8 Şubat 2010 Pazartesi

İte Kaka Türk Futbolu



Futbolda sadece hücum eden takımlardan zevk alan, oyunun hücum tarafına kafa yoran ve buna dair güzellemeler yapan bir izleyici değilim. Savunma da en az hücum kadar bu oyunun bir parçası. Savunma yapan bir takım taraftarını coşturmaz belki; ama oyunundaki zeka pırıltıları, taktik disiplin ve deha pekala hayranlık uyandırabilir. 2008 - 09 Şampiyonlar Ligi'nde Nou Camp'ta savunma yapan Chelsea böyle bir takımdı mesela. Hiddink 60 yaşından sonra teknik adamlığına böylece katma değer sağlayabildi. Saygınlığını bir üst seviyeye taşıdı. Euro 2004'ü kazanan Yunanistan ve Otto Rehagel için de benzer bir durum var. Nou Camp'ta Barcelona mı yoksa Chelsea rolü mü üstleneceğiniz biraz hedefinizle, biraz kapasitenizle, çokça da rakibinizle alakalı.

Türkiye'de üç kutuplu bir lig var. Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş dışında şampiyonluğu hedef koyan ve bu doğrultuda kaynak yaratıp, takım kuran bir kulüp yok. Trabzon, Kayseri ve Bursa dışında son 3-4 sezonda istikrarlı olarak ilk 5'e oynayan takım da yok. Kalan tüm takımların önceliği küme düşmemek. Bu yüzden Türkiye'de izlediğimiz maçların oyun seyri tek yönlü. Bir taraf hücum ediyor, diğer taraf savunuyor. Daha iyisi olsun, oyundaki iki tarafın da katılım gösterdiği bir futbol ortamı isterim. Yine de bu görüntüye itiraz etmiyorum. Ve kimseden de savunurken Hiddink ya da Rehagel kadar taktik yelpazesi geniş teknik adamlık beklemiyorum. Ama bu oyunun ruhunu bu kadar da kirletmemeliler.

Türkiye ligleri her geçen gün daha da anlamsızlaşan bir sertlikle çirkinleşmekten öteye gitmiyor. Türkiye'de futbol sertliğin en çok tolere edildiği İngiltere ve İtalya liglerinden dahi acımasız oynanıyor. Orada bile cezasız kalmayacak tekmeler, müdahaleler burada faule dahi layık görülmüyor. Görülmedikçe ortaya da sözde mücadelesi artan ama seyir kalitesi gitgide düşen bir lig çıkıyor. Bunda şu an tedavülden kalkan Maraton programının ve Erman Toroğlu'nun da ciddi payı var.

Erman Toroğlu dediğin adam "Ankaragücü'nde oynarken bizi vaktinde çok ezdiler, ben o yüzden hakem oldum" diye açık açık konuşan bir yorumcu. Futbolculuğunun da şimdiki baltalardan farkı yoktu. Tartışmalı pozisyonlarda da yıllardır 'penaltı gibi penaltı', 'futbol erkek oyunu', 'Avrupa'da bunlar devam hocam', 'ısıracaksın', 'koparacaksın' telkinleriyle oyunun sertleşmesine yol yapıyor ve Anadolu takımlarını kendince ezdirmemeye çalışıyordu. Muradına erdi.

Hakemler artık düdüklerini kullanmaktan çok eliyle kalk işareti ve top hareketi yapıyorlar. Senede 2 transferden aşağı yapmayan ortasaha ve stoper kazmaları ısırıyorlar, koparıyorlar. Ziya Doğan ve benzerleri gibi basiretsiz, at hırsızı kılıklı bir futbol oynatan teknik adamlara da bugün köşe yazılarında taktik methiyeler düzülüyor. Diyarbakırspor'un topu kırmak, rakibe tekme atmak dışında hangi ilkelerle savunma yaptığını ve Ziya Doğan'ın taktik dehasının ne olduğunu çok merak ediyorum. O taktik deha, olsa olsa 20 faul yapan bir takımın hocası olup da sahayı sadece 1 sarı kartla terkedebilmenin dehasıdır. Bu tablo, hakemlerin sarı kart gerekçesi olarak "3 kere faul yaptın"ı sunduğu bir ligde oluşması da ayrıca acayiptir.

Fenerbahçeli olduğum için Fenerbahçe'den girdim ama aynı sonuçlara bir Galatasaray ya da Beşiktaş maçı özelinde de ulaşabilirsiniz. Mesele kulüp meselesi değil, mesele ligin karakterinin ite kaka değiştirilmesidir. Rakamlarla bitirelim.

Son 3 sezonda lig şampiyonlarının puan ortalaması 73,3. Önceki 3 sezonun ortalaması 79,66.

Son 3 sezonda lig şampiyonlarının sezonluk gol ortalaması 63. Önceki 3 sezonun ortalaması 80,3.

Son 3 sezonda ligde maç başına gol ortalaması 2,51. Önceki 3 sezonun ortalaması 2,90. Toplama vurulduğunda sezonda 120 gol daha az izliyoruz demek bu.

Önceki 3 sezona göre son 3 sezonda futbola daha fazla para harcanmışken, ülkeye daha fazla uluslararası saygınlığa sahip oyuncu geldiği bir gerçekken ve şu tablo da ortadayken; kim ligde rekabetin veya futbol kalitesinin arttığını veya takımlarımızın daha iyi savunma yaptığını söyleyebilir ?

Sivasspor dışında ne üretti bu düzen ?

Bu düzenin öncüleri olan tarz sahibi hakemlerden hiçbiri de Avrupa'da yoklar. Olan da düdüğünü ağzından düşürmeyen Cüneyt Çakır.

Marka değerciler ???

Etiketler: ,

16 Yorum:

Blogger Gökhan dedi ki...

Oyunda ne kadar çok faul olursa o maçtan o kadar soğuyorum. Sürekli faullerle duran bir maç benim açımdan çok itici. Oyun hiç durmasın ama kalitesiz bir maç izleyelim, ben razıyım.

Dünkü maçta kasaplara pirim tanıyan bir hakem vardı sahada. Koray Gencerler. 10 haftadır maç yönetmemişken böyle kritik bir maça verilmesi başlı başına bir MHK hatası, ancak bu hakem arkadaşımızın kötü bir hakemden ziyade kötü bir insan olduğunu düşünüyorum. Hani maçtan sonra bakarsınız özete, 10 kere izledikten sonra bile tam olarak karar veremezsiniz; işte ben orda hakeme hak veririm. Eleştirmem. Ancak kendisinin gözü önünde Güiza'nın düşürülmesine tereddütsüz "devam devam" diyen bir hakemden bahsediyoruz. Maçın başından beri Fenerbahçeli futbolcuların ayağını kırmakla meşgul olan Diyarbakırsporlu futbolculara hiçbir kart göstermeyip yalnızca "bana faul yaptı" diyen Güiza'ya sarı kart vermesi gülünç. Mehmet Topuz'a kırmızı verip aynı hareketi yapan Barış Ataş'a sarı vermesi facia... 5 dakika uzayan maçın içinde 3 dakika daha duraklamalar olduğu halde 4.55'te maçı bitirmesi konusuna ise hiç girmiyorum...

Sözün özü: Kulüplerimizdeki mantalite değişmediği sürece marka değeri falan yükselmez. 321 milyar dolar olsa da düzelmez.

8 Şubat 2010 18:10  
Blogger hayta dedi ki...

İstatistik tehlikeli bir bilim. Terim hocamızın dediği gibi "bilim filan değil" diyip geçmemek lazım tabi ama rakamları yorumlarken yontma yönü de önemli.

Sezon başından beri 20 haftada 19'ar maç yapıldı (Ankaraspor'u düştük hesaptan), Fenerbahçe toplam 244 faul yaptı, Fenerbahçe'ye toplam 289 faul yapıldı. Fenerbahçe toplam 41 kart görürken rakipleri 43 sarı kart gördüler. Fenerbahçe yaklaşık 6 faulde bir sarı kart görüyor bu sene. Rakipleriyse ortlama 7 civarı. Galatasaray ve Beşiktaş için de bu rakamlar çok farklı değil. Galatasaray'a biraz daha çok faul yapılmış (308), ama onlar da biraz daha çok yapmışlar (251). Onların sarı kart görme frekansı 7'ye yakın, rakiplerinin 6 buçuk. Beşiktaş eni konu az faul yapmış (199) ama yapılan Fener'den fazla (295). Kart ortalamaları ise 7 faulde bir, rakiplerininki 8'e yakın.

Şimdi bunlara bakıp "Beşiktaş çok centilmen, Galatasaray faullü oynuyor ama faulleri sert değil, Fener'in faulleri de sert" diye yorum çıkartabilirsiniz. Yorum farkı burada başlar. Çünkü işin içine hakem yorumları da giriyor bu noktadan sonra. "Ağır kartlar"la "kart gerektirirken pas geçilen pozisyonlar"ı katabilsek istatistiğe, canlı olarak yüzdelerin marjinal şekilde oynaması mümkün çünkü.

Özetle, ligin üç kutbundaki takımlara 1800x3 dakikada yapılan toplam faul sayısı 892. Yaklaşık 6 dakikada bir faul yapılıyor yani bu takımlara.

Vur kır parçala, bu maçı kazan, kazanamasan da berabere kal, berabere kalamıyosan fark ye, ama top oynama!

8 Şubat 2010 18:19  
Blogger Griffith dedi ki...

Düdük gerekçesi "3 kere faul yaptın" olan hakemzade, yakında 3 kornere 1 penaltı da çalar. Ya yenisini getireceksin, ya sopalayacaksın bunları. Başka çaresi yok.

8 Şubat 2010 18:20  
Blogger zapata dedi ki...

Bu bence de çok önemli bir konu. Belki Galatasaray taraftarlarının dikkatini sadece kendi maçlarında yapılan sertlik çeker veya Fenerbahçeliler sadece böyle puan kaybettikleri bir maçtan sonra bunu dile getirebilir. Ancak söz konusu gereksiz sertliğin olmadığını söyleyemeyiz. Bu birincisi, ikinci konu ise artık oynanmayacak hale gelmiş saha zeminleri. Federasyon kural mı getiriyor napıyorsa yapsın hazır lig ihalesi 2-3 katına çıkmışken bütün takımlar zeminlerini modern tekniklerle komple yeniden yaptırarak her daim oynanır hale getirsin. Ligin bu haliyle futbolcu değil kasap yetişir ancak..

8 Şubat 2010 18:22  
Blogger Cosa Nostra dedi ki...

Twitterdan da takip ettiğim serzenişlerinizi çok güzel yazıya dökmüşsünüz. Harfi harfine katılıyorum. Ne havasından geçilmeyen artist hakemlerle, ne de gerginliği yüzünden okunan basiretsiz hakemlerle olacak iş değil bu.

8 Şubat 2010 18:23  
Blogger birkan dedi ki...

Bahsini ettiğiniz konunun Fenerbahçe veya Beşiktaş ile alakası yok.Sakatlıklar tek bir kulüpte yoğunlaşmışsa bir zahmet biraz da kendi içlerinde neler olup bittiğine bakacaklar.
Ligin yapısından ben de şikayetçiyim ama bu konuyla alakası yok.
Premier Lig'de Lampard haricinde sakatlık yaşamayan var mı?
Onlar şikayetçi oluyor mu sakatların çokluğu nedeniyle oyun yapısından?
O halde onlar da sadece hızlı oynamaya baksınlar, fiziki mücadeleyi terketsinler diyebilir miyiz?
Malum kulübü tebrik ediyorum, kuyruğuna basılmış gibi yaygara kopararak bizi bile etkileyebiliyorlarsa artık eleştirmek anlamsız..

8 Şubat 2010 18:29  
Blogger Alper Öcal dedi ki...

@birkan

Yazıda sakatlık lafı geçmiyor. Sakatlar için yazmadım ben bu yazıyı. Türkiye'den oynanan futbolun değiştiğini anlatmaya çalışıyorum.

Ve bu iyi bir değişim değil. Derdim bu.

8 Şubat 2010 18:47  
Blogger birkan dedi ki...

Sakatlık lafı geçmesine gerek yok.
Sertlik yıllardır vardı, niyeyse birilerinin canı yandığı zaman gündem oluşturdu.Bir kez daha tebrik ediyorum kendilerini, onlar ne derse o oluyor.
Buna da itirazım yok ama ikiyüzlülük yapıp medyanın ve Türk futbolunun Fenerbahçe güdümünde olduğunu söylemeleri samimi olmadıklarının göstergesi.
Siz samimi olduklarına inanıyorsanız kendi bileceğiniz iş, kusura bakmayın ben onların yalnız Allah bir dediğine inanırım.

8 Şubat 2010 18:56  
Blogger bky dedi ki...

Sevgili Alper,73 puan -tahminen-onumuzdeki yillarda sampiyonluk hatta ikincilik icin bile "guduk" kalacaktir.Gecen yil ,59'dan beri ilk kez Fenerbahce ve Galatasaray ilk 3'e giremediler.Daha once en az biri giriyordu.Ancak yine de verdigin rakamlar dusundurucu...Hakan,Tanju,Aykut,Feyyaz hatta Okan Yilmaz,Zafer Biryol gibi leblebi misali gol atan adamlarin eksikligini de not duselim...

Hayta'nin yorumunda bir bacak eksik.Sari kartlarin kaci "sari kart istemekten,yan hakemle konusmaktan,isigi gostermekten, kaci sertlikten" diye de ayirmak gerek :-)

8 Şubat 2010 20:12  
Blogger Valthord dedi ki...

tamamen hakemlere dayalı bir düzen bu. ligdeki bütün hakemler sistematik bir şekilde, kasıtlı olarak ayağa yapılan her harekete direkt kırmızı çıkarsalar, o kasaplar öyle bir siner ki birkaç maç sonra kimse böyle gereksiz sertliklere başvuramaz. premier lig'de yapılan şey tam olarak doğrusu. her müdahaleye faul verilmiyor elbette ama sakatlamaya yönelik hareketler kesin olarak cezalandırılıyor. nasıl? çünkü hakemleri iyi.

ama yerli hakemlerle bunun olmadığını ve asla olamayacağını yıllardır açık ve net şekilde görüyoruz. yabancı hakem şart.

8 Şubat 2010 20:24  
Blogger T.Ç. dedi ki...

bence sorun hakemlerde değil.sorun türk futbol karekterinin son yıllarda buna evrilmesidir.yani sertliğin bir taktik olarak bazı teknik adamlarca kullanıldığına.bu sertliğe mücadele ve pres kılıfı geçiriyorlar birde.şimdi geçen sene skibbe ankara deplasmanlarında harika organize paslarla goller bulurken rıdvan dilmenin yorumu ne oldu?şu oldu: ankaragücü gençlerbirliği vs gibi takımlar çok yumuşak oynuyorlar.galatasarayı durdurmak için (pas trafiğini kesmek anlamında söylüyor) sert oynamak lazım.tarzında yorumlarda bulunmuştur.o ankara deplasmanlarındaki galatasarayın gollerini hatırlarsak öyle boş alanda yapılan paslarla atılan goller değildi.kontrollü pres karşısında hızlı düşünme ve paslaşmalarla yapılan gollerdi.eğer rıdvana göre sert oynasa rakipler pas trafiğini ve galatasarayı durdurmak kolaylaşacaktır.bunu öneriyor rıdvan.oysa rakipler neden aynı pas organizasyonu yapamıyor bunu düşünmüyorda yada söylemiyorda rakibin güzel oyununu nasıl durdurumumun seçeneklerini öneriyor.mantık bu.
avrupanın önde gelen takımları defans yaparken hucumun planlarını yapıyor aynı zamanda.topu kaptıkları zamanda bunu gerçekleştiriyor.bizdeki takımlar ise defans yaparken sadece defans yapıyorlar.topu kazandıklarında hucum planları yok.zaten öyle kontrolsüz giriyorlarki faul yapıyorlar ve bırakıyorlar.bırak topu kazanıp hucum planı yapmayı topu kazanma topa sahip olma istekleride yok.faul yapıp bırakıyorlar.
koray gencerler bence iyi hakem.fakat oynanan oyun o kadar antifutbol ki hakemlere antifutbola prim tanımayın dersen sahada çok kırmızı çıkar.o zamanda neden çok kırmızı çıkarıyorlar falan diyorlar.cüneyt çakır misali.ilk yarıdaki fb-gs maçında da fenerbahçenin yerinde galatasaray vardı.fenerbahçe diyarbakır gibi oynamıştı o maçta.sorun x takımda değil.türk futbol karekterinde.bu karekter nasıl değişir.sezon başında kulüpler ve hakemler ortak bir karara varabilirler.antifutbola prim tanınmayacağı üzerinde.hollanda gibi çok yumuşak olmasada ingiltere ve ispanya gibi olabilir.alan savunması gölge markaj sanki bilmiyor havasında türk futbolcusu.özellikle ingilterede ve ispanyada top kayıpları genelde alan daraltma yaparak rakibi pas hatasına şeklinde gerçekleşiyor.böyle olunca messisi fabregası yada x bir futbolcu sırtı dönük top saklayabiliyor.verkaç yapabiliyor.türkiye sırtı dönük top saklamak topla fazla oynamak sakatlığa davetiye çıkarmak demektir.bence alan savunması ve gölge markaj anlayışı yerleşirse türk futbolundaki kalite dahada yükselecektir.anadolunun yükselişi ve fazla puan almalarının bir nedenide antifutbola tanınan primdir.yoksa anadolu takımlarında anormal bir yükseliş yok.zaten hangi anadolu takımı avrupa kupalarında gruplara kalmıştır?ama her sene 1-2 anadolu takımı uefa kupasına katılır.
amatör takımlarda mücadele ediyor her maçta.süper ligin farkı mücadele yanında oynamaktır.organize olmaktır.3.ligde bir maç ile süper ligdeki maç birbirine benziyorsa orada birşeyler yanlıştır sanırım.
bu futbol karekteri sadece hakemlerle değişmez.toplu bir anlayışın değişmesi lazım.buda hemen olabilecek birşey değil.
özet: top kayıpları alan daraltma gölge markajla oluyorsa düzelme vardır demektir.başka türlü kazmalıklarla gerçekleşiyorsa orada futboldan bahsetmek hata olur.

9 Şubat 2010 16:56  
Blogger Kalten dedi ki...

Dediklerinin buyuk cogunluguna katiliyorum, tek katilmadigim nokta Ziya Dogan ile ilgili bolum.

Sorum su: Bu finansman, oyuncular ve lig yapisinda Diyarbakir baska turlu nasil oynasaydi Sukru Saracoglu'ndan 3 puani son dakikada kacirip 1 puan ile evine donuyor olabilirdi?

Ziya Dogan'dan Hiddink olmasini hakli olarak beklemiyorsun, ancak Diyarbakirspor'un basinda -ve hatta- Fenerbahce taraftari olarak bulunsa idin, "oyunun ruhunu kirletmemek" ile "puan almak" arasinda kalinca hangisini secerdin?

Belki Digiturk'un yeni ihalesi ile gelistirilecek stadlar bu ulkede "sehrin takimini 1. takim olarak tutma" nosyonunu canlandirir. Arkasina taraftar destegini ve guclu finansmani alacak Anadolu kulupleri ancak o zaman Istanbullular ile basa bas oynamayi deneyebilir bence. Yoksa bu ulkeye Anelka'yi, Guiza'yi getirirsin, kendisine kosacak acik alan bulamadigi icin takimda yedek kalir, gider karsisindaki lig takimlarinin kora-kor oynadigi Chelsea'de ilk 11 cikar gollerini atar.

Belki burada daha once yazmissindir, luzumsuz tekrarlamis olmayayim, ama Anelka ve Guiza'nin en cok derbilerde (ozellikle BJK karsisinda) gol bulmalarinin sebebi karsidaki takimin Anadolu takimi gibi kapanmasindansa acik oynamasi degil miydi? Bu tarz futbolcular kapanan takimlarda is yapamiyor, yerine Nobre gibi sadece TSL 3 buyuklerinde gol atabilecek on liberolar gelip daha bile verimli olabiliyor, komik aslinda.

9 Şubat 2010 19:08  
Blogger Rommel dedi ki...

bence de çok güzel yazmışsın. diyarbakırlılar işi bilmiyor ki.. küt küt dalıyorlar arkadan. oysa bilica gibi emre gibi çaktırmadan yapacaksın pisliğini. hem onlar kazma da değil, pislik de yapsalar kimse kazma diyemez. adamlar fenerde oynuyor. uuu beybiii...

10 Şubat 2010 00:03  
Blogger Adem ÖZTÜRK dedi ki...

Oyuna çok şey katıp çok şey götüren bir isim vereyim.

Ersun Yanal

Nasıldır takımları hızlı oynamaya çalışır rakibin hata yapması için önde basar.

Peki hata yaptıramazsa yada tersine hataya açık pozisyona giderse durum yarı sahayı geçen adama ufak fauller yaparak oyunu durdur.

Bu taktik Yanalın Denizlisinden sonra önde basma yarı sahayı geçeni hemen indire döndü.

Başrolde kimler vardı?
Ersunun talebesi Mesut Bakkal,Ziya Doğan,Tolunay,Ümit Kayıhan,diye devam eder.

Bir Doll'un gençlerinin oyununa bakıyorsun, mümkün olduğunca topa sert. Birde Ziyanın takımına, adama sert.

Demek ki yabancı sınırı sadece oyuncular için olmamalı aynı zamanda yabancı hoca şartı getirilmeli.

10 Şubat 2010 03:25  
Blogger PredictableChaos dedi ki...

açıkcası yazılarını epeydir okuyorum,hani feneri tutman bi yana ki bence bu bir yanlış :D iyi yazıların oluyor ve okumaktan zevk alıyorum.
"fakat" i de var tabi diceklerimin, "Fenerbahçeli olduğum için Fenerbahçe'den girdim ama aynı sonuçlara bir Galatasaray ya da Beşiktaş maçı özelinde de ulaşabilirsiniz. " demişsin ya, ben hiç burada bi GS yada BJK ye şöyle yapıldı die yazı yazdığını görmedim. Yani bu bana daha çok artık kaybedişlerden sonraki aziz yıldırım politasından farklı gelmedi.
Fakat dediğinde haksızmısı;, bu tam 2 senedir böyle ve yanlış diil sivas da böyle yükseldi.
ellerine sağlık ve kolaylık şimdiden.

10 Şubat 2010 17:01  
Blogger Gökhan dedi ki...

Ben de bloğumda bir postta bu konuya yer verdim. Reklam gibi algılama lütfen ama okumanı tavsiye ederim.

http://zarifhareketler.blogspot.com/2010/02/bir-garip-taraftarm-ben.html

16 Şubat 2010 14:00  

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa