9 Haziran 2009 Salı

Fenerbahçe 91 - 98 Efes Pilsen



Maçtan önce Efes Pilsen'in önünde çok dik ve çıkmaya çalışırken de 12000 kişinin geri itişine karşı koymaya çalıştığı bir yokuş vardı. O yokuşu çıkmaları için kendileri kusursuz bir basketbol oynamakla yetinmemeleri rakiplerinin de ritmi bozulmalıydı. Fenerbahçe gibi rüzgarı arkasına alarak oynamayı seven ve bu atmosferlerde daha fazla ritim bulan, coştukça coşan takımlar için bu çok düşük bir olasılık ama gerçekleşti.

Fenerbahçe seyircisinin önünde maçı hemen koparmak isterken oyun disiplinine maçın başından itibaren ihanet etti. İlk çeyrekte hücum ribaundlarının, ikinci çeyrekte de atılan acele atışlarda başarı sağlanmasıyla bu defo pek gözükmedi ama maçın sonunda ibre terse döndü. Şutlar girmedi, ilk çeyrekte 10 hücum ribaundu alan Fenerbahçe maçı 17 ile tamamladı ve dahası pota döven Efes Pilsen Shumpert'in gayretiyle hücumda ritim yakaladı ve maça ortak oldu.

Fenerbahçe ise bindiği dalı kesti ve uzun süre önde götürdüğü, iki kez 15 sayılık diferansı yakaladığı maçta seyircinin de aynı paniğe ortak olmasıyla oyundaki üstünlüğünü kaybetti. Uzatma şansını da kullanamadı. Burada Solomon'a bir parantez açmak lazım. Bu türden oyuncuyu alıyorsanız bu tür dengesizliklerine de katlanmak zorundasınız muhakkak ama şut tercihleri de değildi işi buraya getiren aslında. Bir oyuncu kurucu olarak daha önce görmediğim bir şekilde ilk yapması gereken işleri yapamadı. Topu getiremedi, 2-3 tercihinin olduğu bomboş asistleri yapmaktansa dışarıda üç sayılık atış pozisyonu aradı. Bunda Sinan Güler'in etkili savunmasının da hakkını vermek lazım. Solomon'un karşısındaki oyuncuya meydan okumaya çalışan karakterinden maksimum faydalandı, zaafa dönüştürdü. Ve Solomon ne zaman bu birebirde sazı eline almak istese cezayı kesti.

Tanjevic ise oyuncusuna kesemedi aynı cezayı. Karakterine ters bir şekilde ısrarla oyunda tuttu ve Ömer Onan'ı da ısrarla yanında unuttu. Ergin Ataman ise aynı durumdaki oyuncusu Charles Smith'i kenara alacak cesareti gösterdi ve maçın dönmesindeki en büyük hamlelerden birini yaparak hakedilen bir galibiyete katkı yaptı.


Galibiyetteki en büyük etken Efes Pilsen ilk iki maçta yapamadığını yapamayarak rakibinin top kayıplarını ve yanlış hücum tercihlerini kendi hücumunda değerlendirmesiydi bana göre. Maçta yakaladığı 10-0 ve 9-0'lık seriler de bunun en büyük kanıtı. Thornton ve Shumpert hücumda, Sinan Güler de savunmada bu galibiyetin saha içi mimarları. Fenerbahçe bu maçtan gereken dersi alacaktır, uzunlarını içeride daha etkili kullanmayı düşünecektir şüphesiz ama Solomon'un aynı dersi alacağını pek sanmıyorum; zira maçtan sonra salladığı parmak 4. maçta bir şekilde - ama olumlu ama olumsuz - sahaya yansıyacaktır. Sadece Mirsad'ın çabasının ve taraftarın desteğinin boşa gitmesine üzüldüm Fenerbahçeli olarak. Bir de Tanjevic'in 11 saniye kala son hücum için neden mola alıp topu ortasahaya taşımadığını ve Efes'e tam saha pres şansı verdiğini anlamadım.

Bambaşka bir hal aldı artık seri, keyifle izliyoruz...

Etiketler: ,

2 Yorum:

Blogger alperensaylar dedi ki...

maç sonundaki açıklamalarından sonra tanjevic'e olan saygım bir kat daha arttı. böyle dürüst hocalar olsun, canımı yesin:)

10 Haziran 2009 00:30  
Blogger KeFeLi dedi ki...

Maçın normal süresi içinde herhangi bir periyotta bütün şutörleri devreye girmiş bir takımla başa çıkılabilir, nitekim 3 periyod daha vardır. Ama uzatmada böyle bir şans olmuyor maalesef.

Solomon geçen yıl Siena serisini de hediye etmişti, bu serinin 1 ve 3. maçında da rezalet oynamaya devam etti. Ama Solomon işte, vezirde ediyor,rezil de.

10 Haziran 2009 18:28  

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa