ABD bunu bir kontratakta Dempsey ile cezalandırmayı başardı. Hakettiği bir galibiyeti aldı ABD, ancak takımın dinamosu Bradley'i de kaybetti. Bir sürpriz de Güney Afrika yapmazsa, finalde işleri çok zor olsa da, bu bile unutulmazlar arasına girmeleri için yeterliydi.

Herşeyiyle transfer dedikodusundan başka bir atraksiyonun olmadığı, futbolsuz geçen şu günlerde ilaç gibi geldi maç. Öyle güzel, öyle kaliteli ve tempolu bir maç oldu ki vuvuzela bile vız geldi. Darısı yarına diyelim ...

ABD'nin var olduğu her spor dalındaki fiziksel üstünlüğü de dikkat çekici. Siyah ya da beyaz farketmeksiniz her sporcuları çok güçlü ve dayanıklı. Bu işin metodolojisini çok iyi bildikleri kesin. Kısa vadede milli takım bütün risklere rağmen faydalanmıştı, uzun vadede de düşünmek lazım bu adamları.

Etiketler:

8 Yorum:

Blogger Ziverbey dedi ki...

klasik ama öyle valla... bir Amerikan draması gibi oldu.. grupda son maçına sıfır puan ve eksi beş averajla çık, sonra 35 maçtır yenilmeyen 16 maçtır kazanan 16 maçta sadece 2 gol yemiş İspanya'yı yen finale çık bunun finalinde Brezilya'yı da yenerlerse mutlu son olur...

25 Haziran 2009 01:02  
Blogger Noat SamisA dedi ki...

Maç kadar değerli bir değerlendirme olmuş, teşekkürler.

Chelsea'nin Barcelona'yı yavaşlatan oyunundan bir esinti gibiydi Amerika, özellikle ilk yarı savunmayı bayağı önde kurmalarına rağmen orta saha ile savunma hattı arası mesafe hiç kısalmadı. Araya kaçırılan toplarda da Bradley ilk toplarda, Onyewu son hamlelerde adeta birkaç kişilik oynadılar. İspanya'nın işi baştan sıkı tutmaması bir nedendir ama her geçen dakika oyunda ABD üstünlüğü arttı. Hele 2. golden sonra mucizenin değerine oranla aynı baskınlıkta sanki ''bize gol atamazsınız'' diye haykırıyorlardı. Fulham'da harika bir sezon geçiren Dempsey, Donovan, Bradley, Onyewu, Spector... hepsi muhteşem oynadılar. Trend futbola ilk antitezi Chelsea üretmişti, şimdi ondan çok daha zayıf olan ABD bir başka antitez üretti. Bugün iki harika maç izlediğim, 3 haftalık futbol hasreti şimdilik dindi.

25 Haziran 2009 01:03  
Blogger Alper Öcal dedi ki...

@Salih

Teşekkür ederim.

Sen de süper bir tamamlayıcı yorum yapmışsın. Cuk oturmuş. İbrahim Altınsay kokusu aldım :)

Fulhamerica diye bir post var blog arşivinde bu arada.

http://lambuja.blogspot.com/2008/01/fulhamerica.html

Gecikmeli de olsa Altidore'yi istiyorlarmış şimdi Fulhamlılar.

25 Haziran 2009 01:16  
Blogger Noat SamisA dedi ki...

Bu trend futbol konusunu en iyi işleyen kişi İbrahim Altınsay'dır. Futbolun döngüsü vs. konusunda İngiliz medyasındaki yazarlar dahi Altınsay kadar iyi inceleyemiyorlar bu konuyu. En kestirmeden de benim idolümdür kendisi, yalnızca futbola bakış-yazma işi yönüyle değil; tümüyle. :)

O yazı yazılalı beri Keller ve McBride evvelden, Bocanegra da geçtiğimiz günlerde sepetlendi. Okumuş adam Bocanegra, ben Rennes'den daha yukarı bir takımı seçebilir diye düşünüyordum. Dempsey de öyle böyle değil, efsanevi bir sezon gerçirdi. Biraz zorlasak Liverpool'un sol kenarında oynar, o derece. Fulham'da 5-6 tane iyi forvet var, belki birinde sıkıntı olduysa bir takviye düşünebilirler. Altidore da bu akşam attığı golde yaptığı güç gösterisine benzeyen dönüşle Premier League'e selam vermiş olabilir. Oğul Bradley de sanki transfer yapacak gibi. :)

25 Haziran 2009 01:34  
Blogger Jordi Metal dedi ki...

Balık ve fotomuz aynı :) Tesadüfün böylesi.
Bu skor bahisçileri delirtmiştir bu gece :)

http://hakanbaysal.blogspot.com/2009/06/amerikan-ruyas.html

25 Haziran 2009 01:42  
Blogger Karamurat dedi ki...

Hadi Iniesta sakatolduğu için kadroda yok da sen neden Ispanya'yı Ispanya yapan oyunculardan biri olan Silva'yı yedek bırakıyorsun? Xavi seviyesine ayak uydurabilecek oyuncun senin. O da hikaye tabi. Ispanya bir şekilde almalıydı maçı. Onlarla da üstündü topla oynama konusunda.

Ayrıca kenarlara inince sürekli havadan orta yapılmasını çok anlamlandıramıyorum Ispanya'nın. Çoğu zaman müsait durumda pas verecekleri arkadaşları olmalarına rağmen. Bence en önemli hatası bu oldu Ispanya'nın. Çünkü sen o topu kaldırdığın anda Ispanya olarak farkın pek kalmıyor. Sıradan bir takıma dönüşüyorsun.

Bir de bugünkü maçla direk ilgisi olmamakla birlikte Torres büyük santrafor ama, Villa en büyük diyorum.

25 Haziran 2009 04:32  
Blogger Olympian dedi ki...

soyleyecegim sey bu degildi ama bahsi gecmisken, kendi fikrimi belirteyim. ibrahim altinsay mi, evlerden irak, aman aman.

amerikanin sahip oldugu profesonel sporcular, dunyanin en sportmen adamlari. tek bir faulde bile, rakiplerinden ozur dilemeden gitmediler, cirkeflikle falan ugrasmadilar. "insan"dilar. avrupa da unutuldu bu isler. herkes kendini yerlere atsin, rakibine gider yapsin anca. ben bu sebepten de saygi duydum amerika ya.

25 Haziran 2009 10:06  
Blogger aşkın dedi ki...

Dileğim odur ki Fabregas denen sümsük Barcelona'nın kapısından içeri girmesin.Geldiği an Barcelona'nın bittiği an olacak.
Gerizekalı olmasaydı Barcelona'da kalır Xavi gibi olurdu.Gitti şişirilmiş düz topçu oldu.

25 Haziran 2009 12:19  

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa