18 Eylül 2009 Cuma

Aziz Yıldırım ve Kara Delikleri



Türkiye Ligi'nde gol atmak zor. Ligin değişen karakteri buna eskisi gibi kolay imkan vermiyor. 3 büyükler toplamının son 3 sezonda maç başına attığı ortalama gol sayısı 2'nin altında. Üstesinden gelmek için kaliteyi arttırmak bir yöntem. Dolayısıyla forvet hattına yabancı santrfor transferi yapmayı anlıyorum. Anlamadığım şey neye göre yapıldığı.

Fenerbahçe'nin son yıllarda transferde en çok güvendiği ülke Brezilya. Sempatimi bir tarafa koyuyorum ve bu ülkeden çıkan oyuncuların Avrupa futboluna uygun olmadığı için Brezilya'dan transfere karşı çıkan çoğunluğun aksine düşünüyorum. 1970 - 94 arası girdikleri futbol bunalımından gerekli sonuçları çıkarmış bir ülkedir Brezilya. Oyunun fizikselliğini anlamış, savunma ve ortasahanın önemini kavramış ve sistemlerini buna göre adapte etmiştir. Hem saha içinde hem saha dışında. Altyapı uzmanları, fizyoterapist, kondisyoner, diyetisyen anlamında lider ülkelerden biri konumundalar artık. Ve Brezilya artık sadece hücum oyuncusu değil, Avrupai karakterde ortasaha, savunma oyuncusu ve kaleci üretimi de yapabiliyor. Tabusunu yıkamayanlara sertliğiyle nam salmış İtalya Serie A'da tepeye oynayan Inter, Milan, Juventus ve Roma kadrolarına bir göz atmalarını tavsiye ediyorum.

Yine de futbol genleri hücum etmeye programlanmış Brezilya'dan ilk olarak santrfor alırım ben. Bu ülkeden stoper, kanat beki, ön libero, kanat hücumcusu ve ofansif ortasaha alan Fenerbahçe ilginç bir şekilde forvet tercihlerini Anelka, Kezman ve Güiza gibi Avrupalı'lardan yana kullanmış.

Bu 3 oyuncunun ligde aldığı toplam süre 9538 dakika. Yani 106 maç. Attıkları toplam gol sayısı 48. Ortalama 198,7 dakikada 1 gol ediyor. % 50 verim yani 2 maçta 1 gol sınırını aşıp, 3. maçtan süre yemişler. İçlerinde en kötü ortalama sahip olan oyuncu bu sezon başına kadar 235 dakikada 1 gol ile İspanya milli takım rotasyonunda yer bulan, La Liga gol kralı Guiza idi. Bu sene 5 maçta attığı 3 gol ile 214,5 dakikaya yükseltti formunu. Gol atamama krallığını da Anelka devraldı. Geçen senenin EPL gol kralı, Fransa Milli Takım oyuncusu 223,5 dakikada 1 gol atıyordu Fenerbahçe'de. Taraftarın en çok uğraştığı, içlerinde en az krediyi verdiği, Tanrı'ya yardım çığlığı atan Kezman'ın ortalaması ise 170,2 dakikada 1 gol. Hollanda'da gol kralı olmuş, EPL ve La Liga'da üst düzey takımlarda kariyeri olan ve ülkesinin önemli futbol figürlerinden biri o da.

Verim olarak dip yapmalarının yanında üç ortak yanları var.

Oyuncu karakterleri itibariyle temas ve mücadeleden hoşlanmayan, devamlılıkları düşük, dar alanda ve hava toplarında etkisiz, driplingi seven ve topu aldıklarında ikinci şansı yaratamayan, tek atımlık oyuncular. İkinci santrfor tanımına daha uygunlar. Aziz Yıldırım döneminde alınmışlar. Aynı Aziz Yıldırım tarafından seçilen ve tek santrfor oynatmayı daha çok tercih eden teknik direktörlere emanet edilmişler. Bu yüzden sistem kurbanı olarak da biliniyorlar.

Doğru ama eksik. Zira Fenerbahçe'nin oyununu bu oyunculara göre adapte ettiği dönemde de kıyamet gibi gol kaçırdılar ve oyun içerisinde de kara delikten farksızdılar. Anlatıldıkları ve gösterildikleri kadar iyi bitirici değiller esasen. Kariyer ortalamaları bunu anlamak için yeterli. Dönem dönem parlayabilmiş, standart yoksunu forvetler hepsi. Anelka mesela, Chelsea'da bir dönem gol kralı olup, aynı takımda 20'ye yakın maçta peşpeşe gol atamamazlık sendromuna girebiliyor.

Bir de bu oyuncuların öncesi var. Manzara o döneme bakıldığında daha bir netleşiyor.

Pierre Van Hooijdonk, Nobre ve bu 3 oyuncuya tercih edilmeyen Semih Şentürk'ün ligde aldıkları toplam süre 14893 dakika. Yani 165 maç. 112 gol atmışlar toplam. 133 dakikada 1 gol ediyor. PVH ve Nobre'nin ortalamaları 135,7 dakikada 1 gol. Semih 126,85 dakikada 1 gol ile en iyi ortalamaya sahip.


Bunların da üç ortak yanı var. Oyuncu karakterleri itibariyle devamlılıkları yüksek, temastan ve fiziksel mücadeleden çekinmeyen, dar alanda ve havadan etkili, topu çok iyi taşıyamasa da iyi saklayabilen ve en önemlisi etkili dağıtabilen, pasör oyuncular.

Karakter farklılıkları dışında Anelka, Kezman ve Guiza ile iki özellikleri de ortak. Aynı teknik adamlarla, üç aşağı beş yukarı aynı çekirdek kadroyla çalışmışlar. Ve Aziz Yıldırım döneminde transfer edilmişler. Bilançolara gömülmek, oradan sonuçlar çıkarmak sevdiğim bir tarz değil ama değer böyle ölçülüyor maalesef. Anelka, Kezman, Guiza üçlüsüne ödenen bonservis yaklaşık 30 milyon €. PVH ve Semih'e ödenen bonservis ise 1 milyon € yoktur. Nobre zaten kiralıktı.

Fenerbahçe kulübünde transferin başrolünde teknik adamlar değil yönetimler olduğuna göre bunun hesabını verecek de bellidir. Aynı teknik adamlar döneminde nasıl bu kadar birbiriyle alakasız oyuncular alınıyor sorusuna bir cevap vermeli Aziz Yıldırım. Ve takım rayında giderken teknik adamlara ortalama 10 milyon € gücünde baskı üreten forvet takıntısı üretmeyi de bırakmalı. Fenerbahçe tarihi böyle boş ve lüzumsuz santrfor transferlerinden dolayı, sistemi zedelenmiş ve görevini tamamlayamamış takımlarla dolu.

Etiketler: , ,

8 Yorum:

Blogger Schumy dedi ki...

Semih Nobre Pvh - Kezman Guiza Anelka

Bu iki grubun arasında bariz bir fark var. Soldayer alan grup takıma katkı sağlamış faydalı oyuncular. Ama sağdaki grup ise yıldız statüsünde yer alan oyuncular. Bu oyuncuların alınıp, Semih ve Nobre gibi oyunculara şans verilmemesini Fenerbahçe taraftarının yıldız oyuncu sevdasına bağlamak yanlış olmaz. Ama her takımda yıldız oyuncu olduğu kadar da bu üç oyuncu gibi takım oyunu oynayan, işçi tarzı oyuncular da olmalı. Bunun dengesi yapılamazsa hem yıldızların kariyerleri sona erer (Kezman örneği taptaze), hem de takımın başarılı olması hayalden başka birşey olmaz...

18 Eylül 2009 17:01  
Blogger Prometheus dedi ki...

Alper Hocam çok güzel tespitler yapmışsın da koskoca Fenerbahçe camiasında o kadar kişi var gerek yönetimde gerek genel kurulda, teknik heyette vb... hiçbiri oturup böyle eleştirel düşünüp de biz nerede hata yapıyoruz diyemiyorlar mı yıllar boyunca ben de bunu merak ediyorum.
Yıllar geçiyor ama ben Aziz Yıldırım yönetiminin hedeflerini net olarak hala çözebilmiş değilim yani; tesisleşme diyolar Avrupa'nın en pahalı bilet fiyatları ise tesisleşmenin karşılığı pek de sevimli bir kelime gibi gelmiyor bana bu "tesisleşme". 100. yılda Avrupa''da başarı hedefi kondu, CL'de ön elemede Dinamo Kiev'e elendik, bu sefer Uefa'yı alacağız dendi, sonuç ortada. Ertesi yıl kulüp tarihinin en başarılı ve CL'de çeyrek final oynatan hocası yollandı, futboldan emekli olmak üzere olan Aragones getirildi sonra o da olmadı şimdi de 3 yıl üst üste şampiyonluk diye yeni bir hedef kondu. Şimdi biz hersene şampiyon olsak, sonra da CL'de gruplarda elensek ve Daum yine "ders almaya" devam etse ben ne anladım bu 3 yıllık şampiyonluktan!!!

18 Eylül 2009 18:40  
Blogger zapata dedi ki...

Türkiye ligi hem fiziki sertlik ve rakibi bozmak üzerine yoğunlaşan oyun yapısı hem de sahaların özellikle deplasman maçlarındaki durumu düşünüldüğünde, son senelerde başımıza bela olan Az, Twente takımları gibi pasa dayalı üçgenler kuran, oyuna böyle hakim olmaya çalışan bir felsefe benimsenemez. O zaman fiziksel mücadeleyi seven, güçlü fakat topa sahip olma adına kaliteyi de düşürmeyecek top tekniği ortalamanın üstünde oyuncular alınmalı. Şimdiki 11'e bakarsak şu profile uyan oyuncular emre ve mehmet topuz. Zorlasak Semih girer mi? bence fiziksel mücadele anlamında pek başarılı değil semih en azından bunu yapması gereken maçlarda performansı düşüyor. Bunun yanında bir adet Gökhan Gönülümüz var mücadele eden fakat teknik eksiği olan bir oyuncu, tamam o da kabulümüzdür daha iyisi yok sonuçta Türkiyede. Onun dışında bakıyorum Guiza, Santos, Alex, Carlos, defansif olarak Kazım mücadeleleri ya kaybediyolar ya da kaçak oynuyorlar. Özetle bir oyun sistemimiz yok, tamam diziliş senelerdir aynı fakat her T.D. farklı bir felsefe uyguluyor aynı dizilişe rağmen. Onu geçelim bir transfer politikamız da yok. Aziz başkan da artık son kozunu oynadı. Günü kurtarmak için en son Daum geldi. Görünen o ki onun da işi çok zor, Türk futbol tarihinin belki de en kaliteli takımını kurmuş bir galatarasayla yarışmak zorunda. 3 yıl üst üste şampiyonluğun imkansıza yakın olduğunu herkes biliyor fakat fenerbahçeliliğine leke sürdürmemek için kimse böyle hedef mi olur diye soramıyor. Arada kalan avrupa maçları ne olacak, ya da 2. sene şampiyon olunamazsa? Evet Aziz Yıldırım takımı kimsenin düşünmediği noktalara getirdi belki ama artık bir adım daha ileriye götürecek, daha geniş vizyonu olan bir yönetim gelmeli..

19 Eylül 2009 03:54  
Blogger hagi dedi ki...

Harika bir analiz olmuş geçekten.

Ancak pratikte bu analizi biraz yanlışlayan bir Baros faktörü var mı diye kendime soruyorum. Galatasaray'da Hakan Şükür sonrası Baroş'a yapılan geçişin tek forvetli sistemde başarılı olmayacağını ve sizin yukarıda belirttiğiniz Guiza-Anelka tarzı istatistiklerle karşılaşacağımızı düşünmüştüm Baroş transferi sonrası.

Zira 15 yıldır forvetini fizik gücüne dayalı ve devamlılığı olan Hakan Şükür'ün sırtına bindiren takımın birden sprinter,hızlı ama fizik mücadeleyi daha az seven bir santrafor(aslında forvet)'e geçiş yapması(hem de tek ileri uç adamı olarak) ve bu geçişin "tutması" sizin analizinizle(ve benim de kafamdaki futbol doğrularıyla) ne kadar çelişiyor, ne kadar bağdaşıyor?

19 Eylül 2009 12:59  
Blogger Hasan Can dedi ki...

gene harika bi tespit,güzel inceleme.kalemine sağlık alper abi.

20 Eylül 2009 01:34  
Blogger Dr.Lector dedi ki...

bu durumda ideal santrafor "...ara pası Atkinson!" diycem :)

Bir not da biz düşelim.
Alperim bu elemanların hepsinin yanında oynayan, oynatan bir adam var. Buna rağmen istatistikleri böyle bu heriflerin. Yani BERBATLAR bence!
Liseye başlarken "kararını ver, top mu üniversite mi?" diyenlere cevabım "a" şıkkı olsaydı bugün o adam beni de gol kralı yapardı.
Tabii ki Alex'ten bahsediyorum!

(Bak cidden bir kez yan yana oynayabilseydim, Alex'le çok iyi anlaşırdık. "Leblebi gibi" bee ooff off! :)

22 Eylül 2009 10:16  
Blogger Dr.Lector dedi ki...

@ hagi

Bir ekleme yapmak isterim. Güiza'nın ilk maçı sonrası demiştim: "Hadi buyrun Hakan Şükür'ün ispanyolca konuşabileni bu" diye. Hakanvari gol oruçları, şuursuz presleri vs.
O dönem Şükür'e oynuyordu bütün takım. 10 top atıyorlardı 1 gol. Topa vururken yerde yuvarlanmalar. Gol vuruşu 0! Bitiricilik 0! Çünkü positioning 0!
Şuursuz bir topçu, Tüm ülkenin en çok haz aldığı o arabesk sahne: şuursuzca tüm yarı sahada pres, tribünlerin bu sahneyi alkışları, Ömer Üründül'ün "komple oyuncu" betimlemesi ve zeka ürünü methiyeleri ve tüm dünyaya ihraç edilen özürlü bir santrafor portresi! (Yahu Dünya'yı kandırdık be kaç sene! :)) Bir tane de Fenerbahçe'de var şimdi bu özürlü grubundan. Hayrını görüyoruz.

22 Eylül 2009 10:34  
Blogger Dr.Lector dedi ki...

"Kara Delik" en çok Kezman'a yakışıyor :)

Aydınlık bir Fenerbahçe için!
!!!90 dakika SEMİH!!!

22 Eylül 2009 10:39  

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa