9 Ekim 2009 Cuma

Zico'nun İpek Yolu



Genetik mühendisi değilim ama olsaydım Brezilya'nın futbola nasıl bu kadar yatkın olabildiklerini incelerdim sanırım. Benim nazarımda Dünya'nın en büyük futbol ülkesidirler. Böyle bir futbol kültürünün düzinelerce uluslararası yıldız yetiştirip, bir elin parmakları kadar uluslararası saygınlıkta teknik direktör yetiştiremiyor oluşu ise tuhaf bir paradoks. Dünya Kupası kazanmış teknik adamları bile bu paradoksu kırabilmiş ve oyunun vitrini olan Avrupa'da dikiş tutturabilmiş değiller. Bu paradoksu kırabilecek konumdaki yegane isim var. Zico. Ne ilginçtir ki, onun da Brezilya ile ilgili tek kariyeri futbolculuk. Teknik adamlık kariyeri Japonya'da başladı ve ülkesinin dışında teknik direktör olarak 260 maça çıktı. Hem Brezilya futbolu hem de Zico'nun kendisi için büyük başarı.


Fakat gittiği yol hayli zor. 5 büyük ligden sonra Avrupa'nın en hatırı sayılır ve Avrupa kupalarında en çok sayıda temsil edilen 3 büyük Doğu Avrupa liginin en köklü kulüplerine, belki de en zorlu dönemlerinde teknik adamlık yaparak kendini hazırlıyor Zico.


Fenerbahçe'yi devraldığında kulübün tarihindeki en büyük sportif ve psikolojik yıkımın yaralarını sarmanın yanı sıra 100. yılında başarıyı şart koşan, normalin çok daha üzerinde baskı ve sabırsızlığın hüküm sürdüğü bir ortamın içinde bulmuştu kendini Zico. Başlangıç için dönülmesi en zor virajlardan biri kuşkusuz. Buradan kendini satabilecek bir kariyer oluşturmayı başardı. Hem de Fenerbahçe tarihinin en büyük Avrupa başarısını elde ederek.


Bu referans ile 2003 yılında UEFA Kupası ile zirve yapan ama artık eskimiş ve yeni bir yapılanmaya ihtiyaç duyan CSKA Moskova'nın başına geçti. Ruslar 35 maç sonunda silik geçen lig macerasını gerekçe göstererek defterini dürdü Galinho'nun. Bir sistem ülkesinin yeni bir yapılanmada bu kadar aceleci olması garip. Sovyetler parçalanırken gidişatı köklü reformlarıyla tersine çevirmeye çalışan Gorbaçov'u günah keçisi seçmişti. Zico da CSKA Moskova'nın Gorbaçov'u oldu bir nebze. Yine de bu süreçte, dağılan bir takımla Moskova kariyerine 2 kupa ekledi. Yarıda kalan işini de Juande Ramos'a emanet etti. Ramos'un gelir gelmez aldığı 3 gollü Khimki ve Dinamo Moskova galibiyetlerini Türkiye'de fırsat bilenler, Zico'nun bu takımları deplasmanda 3-0 ve 2-1 yendiğini hatırlamalılar.


Zico için yeni durak artık Yunanistan. Olympiakos'u devraldığı zaman da kulüp son 10 senede hiç olmadığı kadar diken üzerindeydi. Ketsbaia yönetiminde sezonun başında lige havlu atmak üzerelerdi. Önündeki fisktürde de Panathinaikos'tan sonra ligin en zorlu iki deplasmanını gösteriyordu. PAOK ve AEK. Şampiyonlar Ligi'nde de gardı düşmüş takımlara acımayan Arsenal'e konuk olacaklardı. Arsenal'e 2-0 kaybetti Olympiakos ama ligdeki iki deplasmandan 2-1'lik galibiyetlerle çıkıp YSL'ye tutunmayı başardılar.


Zico'nun Olympiakos için uygun gördüğü diziliş 4-3-3. Predrag Djordjevic ve Leto'dan sonra sol açık pozisyonunu dolduramamışlardı. Ketsbaia yokluktan Derbyshire'ı bile denemişti orada. Zico orijini bek olan Leonardo'yu çekti sol açığa. Aslında bir ortasaha oyuncusu olan İspanyol Oscar'ı da rotasyonda değerlendiriyor. Pozisyonu değişen oyuncular bunlarla sınırlı değil. Torosidis'in topa yatkınlığını anlamış olacak, stoper yerine sol iç oynatıyor. Biraz Daum/Denizli vari gözükse de bu değişiklikler, Zico şimdilik bu oyunculardan maksimum verim alıyor. Örneğin Torosidis toplam 2 gol 1 asist ile oynadı PAOK ve AEK maçlarında. Mevki bazlı olmasa bile performans olarak en büyük değişiklik ise forvette. Brezilya'dan büyük paralar ve umutlarla alınan ama geçen sezon fena çuvallayan Diogo yeniden doğdu Zico ile. Daha motive ve daha canlı oynuyor. Ligdeki son 3 maçında da 2 gol attı.


Takımdaki bu performans artışı kadronun en büyük uluslararası starları Enzo Maresca, Matt Derbyshire ve Luciano Galletti sakatken daha da anlamlı. Olympiakos'un oyunu bu oyuncular döndüğünde daha iyileşecek, çehresi değişecek ama değişmeyecek olan bir başkan var.

Socratis Kokkalis'in ligde şampiyon olunan son 12 senedeki 13. teknik direktörü oldu Zico. Aynı dönemde Lemonis ve Bajevic'in 2'şer kez teknik direktör olduğunu düşünürsek Zico bir nevi 15. deneme. Dürüst olmak gerekirse Socratis Kokkalis için Aziz Yıldırım klonu demek çok da yanlış değil. Tek bir fark var, o da hedefler. Aziz Yıldırım için lig ne kadar önemliyse Kokkalis için Avrupa o kadar önemli. Bazılarına açıklama getirmek zor ama bu hoca değişikliklerin çoğunun sebebi Avrupa'da geçilemeyen turlar. Taraftarın hem oyun hem performans olarak memnun olduğu Ernesto Valverde'yi Avrupa kupalarını kastederek "
yeni hedeflerin peşinde koşmaktansa cebini doldurmanın peşindeydi" mazaretiyle kovmuş bir adamdır Kokkalis. Ayrıca "başka nerede duble yapabilecek ki, onu Anorthosis maçlarından sonra kovmalıydım" diyebilecek kadar da nezaketten uzak bir profil çizer.

Zico'nun böyle bir kültürdeki en büyük şansı bu türden Avrupa takıntısını Fenerbahçe'nin başındayken aşabilmiş olması ve taraftarın bu teknik adam kıyımından rahatsız oluşu. Garanti değil ama , kendi saygınlığını da hesaba katarsak, bu tavır belki Kokkalis'in öğütme süresini biraz öteleyebilir. Ötelesin de. Zico'yu Avrupa'da teknik direktör olarak takip etmenin zamanı geldi de geçiyor. Japonya - İstanbul - Moskova - Pire hattı Zico'nun İpek Yolu olsun.

Etiketler:

5 Yorum:

Blogger Pusat dedi ki...

Arada bir de Budyonkor macerası da var da sanırım pek dikkate değer bulmamışsın.

Zico sol açık problemi yaşıyorsa Uğur Boral ı verebiliriz... :)

9 Ekim 2009 11:20  
Blogger flamboyant forward dedi ki...

ketsbaia kovulduğunda olimpiyakos havlu filan atmak üzere değildi. 5 maçta 5 galibiyet almış sanırım gol bile yememiştiler ligde. dünya tarihinin en acayip teknik adam kovuluşundan sonra geldi zico. asıl diken üstünde olan da o.

9 Ekim 2009 12:32  
Blogger Alper Öcal dedi ki...

@flamboyant forward

5 değil 3 maç oynamışlardı ligde. 1'i lige yeni çıkan Kavala, diğerleri de vasat Panionios ve Larissa.

Kavala ve Panionios ile içeride oynayıp 1 beraberlik 1 galibiyet aldılar. 2 maçta 1 gol atabildiler. Bu takımlara karşı bile topa fazla sahip olamadılar, pozisyon üretemediler.

Önlerinde de kalburüstü iki deplasman vardı ve Panathinaikos hiç kaybetmemişti.

MD kafasıyla lig devam ediyor tabi.

9 Ekim 2009 12:52  
Blogger Onur Erdem dedi ki...

Alper bu mantikla biz 3 sezon once IBB'ye yenilerek lige daha ilk macta havlu atmistik, biraz zorlama olmus...

9 Ekim 2009 14:13  
Blogger Bolat dedi ki...

Pirus'un su anda oynadigi lig karsilasmasi sayisi 6. Bunlardan dördüne Zico ile cikmis durumda.

Ketsbaia ile toplamda 6 karsilasma yapmis Pirus ve bunlardan sadece 2si lig karsilasmasi. Bu 6 karsilasmadan aldigi skorlar ise;

-Bratisla'yi icerde ve disarda 2-0 ile gecmis

-Sheriff'i yine deplasmada 2-0 ile gecerken evinde 1-0 yenmeyi basarmis.

-Larissa (lig karsilasmalarindan bir tanesi) deplasmanda 2-0 ile gecilmis...

-Kavala (diger lig maci) ile evinde berabere kalmis: 0-0

Bu arada, hocanin kovuldugu gün oynanan bir AZ karsilasmasi var ki o maca da takimi pekala teknik adamin hazirladigi düsünürsek aslinda o galibiyeti de Gürcü teknik adamin hanesine yazabilirdik ama kulübede o gün o olmadigini icin bu karsilasmayi es geciyorum.


Ve bunun arkasindan Zico dönemi baslar.

O ise;

-PAOK deplasmanindan 2-1 galibiyetle

-AEK deplasmanindan ayni sekilde 2-1 galibiyetle döner.

-Yazarin bahsettigi Panionios karsisina ise Pirus Zico yönetiminde cikmistir ve o karsilasmadan 1-0 galibiyetle ayrilmistir.

-Arsenal karsisinda elde edilen 2-0 lik maglubiyet

-ve bunu takip eden son olarak Levendiakos karsisinda alinan 3-0 lik bir galibiyet...

Bu sayilara baktigimizda Ketsbaia'nin yabana atilmayacak bir bilancoya imza attigini ve oymamis oldugu iki karsilasmanin birinden elde ettigi beraberlik yüzünden lige havlu atmak üzere oldugu yorumunu yapmanin haksizligin dip noktasi oldugunu söyleyebiliriz.

Ayrica Pirus'un oyunun begenilmiyor olmasinin ve topa az sahip olmuyor olmasinin (ki bunlar tam manasiyla gercegi isaret etmemektedir) kovulmayi mesru gösterme konusunda hayli ciliz argümanlar oldugunu söylemek mümkün. Netice yaptigi 6 karsilasmanin sonucunda attigi 9 gole karsilik kalesinde hic gol görmemis Pirus... Bu haliyle Daum'u da coktan gönderseler sesimiz cikmamaliydi...

10 Ekim 2009 01:03  

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa