21 Mayıs 2009 Perşembe

Shakhtar Donetsk 2-1 Werder Bremen



Finalin ismi beğenilmedi Türkiye'de ilk başta ama gelen takımların oyun karakterleri sebebiyle çok cazip bir finaldi benim için. Shakhtar daha teknik Bremen daha dayanıklı olsa da iki takım da hücum yapmayı seven, gelişigüzel değil bilinçli hücum yapan, alan oyununu iyi oynayan ve temposu yüksek takımlar. Kiev - Hamburg finali çok daha sıkıcı olacaktı büyük ihtimalle lakin bugünkü maçın tamamında gayet zarif, keyifli bir oyun vardı bana göre.

Mircea Lucescu takımı Shakhtar Donetsk'i klasik 4-2-3-1 dizilişiyle oyuna sürdü. Kaleci Pyatov ve önünde Kuchev ve Chyhrynskiy'den oluşan savunma hem sağlam hem de oyuna katkıları yüksek iki oyuncu. Kapasitelerinin yetmediği yerde de topu beklerine aktaracak kadar alçakgönüllü ve basit oynuyorlar. Ortasahada oynayan Lewandowski ve Fernandinho ikilisi de Brezilya takımlarının ortasaha karakterine uygun olarak seçilmişler sanki. Forma numaraları tutmasa da Lewandowski oyunun savunma yönünü daha iyi bilen 5 numara, Fernandinho da hücum yönünü daha iyi bilen 8 numara görünümündeydi ama esas meziyetlerinin dışındaki katkıları da vasatın üzerinde olan iki ortasaha oyuncusu bunlar. Bu ikilinin bu minvalde Frings ve Baumann'a attığı fark ile Shakhtar'ın hücum hattını oluşturan Brezilyalıların dinamizm ve devamlılıkla birleştirdikleri yetenekleri Shakhtar'ın maçın genelinde daha kompakt, daha baskın ve Latin oyuncu ağırlığına rağmen daha Avrupalı gözükmesinin en büyük sebebiydi.



Lucescu maç ilerledikçe ortaya çıkacak olan Bremen'in fizik üstünlüğünün avantajını kırmak istemiş olacak ki Shakhtar ilk düdükle birlikte çok hızlı girdi oyuna. Jadson & L.Adriano ve Srna & Ilsinho'nun ikili oyunlarıyla Mertesacker'in yokluğunda güven sorunu yaşayan ve kalitesi düşen Bremen savunmasını bunalttılar. Luiz Adriano kamyon gibi adam. Sırtına alıp götürüyor Bremen savunmasını. Üstelik ağır bir hedef santrfor değil. Baros türünde ayaklarına da hakim, teknik ve çevik bir santrfor. Bremen'in çıkarken kaptırdığı topun sonrasında savunmanın arkasına kaçışı ve sağ dışıyla topa attığı tokatla yaptığı gol bütün bu özelliklerini sergilediği anlardan biriydi. Brezilyalılar da zevklendikçe daha da iyi oynayan adamlar ve Lucescu'nun anlayışında golden sonra beklemek yerine ritimlerini bulmuşken saldırmaya devam ettiler ve 5 dakika içerisinde Willian ve yine Luiz Adriano ile cezasahasının çaprazından iki kez yokladılar Bremen kalesini.

Bu sırada Diego'nun tribünde telefonla konuşurken ekrana yansıyan görüntüsüne içim gitti. İlk 15 dakikada çok net hissedilsen ve oyun geneline de sirayet eden Bremen'in pas kalitesindeki düşüklüğü gördükten sonra sahada olsaydı hem Bremen'in kalitesi artacak hem de Shakhtar kapasitesini daha çok zorlamak durumunda kalacaktı; çok daha güzel bir maç izleyecektik dedim içimden ama Mesut Özil'in de sol kanada hapsedilmesiyle temposunu tamamen Skakhtar'ın ayarladığı bir ilk devre oldu.



Lucescu'nun takımı bunları yaparken, Bremen rakip cezasahasına ilk kez 20.dakikada Mesut Özil'in atılan uzun bir topu alıp yaptığı slalomla girebildi ama kaleyi yoklamayı başaramadı Özil. Biraz daha güçlenmesi ve devamlılığını geliştirmesi şart Masut'un üst düzey bir oyuncu olabilmesi için. 35. dakikaya kadar da kaleye isabetli şutu yoktu Bremen'in. Schaaf burada kritik bir hamle yaptı. Shakhtar'ın hem hücumda hem savunmada tıkır tıkır işleyen Srna ve Ilsinholu sağ kanadı arasında kaybolan Mesut Özil'i hücumda serbest bıraktı. Mesut da istediği gibi deplase oldu ve Shakhtar'ın sağına göre daha zayıf olan Rat ve Willian'ın kanadını zorlamaya başladı. 1. bölgeye girmekte zorlansalar da korner ve duran toplarla rahatsız etmeye başladılar Shakhtar savunmasını. Onlardan birinde Naldo kaleci hatasıyla da olsa ağları buldu. Yıllar önce Rüştü'nün MTK maçında yediği golün fotoğrafıyla aynıydı bu golün fotoğrafı.

Cesaretlenen Bremen ikinci devreye daha iyi başladı, Shakhtar'a nazaran daha fazla hücum ettiler. Duran toplar dışında 59 ve 64'te Rosenberg ve Mesut'u iki kez cezasahasında topla buluşturdular ama açık iki vuruşu kötü yaptı bu oyuncular. 78. dakikada bu kez Pizarro ile etkili oldular. Mesut'un duran topunda Pizarro'nun kafasını iyi çıkardı Pyatov bu kez. Shakhtar bildik paslarını yapsa ve bilhassa 40-50 metrelik başarılı ters toplarına güvense de ilk 30 dakikadaki kadar etkili değildi ikinci devre. Wiese'yi devre başında Srna ve Jadson'un kullandığı frikik dışında yere yatıramadılar.



Uzatmalar maçın en şaşırtıcı haliydi benim için. Bremen'in fizik kondüsyonuyla daha üstün olacağını düşünürken Shakhtar'ın sazı eline aldığı 30 dakikayı izledik. Hele Wiese'nin 97. dakikada yediği o komik golün ardından kedi fare oyunu vardı sahada. Lucescu kapanmak yerine takımın mesafesini açıp oyunu geniş alanda oynamayı tercih etti. İyi paslaşarak koşturdu Bremen'i ve gelecek presi de kırdı. Defaatle ekrana yansıdı Bremen oyuncuların hücum pres yapma çabasındaki çaresizlik.
Shakhtar hakettiği kupayı aldı. Srna maçın tartışmasız en iyisiydi, her lige uygun bir stili var ve onu artık büyük liglerde görmenin zamanı geldi de geçiyor.

Maçtan alınması gereken mesaj ise Lucescu'nun modern bir hücum oyununu da oynatabilmesi dışında bunu Brezilyalılarla da yapılabileceği, Brezilyalılalar da Avrupalı olunabileceği, takım olunabileceğidir. Yeter ki bu yetenekler doğru seçilsin ve doğru yönetilsin. Geçen sene Fenerbahçe'nin eriştiği çeyrek finale gayet moronca bir şekilde bireysel motivasyon yorumları yapanlar yine de almayacaktır bu gerçeği. Bir mesajı da Aziz Yıldırım'ın alması gerektiğini düşünüyorum.
Coşkulu tribün Maraton A ve B Bloklarda değil kale arkalarında olur; ve pankart ile bayrak ile olur diyelim.



Kapanışı Lucescu ile yapalım. Esas yazıyı daha sonra yazacağım ama kısaca Shakhtar ile alınan bu kupanın geç geldiğini ve Lucescu'nun belirtildiği gibi ucuz oyuncularla büyük işler başaran top class bir teknik adam olmadığını söyleyeyim kısaca. Faik Gürses gibi dünyadan bihaber yorumcuların söylediği gibi 300 - 500 Bin $ bonservisle alınan Brezilyalılar ile kazanılmamıştır bu başarı. Ortalama yaşları 23-24 ve ortalama maliyetleri 8-10 milyon € civarındadır o transferlerin. Matuzalem ve Nery Castillo gibi daha büyük meblağ tutan transferler de vardır geçmişinde Lucescu'nun ve buna rağmen esas kupada gruplardan dahi çıkartamamıştır takımını. Küçümsemiyorum elbette ama geçilen bütün turlar, alınan bütün puanlar değersizleştirilmiş ve içi boşaltılmış UEFA Kupası'ndadır. Ukrayna Ligi de çok daha büyük bütçeye rağmen domine edilememiş, Kiev efsanesi sona erdirilememiştir.

Etiketler:

6 Yorum:

Blogger alessandro del piero dedi ki...

kupayı zico'nun takımı alsaydı uefa'nın içi boşluğundan aynı şekilde bahseder miydin çok emin değilim açıkçası..

21 Mayıs 2009 06:12  
Blogger Alper Öcal dedi ki...

@alessandro del piero

İtiraf etmek gerekirse Zico kazansaydı bu kupayı çok çok daha mutlu reaksiyon gösterir ve çok çok daha fazla sevinirdim.

Zico'yu ta futbolculuğundan beri sevmemmin, hayran olmamın ve Fenerbahçe'nin başında bulunduğu sürece çizdiği profil dışında dışında bunu Aziz Yıldırım'ın gözünün içine baka baka yapacak oluşunun ( ki bu zarif adam böyle bir durumda öyle yapmazdı belki de ) motivasyonu da vardır.

Yine de bu kupanın değersizleştirildiği ve içinin boşaltıldığı gerçeğini değiştirmiyor. UEFA da önümüzdeki yaptığı statü değişikliğiyle bunu onaylıyor zaten. Yine aynı cümleleri burada okurdun, biraz daha yumuşatılmış hali olurdu belki ama okurdun.

21 Mayıs 2009 07:25  
Blogger alessandro del piero dedi ki...

aslında senin şu an zico'ya dair hissettiklerininin aynısını biz galatasaraylılar luce için hissettiğimiz için savunma refleksiyle söyledim onu. luceli galatasaray ile zicolu fenerin şu finali bugün oynamış olma ihtimalleri hiç de az değildi aslında, eğer ki akıl almaz vefasızlıklar sonucu gönderilmemiş olsalardı..

ondan sonra sorgulayıp dururuz türk futbolunun halini, yazık gerçekten..

21 Mayıs 2009 07:51  
Blogger varol döken dedi ki...

valla o kupanın ne kadar tırışka olduğunu anlamak için dün statta olmak gerekiyordu... tamam her şey çok güzel, organizasyon bahane, ukraynalı kızlar şahane ama hiç final havası yoktu statta... belki takımların seyirci profilinden dolayı (shakthar seyircisi çoğunlukta olsa da asıl tribün kültürünün bremen'de olduğu aşikardı ama ikisi de bir hamburg ya da bir ingiliz takımı taraftarı değildi) eksiktir bu hava bilemiyorum, insan hissediyor böyle şeyleri...

lucescu konusunda sana katılıyor muyum emin değilim alper, alındığı kadar adam satıldı bu takımdan... brandao falan gitti sene başında... şampiyonlar ligi ayarında bir kadrosu olmadı lucescu'nun ama buradaki başarısı küçümsenecek gibi değil... özellikle dün gece oynadığı oyunla... diego olsa belki bir şeyler değişirdi werder bremen'de, onsuz çok çekilmezdiler inan... mesut, çok güçsüz, çok hırssızdı... bir tek pizarro oynadı biraz da naldo... ilsinho'yu beğendim ben, biraz daha kulağı çekilip topu daha hızlı çıkarması sağlanırsa süper bir kanat oyuncusu olur...

yine de werder kazansın isterdik, almanları severiz...

21 Mayıs 2009 10:02  
Blogger bianconeri dedi ki...

UEFA FANTASY Ligindeki 1. ligime karsı bir ödül hakettim sanırım =)

21 Mayıs 2009 20:15  
Blogger Alper Öcal dedi ki...

@bianconeri

Forma sözü verdik, tutacağız tabi :)

Tebrik ederim.

21 Mayıs 2009 20:33  

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa