22 Kasım 2009 Pazar

Beşiktaş 3 - 0 Fenerbahçe



Beşiktaş geçen senenin çifte kupalı şampiyonu. Gordon Milne döneminde olduğu gibi bir futbol kültürü oluşturulmasa bile, 1 sezonun sonunda şampiyon olmayı başarması o takımın aynı teknik adam ve çekirdek kadroyla devam ettiği ertesi sezonda gelişmesini ve futbolunu ilerletmesini beklemek için yeterlidir. İronik olan ise o şampiyonluğu getiren adamın bu ilerleyişe ketvuruyor oluşu. Mustafa Denizli gerçekten sürprizlerle dolu. Kinder'in yumurtalarına tur bindirecek cinsten hem de. Tutarsız dizilişleri, Yusuf'tan sol açık, Ekrem'den önlibero yaratan oyuncu seçimleri benim diyen teknik adamın aklına gelmez. Lastiği kopma noktasına getirene kadar germeyi seviyor. Bu sene ömrü 6. hafta İnönü'de kaybedilen Kayseri maçına sündü lastik.

Beşiktaş tam ortadan ayrılmaya başlamıştı ki, Denizli takım omurgasının dengesini bozan denemeler yerine dengeleyecek seçimler yapmaya başladı. Beşiktaş zorlanarak da olsa arka arkaya alınan 6 galibiyet ile ligde tekrar yarışmaya başladı ve en önemlisi kapasitesine ulaşması için gereken doğru düzeneğin ışıklarını verdi. Sivok - Ferrari, Ernst - Fink, Yusuf - Bobo rotasyondan mümkün olabildiğince uzak tutulmalı. İki kere iki, dört. Sadece Sivok - Ferrari, Ernst - Fink bile Beşiktaş'ın varolmasına yetebiliyor. Sezon başındaki süper kupa maçında bunu ziyadesiyle görmüştük. Fakat bu derbide roller yer değiştirmişti.
Fenerbahçe daha ne yaptığını bilen, Beşiktaş ile bilme yolunda ilerleyen takımdı. Üstelik olası bir mağlubiyetin ağır faturası Beşiktaş'ı hayli incinebilir duruma sokmuştu.

Bu yüzden Beşiktaş'ın maça tedbiri elden bırakmayan bir 11 ile çıkması anlaşılabilir. Nitekim 4-3-3'ü terkedip 4-2-3-1 ile dizildiler. Bu başlı başına bir yenilik olmayabilir; ama Fenerbahçe'nin sağdan Gökhan Gönül ve Mehmet Topuz ile yaratacağı hücum tehdidini düşünerek, normalde İsmail ve Yusuf'tan oluşan sol kanadı Üzülmez ve Ekrem Dağ ile değiştirmek radikal bir yenilik. Aynı şekilde Cristian - Emre - Alex üçlüsünü hesaba katarak Fink'in kulübede kaldığı; Ernst - Tabata - Tello - Ekrem - Serdar arasından seçilen sözde hücumcu 3'lü ortasahadan, Fink - Ernst ve önlerinde Yusuf'a dönmek de radikal bir değişim. Sağbekte Kaş yerine daha iyi savunmacı olan stoper Toraman'ı tercih etmek dahi öyle aslında


Mustafa Denizli pek benimsemez gerçi ama bu değişimlerin Beşiktaş'ın fizik kalitesini, devamlılığını, yardımlaşma gücünü arttırdığı açık. Bunların doğal sonucu olarak Beşiktaş derbide kendi standardının hayli ötesinde; daha agresif, daha tempolu bir hale büründü. İlk 15 dakikada da, stadın atmosferini de arkasına alarak topu iyi dolaştırdı ve kazanılan duran toplarla oyunun hakimi oldu. Ama herşeyin bir bedeli var. Bu değişimlerin bedeli de takımın toplam tekniğinin, yeteneğinin ve aklının azalması. Yaratıcılığın sadece Yusuf'a endekslemesi ve dolayısıyla planlı ve akıcı hücumdan uzak kalmak. Bu yüzden o 15 dakikada üretilen pozisyon sayısının 1'de kalması şaşırtıcı değil. Tıpkı 8. dakikada Serdar Özkan'ın boş pozisyonda o topa öyle vurmasının şaşırtıcı olmadığı gibi.


Fink'in Alex'i pasifize ederken kendisinin de pasifize oluşu, Cristian ve Emre'nin de insiyatif almasıyla birlikte direksiyonu 15'ten sonra Fenerbahçe'ye verdi Beşiktaş. Kanarya küçük üçgenler kurarak o klasik pas oyununu oynamaya ve kalite farkıyla oyunu domine etmeye başladı. Bir deplasman derbisi için de yeterli pozisyonları buldu.



16. dakikada Andre Santos'un pasında Gökhan Gönül, sol çaprazda İbrahim Toraman'ı yatırdıktan sonra, boş pozisyonda kötü vurdu. 18. dakikada Alex'in kornerinde Roberto Carlos'un yayın solundan attığı şut az farkla dışarı gitti. 26. dakikada Rüştü'yü geçen Roberto Carlos topu kontrol edemedi. 29. dakikada Mehmet Topuz'un pasında Alex net pozisyonda sağıyla cılız vurdu. 32. dakikada Roberto Carlos'un 30 küsür metreden attığı etkili şutu Rüştü çıkardı, devamında Andre Santos kötü vurdu. Devrenin sonunda kazanılan frikikte de Alex'in çataldan dönen şutu var. Fenerbahçe haldır haldır gelirken, bu bölümde Beşiktaş sadece 1 kez gol girişiminde bulunabildi. 27. dakikada İbrahim Üzülmez'in ortasına Bobo'nun müsait pozisyonda vurduğu ama dışarı giden kafa şutuyla golü ıskaladı.


Hepsinden önemli pozisyon ise 19. dakikada oldu. Gökhan'in sağdan katedip, İbrahim Üzülmez tarafından indirildiği pozisyon açık penaltı. İki takımın yapısı düşünüldüğünde olası bir gol oyunun tüm momentumu Fenerbahçe'ye kayacaktı. Maçın kader anıydı. Sadece penaltıda değil, ikili mücadelelerde de Fenerbahçe'ye biraz mesafeli davrandı Fırat Aydınus. Bu ilk yarıda Kazım lehine çalmadığı üç faul var. Premier ligde dahi fauldür o hareketler. Yapıldıkları yer dolayısıyla belki çok önemli olmayabilir; ama mücadelenin seyri açısından önemlidir o faullerin verilmemesi. Fuck off olayı ise ayrı bir yazıyı hakediyor.


Buna rağmen ikinci devre Fenerbahçe'nin bu üstünlüğünün devam etmesini bekliyordum ama Beşiktaş soyunma odasından daha iyi döndü. Devrenin başında Ekrem ile net bir pozisyonu harcadılar. Fenerbahçe'nin Gaziantep maçından itibaren klasikleşen sağ kanat savunması zaafının üstüne oynayıp, İbrahim Üzülmez ile Fenerbahçe kalesine yüklendiler. İbrahim Üzülmez'in sağ ayağıyla kestiği anormal top, Fink'in çok nadir boğazın serin sularına gitmeyecek şutuyla gol oldu. Sadece son vuruş değil hazırlanış olarak da nadide ve mükemmel bir goldü. Bekin çizgiye inişi, Ernst'in en ilerideki Beşiktaşlı oluşu ve son vuruşu önlibero Fink'in yapışıyla da tam bir total futbol golüydü. 3 dakika sonra da Bobo fişi çekti. Deniz ya da Selçuk dururken Daum'un Andre Santos'u göbeğe çekmesiyle oley çekmeye başladı Beşiktaş. Kazım'ın atılmasıyla da mutluluğu nirvanaya ulaşan İnönü atmosferini dinledik. Sonuçta Beşiktaş, sezon boyunca ulaştığı optimum düzenin karşılığını fazlasıyla da olsa aldı ve lig yeniden üç ihtimalli hale geldi. İbrahim Üzülmez maçın adamı ama Ferrari ve Bobo gerçek büyük topçular.


Maç kaybedildi belki ama maçı anlatan 3-0 değil 3 dakikalık o periyod. Beşiktaş'ın Ali Samiyen'de kaybettiği maçın syerine çok benzeyen bir maçtı. Fenerbahçe'nin genel görüntüsünde iyiler kötülerden fazlaydı benim için. Deplasmanda yeterli pozisyon bulunması, oyuna ilk yarıda uzun süre hakim olunması, Alex'in vasat olmasına rağmen zaman zaman tek toplarla yapılan çabuk hücumlar ve Cristian Baroni'nin benim o bölgede Fenerbahçe formasıyla gördüğüm en büyük oyuncu olma yolunda ilerlemesi güzel. Takımdaki en kalın sorun ise forvetsizlik. Birkaç da bireysel performans.



Yönetici ilgisi mi gösterilir, profesyonel yardım mı alınır bilemiyorum ama Emre'nin öfkesini kontrol edebileceği bir çözüm şart artık. Zira öfkesi zekasının ve profesyonelliğine tur bindiriyor. Aklını kaybediveriyor. Fink'in golünden önceki pozisyonda aklıselim bir oyuncu 'değiştirin beni' dedikten sonra sakat sakat, baldırını tutarak oyuna devam etmez. Yere yatıp sağlık ekibi ister ve o sürede de teknik direktörüne oyuncu değişikliği için gerekli süreyi kazandırır. Emre bunu yapamadı ve Fenerbahçe o bölgeden golü yedi. Başka maçlarda tolere edilebilir ama derbilerde can yakıyor. 3 dakikada yenilen 2 gol ile her dakika kendisine daha fazla dönen oyuna havlu attı Fenerbahçe.

En az Emre'nin öfkesi kadar kronikleşen bir sağ kanat savunması sorunu da var. 2-1 kaybedilen Gaziantepspor maçından beri 60. dakikadan itibaren sağ kanat pert. O maçta bunu Kazım'a bağlamıştım ve Gökhan'ın önüne Mehmet Topuz'u monte etmediği için de Daum'u eleştirmiştim. Biraz haksızlık etmişim. Zira, artık Mehmet Topuz oynuyor sağ önde; ama o kanat aynı dakikadan itibaren oyundan düşmeye ve zayıf halka olmaya devam ediyor. Gökhan maç içinde iniş çıkışlar yaşıyor belki; ama bu kısır döngüyü açıklayacak kadar değil. Öyle olsa, daha fazla performans dalgalanması yaşayan, fiziki devamlılığı daha düşük olan, daha sorumsuz ve ofansif oynayan Roberto Carlos - Andre Santos sol kanadını bu minvalde daha fazla konuşmak gerekir.

İsmini zikretmişken Andre Santos'tan devam edelim. Performansı her hafta yükselmesi gerekirken düşüyor. Milli takım yorgunluğuna, seyahatlere bağlıyordum ama şu uzun ara o kartı elimde aldı. Fırsatı ve rakibini geçecek yeteneği olduğu halde bile çizgiyi zorlamak yerine içeriyi zorlaması sinir bozucu bir hal almaya başladı. Oyun zekası düşük diyeceğim ama değil. Hatta en önemli niteliklerinden biridir, çok maçını izledim. Daum yeteneklerine güvenerek Andre Santos'u çok fazla mevkide kullandı. Sol bek, sol açık, forvet arkası ve merkez ortasaha olarak oynattı. Buna adapte olamamış ve karar verme yetileri kısa devre yapmış olabilir. Andre Santos'u etkili ve verimli hale getirecek yolu bulması lazım Daum'un.
Ve ayurveda takviyesi mi yapar, mesir macunu mu yedirir bilemiyorum ama güçlenmesi şart.

Kapanışı Daum ile yapalım. İlk dönemindeki Fenerbahçe oyunu her fırsatta, rakibini gardını tamamen düşürene kadar, hatta düşürdükten sonra bile daha fazla gol iştahıyla zorlardı. Aman vermezdi. Takım da savunmasıyla eleştirilirdi. Tersyüz olmuş Daum. 2 haftalık arada hazırlık maçı almaması, 7 gün izin vermesi filan bir yana; Fenerbahçe'nin şu maça kadar savunması övgü aldı. Çünkü kendi evinde dahi anlamsız bir rölanti stratejisi güdüyor. Rakibine ayağa kalma şansı veriyor ve önde olunan maçlar dahi tehlikeye giriyor. Bursa ve Antep maçları ilk aklıma gelen örnekler. Daum'un içine Lucescu kaçmış gibi sanki.
Daum değil takım böyle bir refleks gösteriyorsa o zaman daha derin bir sorun var demektir ve yazıda 'maç kaybedildi' ile başlayan paragraf yalan olur.

Etiketler: ,

2 Yorum:

Blogger cortez85 dedi ki...

poah

22 Kasım 2009 16:07  
Blogger eşkenar kare dedi ki...

Son paragrafta yazdıgınız rölanti oyun Daum'un değil takımın problemi bence. Çok sevmeme ragmen biz Zico geldiginden beri, özellikle de geçen sene feci şekilde bu rölanti oyuna alıştık. Daum gibi bu anlayışa ters bir hoca gelmesine ragmen de uzerimizden atamadık. İlk Daum donemi olsaydı düm 2-0'dan sonra bile saldıran, gol yese bile pozisyon bulan bir takım olurdu.

22 Kasım 2009 16:47  

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa