6 Mayıs 2009 Çarşamba

U-17 Avrupa Şampiyonası 1.Maçlar



17 Yaş Altı Avrupa Şampiyonası'nın 1. günü geride kaldı. Resmi açılış maçı ev sahibi Almanya ile Türkiye ile oynansa da, günün ilk maçı İspanya ile İtalya arasında oynandı. Maç değerlendirmelerinden önce Eurosport Türkiye'nin iki genç spikeri Caner Eler ve Dağhan Irak'a teşekkür ederek başlayalım. Böyle alt yaş turnuvalarında spikerlerden ilk beklentim maçı anlatmalarından ziyade pek fazla izleme şansımızın olmadığı oyuncular ve teknik kadroların hiyerarşisi, yapılanması hakkındaki bilgilerdir. Çok başarılıydılar bu konuda. Maç anlatımlarındaki zarafeti de eklemek gerek. Caner bir de yağmurun azizliğine uğradı ama yine de soğukkanlılığını kaybetmedi, hatta kamerayı silmeyi geç akıl eden kameramana esprili bir şekilde iğneyi batırmayı da ihmal etmedi.

İspanya - İtalya maçını izlerken sanki Euro 2008 çeyrek final maçını banttan izliyor gibiydim. Maç pozisyon olarak biraz daha zengin olsa da, hem skortif kısırlık hem de takımların oyun karakterleri açısından karbon kopya gibiydi. İspanya son yıllardaki dominant oyun geleneğini bu maçta da açık olarak sürdürdü.

İspanya 4-1-4-1 dizilişiyle başladı maça. En uçtaki Borja'nın arkasında konuşlanan sağaçık Lacruz, sol açık Sarabia ve ortasahalar Isco ile Fernandez top göstermedi neredeyse İtalya'ya. Blasquez ve Dalmau da sanki Sergio Ramos ve Capdevilla'nın küçülmüş halleri gibiydi. Sürekli hücuma destek verdiler. Özellikle Sarabia'nın kanadından çok etkili oldu İspanyollar ama bir türlü son dokunuşu yapamadılar. Böylesine genç oyuncuların yakaladığı bu uyum, paslaşmalarındaki akıcılık ve olgunluk golsüz oyunu izlenmeye değer kıldı. Oyuna sonradan giren Muniain'i de çok beğendim. İtalyanlar ise çok nadir gözüktüler oyunda. O anlarda savunmanın önünde oynayan kaptan Koke savunması ve öndeki dörtlüyle çok iyi yardımlaşarak De Vitis, El Sharaawy ve Beretta'nın pas bağlantılarını kesti. Trezeguet'ye tarz olarak çok benzeyen Libertazzi'ye uzun top atabildiler sadece ama zamanlamalı çıkışlarıyla kaleci Guardiola tehlike olmaktan çıkardı o topları. Beretta'nın tekniği ve zarif oyunu dışında İtalya adına gözüme çarpan birşey olmadı.

Bayrağı 8 yıldır beraber çalıştığı Gines Melendez'e bırakan Santiesteban'ın 16-17 yaşındaki çocuklara dahi aşıladığı ve bütün İspanya sathına yayılan bu oyun şekli İspanya'nın Avrupa futboluyla makası ulusal bazda gitgide açmasınıni en büyük neden. Lig bazında da durum farklı değil. Sadece İngilizler güçlü ekonomileri sayesinde getirttiği kaliteli yabancılarla öne geçebiliyorlar ama İtalyanlar ve Almanlar için bu gidişat pek de iyi değil.




Türkiye'nin bu jenerasyonunu hiç tanımadığımdan ve Gökhan Töre'yi çok merak ettiğimden ötürü akşamki Almanya maçını başka bir gözle izledim. İtiraf etmek gerekirse pek umut vaad etmiyorlar. İki kanat oyuncumuz Gökhan Töre ve Berkin çok yetenekliler. Hızlılar, teknikler ve devamlılıkları da iyi ancak kendi başlarına üretmeye kalkıyorlar ve bunu Almanya gibi fizik olarak bizden daha güçlü takımlara karşı yapabilmek hayli zor. Başarısız olduklarında da katkıları her dakika düşüyor, sonunda da Gökhan Töre gibi iki gereksiz sarıdan atılabiliyorlar.

Takımın güven veren iki bölgesi var. Kaleci Deniz Mehmet'in önünde oynayan stoperler Oğulcan ve Furkan ile, onların önündeki Orhan Gülle ve Deniz Herber. Bilhassa Deniz Herber'i çok beğendim. Hem fiziği, hem oyun anlayışı çağdaş oyuna uygun. Takımın en büyük sorunu ise forvette. Muhammet Demir tek alternatif mevcut kadroda izlediğim kadarıyla. 3-1 kaybettiğimiz maçta tek golümüzü atan Ahmet Sarı ise forvetten ziyade supporter oynamaya daha uygun gibi. Ortasahadaki Ahmet Çörekçi de sorumluluk alan, yaratıcı bir oyuncu değil. Silik bir görüntü çiziyor. Yenilen ilk golde ofsaytı bozan Fenerbahçeli sağbek Barış eğer çok kötü bir gününde değilse üzerinde durulmayacak kadar kötü bir sağbek. Ne savunma kabiliyetleri, ne de hücum katkısı bu seviye için yeterli değil. Sol bek Nurullah ise vasat bir isim. Sağ forvet olarak oynayan Scheidhauer'i sürekli arkasına kaçırdı ve hiç savunamadı bu maçta.

Yine de ilk maçta izlediğim İtalya kadar zayıf değiliz bireysel olarak ama kollektif olarak çok eksiğiz. Taktik olarak vasatız. Tabi bunda teknik adamların da payı var. Neden böylesine saf yetenekleri Abdullah Ercan gibi çaylak antrenörlere teslim ediyoruz bilemiyorum. Üstelik klasik olarak duran toptan, taçtan ve çıkarken kaptırılan toplardan gol yeme hastalığımız bu seviyede de sürüyor. Maçtaki 3 golü de böyle yedik. Hollanda maçında Gökhan Töre olmadan neler yapabileceğimizi düşünüyorum ama pek umutlu olamıyorum.

Ev sahibi Almanya ise şu ana kadar izlediğim 4 takım arasında en iyi olanı. Sadece teknik olarak fizik olarak da çok güçlü oyunculara sahipler. 4-3-3 oynuyorlar. Kaleci Ter Stegen oyun konsantrasyonunu hiç kaybetmiyor. Geri dörtlüdeki Mustefi taş gibi stoper. Siyahi sağ bek Basala Mazana ve sağ iç Yabo çok tempolular ve fizikleri A takım seviyesine hayli yakın. Oyuna akıl almaz goller kaçıran Trinks yerine giren Thy uzun boylu, hava hakimiyeti yüksek ve hareketli bir oyuncu. Bitiriciliği ise pek iyi değil. Tarz olarak Hakan Şükür'e çok benziyor. İleri üçlünün sağında oynayan ve maçı 1-1 yapan golü atan Scheidhauer çok hızlı olmamasına rağmen kurnaz bir oyuncu. Ters kanattan gelen topları sürekli kovalıyor, topu aldığında çalım atabiliyor ve iyi top kesebiliyor. Ortasahada oynayan Zimmermann ve Buchtmann ise takımın dinamoları. Kupayı alırlarsa şaşırmayacağım.

Fransa - İsviçre ve Hollanda - İngiltere maçları ise 1-1 bitti. Hollanda'nın golü elimizden kaçırdığımız ve şu an Arsenal akademisinde oynayan Oğuzhan Özyakup'tan geldi.

Etiketler:

2 Yorum:

Blogger Salve dedi ki...

Hami ve Abdullah u-17'nin başına yanlış hatırlamıyorsam Ulusoy döneminde geldi.trabzon kardeşliği...

7 Mayıs 2009 01:48  
Blogger varol döken dedi ki...

maç 1-1 mi bitti peki? ah ben oradayken olsaydı bu maç kesin giderdim ya...

7 Mayıs 2009 17:29  

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa