20 Mayıs 2009 Çarşamba

Säbener'a Gidiyorum



Hangi takımı tutarsa tutsun, benzer duyguları hisseden ve o kaçışa ihtiyacı olan binlerce taraftar olduğuna eminim. Kalbi Münih'ten Fenerbahçe için çarpan sevgili Alpay'a bu güzel yazıyı yazdığı ve buraya taşımama müsade ettiği için teşekkürler.

"Sabahlari ise otobüsle giderken ofisin kasvetinden mi, yol bittigi anda okudugum kitabin icinden cikip gercek hayatin akisina kapilacak olmamdan mi bilmem; o yol hic bitmesin istiyorum. Düzensiz uyku, düzensiz uyanma, düzensiz mesai saatlerini beraberinde getiriyor benim icin. O yüzden hangi sabah, hangi otobüse yetisecegimi Allah bilir. Bazi sabahlar benim boylarimda, göbegi bedeninin geri kalanindan epey önde giden, muhtemelen benim yaslarimda FC Bayern taraftari oldugunu ilk görüste disariya yansitmayan bir adamla karsilasiyorum. Genelde Alman futbolseverler, bir takimin pesinden gidiyorsa, bunu disavurmaktan hoslanirlar. Cantalarinda, montlarinda, kaskollarinda, mutlaka hangi takim taraftari olduklarini gösteren armalari, insanin gözünün icine sokarlar. Bu arkadasin dikkatimi cekmemesinin sebebi, bu prototipten oldukca uzak olmasiydi sanirim. Ilk farkina varisim, otobüste giderken yaptigi bir telefon konusmasina kulak kabartmam sayesinde oldu. "Genc takimin idmani bugün saat kacta?" diye soruyordu. Kisa bir konusma olmasina ragmen, hatirlayamadagim bir yerden Bayern'in genc takim idmanini izlemeye gittigini yakalamistim. Ben, beni günlük kosusturmacanin bekledigi, kasvetine alisamadigim ofisime gidiyordum, o ise gönül verdigi takimin genclerini izlemek icin cantayi sirtina atmis, belki de kimbilir benimkinden büyük gündelik sorunlarini arkasinda birakarak genc takim idmani icin vurmustu kendini yola. Evet, ilk kez o gündü o arkadasa imrenmem.

Gecen aylar süresince -muthemelen benim düzensiz ise gelis saatlerimden- ara sira rastlar oldum bu arkadasa. Artik, benim icin "herhangi biri" degil, iyi bir takim taraftariydi bu arkadas. Ne zaman görsem, mutlaka sirtinda haki yesili cantasi oluyor, hep ayni durakta otobüsten iniyor, ve özenle hazirlandigi belli olan cantasi (tahminim günün oldukca önemli bir saatini idmanlari izleyerek gecirmek üzere hazirlanmis bir canta bu.) hep sirtinda, herhangi bir aksesuarinda FCB taraftari oldugunu bagiran hicbirsey olmuyor. Bu rutin haftaicinde kac kere tekrarlaniyor bilmiyorum. Bir isi var mi, yoksa issizlikten zaman mi öldürüyor, onu da bilmiyorum. Ama ne zaman bir yere telefon acsa, ya da telefonu calsa -affetsin artik- kulak misafiri oluyorum. Ya idmanlardan bahsediyorlar, ya önümüzdeki hafta deplasmana gitmek icin tren biletlerinin fiyatlarindan. Bir kez olsun rastlamadim; "Ne olacak bu takimin hali?" , "Klinsmann da sacmaliyor ama", ya da "Beckenbauer'in süresi doldu, Rummenigge transferde söz sahibi olmasin" falan dedigini. Biraz da buna imreniyorum sanirim. Adam, belki de bir takimi benim koyabildigimin cok cok ötesinde hayatinin bir yerine koyuyor. Benimkinden belki de cok daha bagli takimina. Ama, benim/bizim gibi ruh hastaligi boyutlarina varacak mikro verilere kafa patlatmiyor. Transferde kim alinmis, ne yapilmis, kime kac para harcanmis diye abaküs hesaplariyla mutsuzluk yarattigini da sanmiyorum. Tabi onun isi kolay denebilir. Adamin baskani Kaiser, organizasyonu tikir tikir isliyor. Onlara kafa yormasina gerek bile kalmiyor. Bu da bir görüs acisi elbette. Ama, neresinden bakarsan bak, o adamin taraftarligina imreniyorum.

Bu sabah yine karsilastik. Telefonu caldi. Adinin Dirk oldugunu bugün ögrendim. "Simdi Säberner'a (FCB'nin idman tesislerinin bulundugu sokagin ismi) gidiyorum. Belki ögleden sonra gelebilirim. Arayacagim ben sizi öglene dogru" dedi. Ben ofisteyim su anda, bir yandan kulagimda telefon, hic ilgimi cekmeyen bir telekonferansi dinlemek zorundayim, bir yandan da bu yaziyi yazarak kismen de olsa bu dünyadan siyrilip, onun dünyasina ortak olmaya calisiyorum.

Bugün Dirk'in elinde "Sehnsucht FC Bayern - aus dem Leben eines ziemlich ungewöhnlichen Fans" isimli kitap vardi. Kitabin yazari Armin Randtke, Leverkusen'de dogmus, cocukluk yillarinda Borussia Mönchengladbach'a sempati duymus, ancak futbola olan kabiliyetsizliginin pek tanidik sonucu olarak, cocuklugu mahalle takiminin kalecisi olarak gecmis. FC Bayern taraftari olmasinin sebebi ise, kaleciligine hayran oldugu Sepp Maier olmus.

Bugün ofis cikisi ilk isim bu kitabi satin almak olacak, sanirim. Isten kacip, idmanlara gidemesem de. Kacabilsem bile, idmanini izleyebilecegim bir takimi tutuyor olmadigima göre, en azindan bu kitapla bu "kacislar"a birkac saatligine olsa da ortak olabilirim."

Etiketler:

2 Yorum:

Blogger varol döken dedi ki...

aziz yıldırım'ın dünkü açıklamalarından sonra ondan da, bu takımı gerçek bir fenerbahçeli olarak kalpten izlemekten de, önümüzdeki yıllardan da umudu kestim... sen haklıymışsın alper, kör olmuş bu adam... alpay'ın da eline sağlık, bir kitap kadar güzel yazmış ama benim naçizane tavsiyem, oralarda peşinden gidecek bir takım bulmasıdır, burada artık peşine düşecek bir hayal kalmadı çünkü...

20 Mayıs 2009 12:50  
Blogger serhat dedi ki...

yazi icin tesekkurler.. Alpay'a selamlar.. kendimi buldum biraz.. benzer trene ben de biniyorum, kitabim hic bitmesin istiyorum, ofise gidip o bayik telekonferanslara ben de katlaniyorum. VfB Stuttgart macina bayraklari, formalari, kaskollariyla giden taraftarlari gordukce onlara imreniyorum.. Kadikoy ve dolayisiyla mabede olan ozlemim artiyor.. Gurbette Fenerbahce ozlemi cekilmez oluyor bazen..

20 Mayıs 2009 15:59  

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa