22 Kasım 2009 Pazar

Kılıçla Yatan Kılıçla Ölür



Geçen sevgili Can'ın Konyalı Portlandlılar blogunda Kaan Kural'ın 2 bölümden oluşan röportajını bir çırpıda, keyifle okudum. Röportajın keyifsiz tek kısmı vardı. Kaan Kural şöyle diyor: "5 yıldır yazıyorum. Ben yazmaktan sıkıldım, anlatmaktan sıkıldım. Onun yönettiği maçı seyretmek istemiyorum yani, düşün ben ki her maçı seyrederim."

Bahsettiği kişi Fenerbahçe Ülker'in koçu Bogdan Tanjevic. Kaan Kural ile aynı hissiyatı paylaşan milyonlarca Fenerbahçeli var. Aydın Örs'ün kellesi Mahmut Uslu & Turgay Demirel ikilisinin usta katakullisiyle alındıktan sonra sportif organizasyon anlamında şubede doğru yapılan birşey yok gibi. Hiç bilmeyenler bile bu takımda 3 senedir Mirsad dışında bir 4 numara olmadığını, rakibin çabuk ayaklı, yüzü dönük oynayabilen ve şut tehdidi olan uzunların Fenerbahçe'ye karşı career high yaptığını bilirler. Takımda 2 ve 3 numara ganimet gibiyken bir adet uzun forvet alınmayışının, yine Solomon gönderildikten tek kalan Greer'i ikame edebilecek bir oyun kurucu alınmayışının açıklaması yok. Eldeki genç cevherlerin beklenen gelişmeleri gösteremeyişleri de cabası. Bu tür organizasyon ve coaching hataları saymakla bitmez. Meraklıları açar forumları okur.

Buna rağmen takımın taşıdığı potansiyel, ve takım sevgisi yine de Abdi İpekçi'yi ıssızlıktan kurtarıyordu. Taraftar olabildiğince maça gitmeye çalışıyordu ama geçen sene göz göre göre giden şampiyonluktan sonra sevgisizlik öyle bir boyuta ulaştı, insanların aidiyet duygusu öyle bir sarsıldı ki 4 sene önce Eurolig'de F4 hedefi koymuş kulüp aynı salonda ortalama 1000 seyirciye bile oynayamıyor. Önümüzdeki sene Eurolig'e girmesi tehlikede. Ve iş artık her spor dalından anlayan ama basketbol konusunda know-how mütevazılığı gösterebilen Aziz Yıldırım şubeye el atmasına kadar geldi.

Filmi başa saralım. Hikaye geçen sene ki Efes serisinde başlıyor. Konuşmalar birebir doğru olmayabilir ama aynı tandansta geçtiği güvenilir kaynaklardan doğrulanmıştır. Aziz Yıldırım bastı bacak Marques Green'i gördükten sonra "bu mu aldığınız basketbolcu" türünden bir fırça atarak Mahmut Uslu'yu kızağa çekmiş ve bununla da yetinmeyip Tanjeviç'e de oyuncuyu oynatmamasını, aksi takdirde işine son verileceğini söylüyor. Tanjeviç emre karşı gelmek bir yana 2-0'dan şampiyonluğu verince mücadele de başlamış oluyor. Kılıçla yatan kılıçla kalkıyor, doğal.

Şansa bakın ki o sırada persona non grata Tanjevic'in de İtalya'dan talibi çıkıyor. Virtus Roma'nın GM koltuğunda oturan eski öğrencisi Dejan Bodiroga takıma yatırım yapılacağını ve organizasyonu bir üst seviyeye çıkarmak istediklerini söyleyerek Tanjevic'e gel diyor. Fenerbahçe de o sırada Oktay Mahmudi ile anlaşıyor. Bildiğin win-win. İşi bozan ekonomik kriz oluyor. Virtus yatırımı askıya alıyor, Bodiroga da koltuğunu kaybedince Tanjevic kürkçü dükkanına geri dönüyor ama Greer ve Kinsey transferlerine kendisinin insiyatifi dışında çoktan karar verilmiş bile. Durum öyle vahim durumdaki Tanjevic oyun kurucu seçiminde kenarda oturacak oyuncuyu hangisini daha fazla istemediğine göre yapıyordu. 1 sezon önce gitsin dediği Mrsic'e sarılması bu yüzden.



Tanjevic buna rağmen gitmez istemezken Fenerbahçe kararlıydı. Tanjevic'in ipi kesilecekti. Bu noktada devreye Turgay Demirel giriyor. Tanjevic, Fenerbahçe Ülker'den kovulduğu takdirde Turgay Demirel'e FIBA başkanlığı lobisini baltalayacağını ima ediyor. Demirel'in devletin tepesinde hatırlı bir takım dostları var. Etekleri tutuşarak onları arıyor ve oradan Fenerbahçe'ye sabredin baskısı geliyor. Üstelik 3 milyon $ tutan sözleşme fesih tazminatını da Murat Ülker ödemeye yanaşmıyor. Aziz Yıldırım sabrediyor ve ertesi sezon için Doğan Hakyemez dahil o dönemde baksetbol camiasının neredeyse tüm uzmanlarından takım hakkında rapor istiyor. En bombası ise Aydın Örs'ü arıyor. Birkaç kez yemek yiyorlar ve hocayı ikna etmeye çalışıyor. Hoca uzun süre gönül koyuyor.

Velakin takım arka arkaya maçlar kaybedilince Aziz Yıldırım daha kararlı yaklaşıyor. Aydın Hoca'nın koyduğu tek şart gelmeden önce şubede temizliğin bitirilmesi. Mahmut Uslu'ya çoktan el çektirilmiş, Aydın Örs'e vaktinde yapılanlar açığa çıktıktan sonra arada dostluk filan da kalmamış sanırım; ama düne kadar temizliğin başı olacak Tanjevic ikna edilmemişti. Aziz Yıldırım'ın istenmediğin yerde durma, 2010'u kaybetme restini görememiş Tanjevic. Avukatlarını uzlaşma için çağırmış.

Gelen ve gelecek taktik yalanlamaları ciddiye almıyorum. Tanjevic ile ilişkinin sona erdirildiği, şubedeki Aydın Örs - Oktay Mahmudi yapılanmasının duyurulması an meselesi. Ben koç olarak görmek isterdim Aydın Hoca'yı ama erkek basketbolunu yapılandıracak. Tüm kaynaklar da emrine verilecek. Geçtiğim kaynağı ya da transferi, Hoca'nın getireceği sevgi ve saygı bile bu takımı kısa vadede diriltmeye yetecektir. Uzun vadede doğru bir organizasyon kuracağına eminim, basketbol aklına kimse su dökemez.

Hoşgeldin Hocam...

Etiketler: ,

19 Kasım 2009 Perşembe

Bukalemun



3 gün sonra Yıldırım Demirören'in, Beşiktaş'ın ve ligin rotasını çizecek bir maç oynanacak. Beşiktaş ve Fenerbahçe derbide kozlarını paylaşacak. Türkiye'nin normal şartlar altında odağında bu maç olur; ama tribünde ortalama 1000 seyircisi olmayan, ekranda azınlığın takip ettiği bir basketbol skandalı bu gündemin önüne geçti. Bu ilginin her tarafı terörize oluşmuş, kirletilmiş sporumuzu temize çıkarmak ya da erdemli olmak gayretinden olduğunu düşünmek saflık olur. Galatasaray basketbol şubesinin karikatürize edilmiş şu bukalemun sahtekarlığına tur bindirecek çok dosyamız var bizim. Failleri ya Galatasaray kadar popüler olmadığından ya da bu seviyelerde gerçekleşmediğinden unutuluyor. Kimsenin iştahını kabartmıyor. Bugün de skandaldaki özne Galatasaray yerine Kepez Belediyesi olsa aynı şekilde unutulacaktı olay. Bu sefer unutanlar yok ama unutulanlar var. Bu da aynı senaryonun içinde gelişen bir başka filmdir.



O film yine sahnede. Galatasaray dürüstçe kararlılık göstererek virüsün büyük bir kısmını temizlemesine rağmen Adnan Polat'ın, Yiğit Şardan'ın, Ahmet Dedehayır'ın reytinginden ötürü Turgay Demirel'i konuşan yok. Oysa Galatasaray suçunu kabul etmişken, bütün bunların hesabını en başta kendi taraftarı sorarken medyanın tartışması gereken kişi Turgay Demirel'dir.

Zamanında belgede sahtecilikten hüküm giymiş ve TBF başkanlığına yeniden seçilebilmek için vergi borcu olan şirketlerini yakınlarının sırtına yüklemişti. Tanjevic'e sırf FIBA başkanlığındaki lobisini desteklemesini veya bozmaması için sözleşme süresince ne yaparsa yapsın arka çıkması, Fenerbahçe kovmak istediğinde araya yakın olduğu devlet büyüklerini sokması basketbola biraz yakın olanların bildiği ama bu ülkede unutturulan gerçekler.

Bu kez çizmeyi iyice aştı.
Bukalemunun en büyüğü olduğunu, menfaat neredeyse onun kılığına nasıl bürünebileceğini yine bütün hünerleriyle sergiledi.

Fenerbahçe Ülker başvurduğu zaman Mahmut Uslu'nun telkinleriyle kendisine kol kanat geren, kendisini Türkiye Basketbol Federasyonu'na başkan seçtiren Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe'ye boyun eğerek spor ahlakının bekçisi oluveren Turgay Demirel; Oyak Renault başvurduğu zaman defaatle red çekerek Galatasaray liseli, Galatasaraylı eski basketbolcu ve Ali Uras'ın yeğeni olmuş. Olayı örtbas etmeye çalışmış.

Pekçok ülkede suçu işlemek kadar büyük suçtur örtbas etmek, azmettirmek, arka çıkmak. Medeni ve gelişmiş ortamlarda yaşandığında da cezası ağır olur. Formula 1'de, 2008 Singapur Grand Prix'sinde sırf Fernando Alonso şampiyon olsun diye, yasak olmasına rağmen, Nelson Piqut Jr. takım direktifleriyle devre dışı bırakılmış ve olayı ortaya çıktığında hasıraltı etmeye uğraşan Flavio Briatore'nin defteri dürülmüştü. FIA'nın organize ettiği tüm yarışmalardan ömür boyu men edildi Briatore.

Turgay Demirel oturduğu koltuk sebebiyle doğal bir taraf değil; ama geçmişi ve FIBA başkanlığı için her türlü skandalı iç etmeye meyilli karakteriyle Flavio Briatore'den farksız. Kıyamet kopsa bu skandaldan ötürü istifa da etmez, o halde iş devlete düşüyor. Spor Bakanı Faruk Özak bu 17 yıllık iltihabı Türk baskebolundan kurtaracak yüreğe sahip mi ? Yakında göreceğiz.

Etiketler: ,

15 Haziran 2009 Pazartesi

Efes Pilsen 74 - 68 Fenerbahçe



Fenerbahçe - Efes Pilsen serisinin başından bu yana farkedilir en büyük stratejiyi Ergin Ataman uyguluyor. Fenerbahçe kısalarına hem tam saha da hem de ön alanda baskı uyguluyor. Charles Smith, Thornton, Kerem Tunçeri ve kenardan gelen Sinan Güler, Shumpert gibi top çalma tehdidi olan oyuncularıyla da Fenerbahçe'yi doğru dürüst top çevirme ve pas yapma şansı tanımadan kilitliyordu hücumda. İçerideki uzunlar da Mirsad ve Oğuz dışında birebiri iyi oynayıp bitirebilen ya da tekrar dışarıya dönebilen oyuncular olmadığından iş tamamen kısaların bireysel çabalarına kalıyordu. Fenerbahçe'nin kısaları da aslında Solomon dışında kendine pozisyon yaratabilen oyuncular değiller ve o Solomon da ilk 4 maçta dökülünce Fenerbahçe'yi haliyle hep plansız ve verimsiz hücum etti seride.


Bu maçta da aynı strateji uygulandı Efes Pilsen tarafından ama Solomon bu kez attıklarında isabet buldu ve maçın ilk 5 dakikası ortada geçti. Ergin Ataman da daha 5. dakikada dolmadan Sinan hamlesini yapmak zorunda kaldı ve Fenerbahçe topal ayak hücum ederken adet sürünmeye başladı. Kabus gibi bir ilk çeyrek oynandı.

Fenerbahçe 6/13 isabet ile % 46 şut yüzdesi tutturarak; 9 ribaund, 1 asist ve 5 top kaybı ile oynadı bu çeyrekte. Yani şu asist ve top kaybı rakamlarından Fenerbahçe'nin ne kadar aciz hücum ettiğini pekala anlamak mümkün. Hücumdaki bu kısırlık savunmadaki arzuyu da düşürdü ve Efes Pilsen neredeyse her hücumunda kolay sayılar buldu. Efes pilsen 7/10 isabet ile % 70 şut yüzdesi tutturup; 7 ribaund, 7 asist ve 0 top kaybıyla oynadığı çeyrekte ikiye katladı Fenerbahçe'yi. Eğer Fenerbahçe hep yaptığı gibi üç sayılık atışlara bel bağlasaydı Efes Pilsen çok daha farklı bitirebilirdi ilk çeyreği ama parmak hassasiyeti düşük ve top kaybı riski yüksek uzunlarına rağmen topu içeriye indirmeye çalıştı Fener.

Tanjevic ikinci çeyreğe Ayhan Şahenk'te oynanan ilk 2 maçın kahramanı olan ama Abdi İpekçi'de unuttuğu Emir Preldzic ile başladı. Emir hem uzun kollarının verdiği fizik avantajı hem de cüssesiyle tam sahadaki baskıyı kırdı. Topu da elinde tutmak yerine arkadaşlarıyla paylaştı. Fenerbahçe daha sorumlu ve topu daha fazla dolaştırarak oynamaya başladı hücumda. Green'in 3 sayılık isabetiyle başlanan çeyrekte her dakika daha da ritim buldular. Ömer ve Semih ikilisine topu kullanabilecekleri yerlerde servis yaptılar ve Kasun'u sahadan sildiler. Savunması da sertleşen Fenerbahçe, Efes Pilsen'in ilk çeyrekteki akıcı hücumlarını kırdı ve Shumpert'in birebirleri ile Kaya'nın takipçiliği dışında Efes Pilsen'e sayı fırsatı vermedi.

Fenerbahçe 6/8 isabetle % 75 saha içi yüzdesi yakaladı bu çeyrekte. Top kayıplarını azalttı ve 0 asistlik ilk çeyrek performansını da 4 asiste çıkardı. İlk çeyrekte hiç top kaybı yapmayan Efes Pilsen'i de 4 top kaybına zorladı ve çeyreği 23 - 15 önde kapatarak, 12 sayılık farkı 4 sayıya indirdi. Bu bölümün yıldızı sayı atamasa da aldığı 8 ribaund ve oyun kurmadaki katkısıyla Emir Preldzic'ti.

3. çeyrekte de kaldığı yerden devam etti Fener. İlk dakikalar karşılık boş hücumlarla geçildi ama ardından Oğuz'un katkısıyla farkı eriten Fenerbahçe, Mrsiç'in üç sayılık saibetiyle maçta ilk kez 42-41 öne geçti. Efes Pilsen bu çeyreğin ilk 4 dakikasında sayı atamadı. Momentum Fenerbahçe'den yanayken Tanjevic ne hikmetse iyi giden beşi bozarak Green - Mrsiç ve Ömer Onan'ın back court oynadığı, Mirsad ve Vidmar'ın back court oynadığı acayip bir beşe döndü. Ergin Ataman ise doğru bir hamleyle Ender, Charles Smith ve faul problemine giren Kaya'yı kenara aldı. Kasun'un 5, Shumpert'in 4 numara oynadığı ve ön alanda fiziken Fenerbahçe'ye çok ters gelen Sinan Güler, Thornton ve Kerem Tunçeri beşini kullandı.

Hiçbirşey yapılamadığında bile Kerem Tunçeri alçak postta Green'in üzerinden post up oynadı. Fenerbahçe yardım getirdiğinde de boş adamı gördü ve bilhassa Sinan Güler üzerinden sayılar üretti Efes Pilsen. Tanjevic ikinci çeyrekteki geri dönüşün mimarı Emir'i hatırladı bu dakikalarda ve sahaya sürdü. Velakin savunmada Sinan ile değil Kerem ile eşleştirdi oyuncusunu. Green ikramiyesini bu defa Sinan işledi. Fenerbahçe alışılagelmişin dışında hatırı sayılır bir avantaj elde edebileceği 3. çeyrekte, koç Tanjevic'in kötü antrenörlüğü ve Ergin Ataman'ın da yerinde müdahaleleriyle Efes Pilsen karşısında 1 sayılık dezavantajla ayrıldı sahadan ve kenara da 56-51 geride gitti.

4. çeyrekte ise sahneye Fenerbahçe adına Semih ve Mirsad çıktı. O ana kadar SIFIR sayıyla oynarken 3 basket buldu boyalı alandan Mirsad. Efes Pilsen ise Shumpert - Smith ikilisiyle karşılık verdi ve maç bitime iki dakika kala 63-63 berabere duruma geldi.

Ve maçın kırılma anları. Semih başroldeydi. Smith'in kaçan serbest atışında ribaundu - kimilerince faul kokan bir pozisyonla - Kaya'ya kaptırdı ve akabinde hücum faul yaparak avantajı Efes Pilsen'e verdi. Maç Ömer Onan'ın serbest atışları sonrası 68-68 eşitliğe gelse de, 13 saniye kala verilen sportmenlik dışı faulle Efes maçtan galip ayrıldı. Seri henüz bitmese de Efes Pilsen büyük bir avantaj kazanmış oldu. Kendi sahanızda 2 maç kaybederek 2-0 geri düşülen bir seride 3 maç üstüste kazanmak ve öne geçmek psikolojik olarak büyük bir üstünlük.

Fenerbahçe oyun genelinde Efes Pilsen'den çok daha yüksek yüzdeli ettiği maçta 17 top kaybının kurbanı olurken, Efes Pilsen'in galibiyetinde başrolleri Thornton'un sustuğu bir günde Sinan ve Kaya paylaştı bana göre.

Doğrusunu söylemek gerekirse Efes Pilsen'de takım içi roller, oyuncu tercihleri daha belirgin durumda. Fenerbahçe'de ise durum tam tersi. Hala sahaya çıkacak ilk beş belli değil. Kim hangi rolü üstleniyor belli değil. Vidmar - Semih - Ömer ve Oğuz'dan oluşan uzun rotasyonunda kim ilk tercih, kim kimi ikame ediyor belli değil. Kısalarda da aynı durum mevzubahis. Tanjevic hala arayış içerisinde ve bu yüzden şu psikolojik motivasyona ve 12000 azmış seyirciye rağmen Abdi İpekçi'de kesin kazanır diyemiyorum.

Etiketler: ,

Sportmenlikdışı Faul Kaosu




Basketbolun gündemi, TBL Final serisinin gidişatı bir düdükle, hatta düdükten sonra geciken el işaretiyle değişti. Fatih Söylemezoğlu yıllardır sıkça gösterdiği egosunu şu finalde de saklamak yerine ortaya çıkarmayı yeğledi. Basketbolu yakından takip edenler kendisini Efes Pilsen de dahil olmak üzere Banvit, Beşiktaş, Karşıyaka, Fenerbahçe gibi birçok kulübün istemediğini bilirler. Salon boşalttırmasıyla meşhurdur. Maç esnasında ettiği hakaretten daha sonra para cezasına çevrilmek üzere 2,5 aylık hapis cezası almaya gidecek kadar vukuatı olan, bir dönem çok uzun bir süreyle dinlendirilen bir hakemdir Fatih Söylemezoğlu. Şu maça da sadece son kararıyla değil maçın genelindeki kararlarıyla çileden çıkartmıştır. Hangi akl-ı evvel bu maça verdi anlamak güç.


Maç yazısı yazmayı isterdim ama son karar maçın önüne geçtiği için önce oradan başlamak lazım. Maç esnasında spiker, yorumcular ve hatta Fenerbahçe yöneticisi Nedim Karakaş da dahil olmak üzere herkes faul olup olmadığı üzerinde tartışıyor ve eğer faul varsa sportmenlikdışı faul kararı doğru dediler. Ben faulü tartışmıyorum, faul vardı ama bu sportmenlikdışı kararı tartışılır diyorum.

Neye göre tartışıyorum, FIBA'nın bu sezon başında yayınladığı oyun kuralları ve hakem yorumları kitapçığına dayanarak.

FIBA internet sitesinde de pdf olarak okunabilecek Resmi Basketbol Kuralları kitapçığında şöyle açıklanıyor sportmenlikdışı faul.
Art. 36 Unsportsmanlike foul

36.1 Definition

36.1.1 An unsportsmanlike foul is a player contact foul which, in the judgement of the
official, is not a legitimate attempt to directly play the ball within the spirit and intent
of the rules.

36.1.2 Unsportsmanlike fouls must be interpreted consistently throughout the game.

36.1.3 The official must judge only the action.

36.1.4 To judge whether a foul is unsportsmanlike, the officials should apply the following
principles:

• If a player is making no effort to play the ball and contact occurs, it is an
unsportsmanlike foul.

• If a player, in an effort to play the ball, causes excessive contact (hard foul),
then the contact shall be judged to be unsportsmanlike.

• If a defensive player causes contact with an opponent from behind or laterally
in an attempt to stop a fast break and there is no opponent between the
offensive player and the opponents’ basket, then the contact shall be judged to
be unsportsmanlike.

• If a player commits a foul while making a legitimate effort to play the ball
(normal play), it is not an unsportsmanlike foul.
Yine FIBA'nın Hakem Yorumları Kitapçığı kuralın detaylarını örneklerle bize sunuyor.
STATEMENT

When the ball is out-of-bounds for a throw-in and is still in the hands of the official or is already at the disposal of the thrower-in and at that moment a defensive player on the court causes contactwith a player of the team of the thrower-in also on the court and the foul is called, this shall be judged as unsportsmanlike.

Example 1:

A4 has the ball in his hands or at his disposal for a throw-in when B5 causes contact with A5 and a foul is called on B5.

Interpretation:

Because B5 is obviously not making any effort to play the ball and an unsportsmanlike advantage is gained by not allowing the game clock to restart. An unsportsmanlike foul must be called without a warning being given.

Example 2:

The ball has left the hands of A4 on the throw in when B5 causes the contact with A5 and foul is called on B5.

Interpretation:

Normal personal foul should be called unless the officials judge that the severity of the foul of B5 requires an unsportsmanlike or disqualifying foul to be called.
Bunları referans olarak koydum ve tamamını Türkçe'ye çevirecek vaktim de yok, sadece bize gereken kısmına ( bold yapılan yerler ) yazıda değineceğim.

Efes Pilsen - Fenerbahçe maçındaki duruma bakalım.

Son 13 saniye.

Skor 68-68

http://gelgidersin.blogspot.com/2009/06 ... 8-son.html

( Görüntüde 1:21 kala başlıyor pozisyon )

Thornton topu kenardan oyuna sokacak. Topu rahatça oyuna sokamaması için çizgi gerisinde Preldzic savunma yapıyor Thornton'a. Saha içerisindeki top alma/top aldırmama savaşında ekrana girdiği kadarıyla yüksek postta Ender ile Mrsic, 3 sayı çizgisinin gerisinde Mirsad ile Shumpert, boyalı alanın hemen dışında da Charles Smith ve Ömer Onan eşleşmiş.

Kıyasıya bir savaş var.

Top Thornton'un elinde.

Shumpert üç sayı çizgisinden içeriye, pota altında doğru katediyor. Mirsad takip ediyor Shumpert'i. C.Smith perdeleme için Mirsad'ın önüne geçmeye çalışıp Shumpert'e pota altında boş pozisyon yaratmak istiyor. O koridoru boşaltmak için de Ender de Shumpert hareketlenir hareketlenmez ölü bölgeye kat ediyor ve savunmacısı Mrsic'i de yanında götürüyor. Efes Pilsen'in daha önce de topu oyuna kenardan sokarken sıkça yaptığı bir set bu. Belli ki Ergin Ataman bu son 13 saniye için bu seti çizmiş.

Velakin C.Smith geç kalıyor perdeleme için. Shumpert Mirsad'dan kurtulamıyor. Hal böyle olunca topa en yakın olan Efes Pilsenli oyuncu C.Smith 5 saniye kuralının sebep olacağı top kaybını engellemek ve için dışarıya çıkıp top almaya gidiyor. Ömer geç kalıyor Smith'i takip etmekte ya da Smith erken davranıp Ömer'in bir adım arkasına geçerek avantaj sağlıyor. Ömer de gaflet anında yakalanıyor ve faulü istemsizce yapıyor.

Tanıma göre Ömer'in yaptığı faul Thornton topu oyuna sokmadığı için sportmenlikdışı faul ama örnek ve yorum bölümüne bakıldığında manzara değişiyor.

Örnek şöyle diyor;

Top A4 oyuncusunun elindeyken veya topu kenardan oyuna sokacakken B5 oyuncusu A5 oyuncusuna temasta bulunur ve B5 oyuncusu için faul çalınır.

Yorumda da şöyle diyor;

B5 oyuncusunun hamlesi açıkça topa olmadığından, ve maç saatinin başlamaması suretiyle sportmenlikdışı bir avantaj kazandığından uyarı verilmeden sportmenlikdışı faul çalınmalı.

A4=Thornton
A5=Charles Smith
B5=Ömer Onan

FIBA'nın yaptığı yorumdaki kilit ve esas cümle kazanılacak sportmenlikdışı avantaj. Bütün bu kıyamet o avantajdan ötürü kopuyor.

Ne o avantaj ?

Saatin işlememesi.

Saatin işlememesi kimin, nasıl avantajına olur ?

Oyunu geriden takip eden, mağlup durumdaki takıma.

Çünkü saat işlemesin ki var olan sürenin tamamı serbest atışların ardından yapılacak hücumda kullanılabilsin. FIBA bunu sportmenlik dışı bulduğu için ve yapılmasının önüne geçmek için bu durumlarda topu serbest atışlardan sonra savunma takımına değil hücum takımına veriyor.

Fenerbahçe mağlup mu peki ?

Değil. Maç berabere.

Ne avantaj getirir bu faul Fenerbahçe'ye faul hakkını halihazırda doldurmuşken ?

Hiç.

Neyin sportmenlikdışı faulü bu peki ?

Şu pozisyon aklı selim ile süzüldüğünde Fenerbahçe'nin saati durdurmasının kendi lehine getireceği bir avantajın olmadığını, o esnada herkesin işine konsantre olduğunu ve kimsenin rakibine faul yapmak için özel, kasıtlı bir çabası olmadığını ( bilhassa rakibin en iyi atıcısına ) ve faulün oyun içerisinde oluşabilecek bir hatadan, temastan kaynaklandığını anlayabilirdi. Normal faulle maçı devam ettirebilirdi hakemler ya da sezon içerisinde çokça yapıldığı gibi top oyuna girdikten sonra düdük çalabilirlerdi kurallara çok bağlı hakemlerimiz.

Böylece herşeye rağmen güzel giden seri katledilmez, insanlar delirmezdi. O berbat manzarayı görmez ve abuk sabuk demeçler duymazdık.

Olmadı maalesef.

Kına yaksın Fatih Bey.

Etiketler: ,

11 Haziran 2009 Perşembe

Fenerbahçe 68 - 77 Efes Pilsen




Ortaokulda ısınmaya başladığımızda basketbola daha takımda filan oynamıyorduk. 3-3 tek pota maç yapardık. Uzun adamdım, o zamandan 2.03 gibi bir uzunluğa erişeceğim belliydi. Genelde 4 ( uzun forvet ) gibi oynardım, pota altında ayak oyunlarım fena değildi. Orta mesafe şutum, driplingim ve ayak çabukluğum da vasatın üzerindeydi. Şut feykini attığımda karşımdaki çok çabuk biri değilse geçebiliyordum. Karşımda da Mehmet diye bir arkadaşım oynardı genelde. Atletik olmasına rağmen 5 numara ( pivot ) yatkınlığı daha fazlaydı. Dışarıda başa çıkamadığından içeriyi domine etmeye çalışır ve göğüs göğüse oynardık. Hakem filan da olmazdı. Terbiyeli çocuklardık, arada bir gerilirdi ortam ama fazla uzatmadan kararlarda anlaşırdık. Bizim Mehmet o göğüs göğüse oyunlarda hareketi bitiremediğinde hep faul isterdi. Ne var dediğimde de, vücut derdi.


Ben menüsküs sebebiyle artık basketbol oynamıyorum, diz zorlamaya gelmiyor. Davul gibi de olduk zaten ama çok şükür hala maç izliyoruz. Basketbolda kolunu, kalçanı, dizini, göbeğini filan çıkarmadığın takdirde temas doğaldır. Oyunun nüvesinde vardır. Fener - Efes serisinin ilk 2 maçında hakemler bu düstura hep bağlı kaldılar. Hatta finalin getirdiği konsantrasyonla savunmada hoşgörülenden öte sertliklere dahi izin verdikleri oldu. Mesela FIBA'nın artık topla alakasız olduğu takdirde sportmenlik dışı faullerle cezalandırılmasını istediği Yugoslav faullerinde dahi sadece faul çaldılar.

Velakin seri Ayhan Şahenk'ten Abdi İpekçi'ye taşınalı beri hakemler sanki bale hakemi gibiler.

Şu maçta daha da net görüldü ki Efes Pilsen oyuncuları ne zaman penetre etse ve Fenerbahçe oyuncuları ne zaman hücum eden oyuncuyla birlikte kaymaya başlasa ve ucundan temas etseler faul düdüğü çıkıyor. Hele Shumpert'in baselinedan aldığı iki faul düdüğü var ki yıldız takım maçında çalınmaz o fauller. Galatasaraylı Nur Germen de Fenerbahçe savunmasının yeterli sertlikte olmadığı hakkında keyifli keyifli yorumlar yapsın. Aynı fauller Fenerbahçe lehine de verilse tamam diyeceğim, kimi hakemlerin basketbola bakışı böyledir ama kaızn ayağı öyle değildi. Seriyi 2-2 yapmaya şartlanmışlardı sanki. Bırakın ev sahibi avantajını, ortada bile maç yönetmediler. Seriye zevk gelsin, tamam da böyle de katletmemek lazım oyunu.

Hakemlerin maçta dengeyi değiştiren takdirleri sadece bununla da sınırlı kalmadı. Kerem Tunçeri'nin maçın sonunda 2 driplingi var elini savunmacısının beline dolayıp, kendisine kural dışı avantaj sağladığı. Biri Kaya ile smaç basket oldu, diğeri de Shumpert'in üç sayı isabetiyle bitti. Oysa aynı hakemler pota altında Ömer Aşık'ın Kerem Gönlüm'ü aynı hareketle geçmesini baykuş misali keskin gözlerle yakaladılar.

Bitmedi daha hakem rezaleti. 3 tane hakem var sahada. Futboldaki gibi de 6500 metrekareyi ve 22 oyuncuyu da kontrol etmiyorlar. Hepi topu 100 metrekare alanda, 10 adamı kontrol ediyorlar. Buna rağmen Kaya'nın hareketli perdelemelerini göremediler. Üstelik bir değil defalarca kez örnekler sundu Kaya bu hareketli screenlerden. Topaç gibi döndü her perdelemesinde ama faul sonunda dayanamayıp hamle yapan Ömer Onan'a çıktı. Bir de formasını çekti Fenerbahçeli oyuncunun kat yaparken, o da görülmedi hakemler tarafından.

Kaya'dan devam edelim. Serinin ikinci maçta enfes bir piyes oynamıştı. Hani Cleveland'ın Brezilyalı uzunu Varejao'dan daha yaratıcıydı. Sen önce git faulü aldığın halde Devin Smith'in eline vur, sonra katır tepmiş gibi kendini yere at, gözünü tut ve rakibine teknik faul aldır. Bir de o faulleri sokamayacağını bildiğinden sakat numarası yap ve yerini Thornton'a bırak. Green'in temasında bile devrilecek potansiyel taşıyor Kaya. Sportmenliğe sığmaz bu, Mirsad'ın spontane ve agresif hareketleriyle filan da meşrulaştırılmaz. Bilinçli, planlı, kurgulanmış hareketler hepsi. Galatasaraylısın, Fenerbahçe'den de nefret ediyorsun ama bu kadarı fazla. Neydi öyle bitmiş maçta inadına o pota sallamalar filan...

E bütün bunlar saha kenarında da Ergin Ataman ile birleşince Fenerbahçe taraftarının maçın sonunda neden zıvanadan çıktığını meşrulaştırmasa da gayet açıklar. Melih Gümüşbıçak'a naçizane notumdur ve böyle yönetilecekse eğer o salonda daha da büyük feveran olur. Herşeyi taraftara atmayı bırakın. Hırsızın da suçu var.

Maça gelirsek;

Fenerbahçe'nin hücumdaki sorunları devam ediyor. Yine bir tane bile çizilmiş set oynayamadılar. Üstelik hızlı hücumları dahi öldürecek kadar konsantrasyondan ve cesaretten uzaktılar. Top kayıpları azaldığı halde bir türlü ritim bulamadılar. Uzun süredir bu kadar kötü görmemiştim Fenerbahçe'yi. Uzunların zaten Oğuz dışında top hassasiyetleri ve ayak oyunları vasatın altında Fenerbahçe'de. Oraya top indirildiğinde eğer smaç şansı yoksa Efes ya çalıyor o topları ya da sıkıştırmayla rahat atış yaptırmıyor. Top oradan dışarıdaki gardlara da çıkmıyor ve boş şut bulunamıyor. Hal böyle olunca da geriye kısaların bireysel çabaları ve gelişigüzel şut dışında seçenek kalmıyor Fenerbahçe için hücumda. Yine de maçı çevirecek şansa kavuştular maç içerisinde birkaç kez ama orada da ya yanlış tercih kullandılar ya da hakemlere takıldılar. Teslim bayrağını da daha maç bitmeden çektiler. Edecek çok fazla kelime yok Fenerbahçe'nin kötü oyununa ve Solomon'un felaket performansına dair.

Serinin ikinci maçının ardından Tanjeviç'in oyuncu tercihlerini, mola almaktan dahi kaçınan tepkisizliğini bir terbiye unsuru olarak nitelemiştim bu blogda ama bu kadarı fazla. Koç iradesini yeri geldiğinde koymak gerek. Hele de farkı 2 ve 4 sayıya indirdiğinde ya da Efes 8-10 sayıya çıkardığında farkı o irade elzem. Son maçın ardından uyuduğunu ima ettiğinden ötürü bu maçta farklı bir coaching bekliyordum ama aynı dalgınlığı bu maçta da sergiledi Tanjevic. Molalarda hep 1 pozisyon geç kaldı ve genelde oyuncu değişiklikleriyle idare etmeye çalıştı. Velakin hiçbirşey koçtan duyacağın iki kelimenin yerini tutmaz oyuncu için. Oğuz, Preldzic ve Mrşa'nın çok az süre alması benim için hocanın bir diğer büyük tercih yanlışıydı.

Efes Pilsen ise oyundaki verimliliğini seride her maç geliştiriyor. Basit ama etkili hücum ediyor. Bilhassa ilk çeyrekte pick n roll ve pick n pop silahlarını hep sıcak tutarak, her fırsatta icra ederek Fenerbahçe'yi kendilerine 2-3 pozisyon dışında yaklaştırmadılar ve hakemlerle zaten yerlerde sürünen savunma direncini iyice kırdılar. Thornton'u da çok doğru kullandılar. Shumpert zaten Fener'i görünce coşuyor. Kerem Gönlüm'ün de hakkını vermek lazım, o da hem savunmada hem de hücumda fazla süre almamasına rağmen çok ekstra oynadı.

Savunmada da standartlarını bir adım öteye taşıdı Efes. Serinin başından bu yanan gardları 3/4 sahada sıkıştırıp, rahat oyun kurdurmuyorlar ve fast breaklerde de gerekirse sert faullerle kolay şansı tanımıyorlardı. Bu maçta switchingler, double teamler de neredeyse kusursuz uygulandı. Hani bir ara Phil Jackson kurguladı sandım savunmayı. Pota altından top dışarı zaten çıkmıyordu, üç sayının gerisindeki paslaşmalarda da kanalları çok iyi kapattılar. Smith'in top çalma tehdidini çok iyi kullandılar. Her oyuncuya da yardım getirerek ne penetre ne de boş şut imkanı tanımadılar Fenerbahçe'ye. Serideki en iyi maç performansıydı bu ve maçı her yönüyle haketti Efes Pilsen.

2-2 olan seride bütün ibreler şu anda Efes Pilsen'i gösteriyor. Berbat bir moralle geldikleri Abdi İpekçi'den eskisinden daha güçlü çıktılar. Fenerbahçe ise şu an Efes'in ilk girdiği şoktan daha ağır bir şokun içerisinde. Efes Pilsen takımı Tarkan, Fenerbahçe ise Wang yu konumunda.

Şahsen tek umudum salon avantajının umulanın aksine ters işlemesi.

Etiketler: ,

9 Haziran 2009 Salı

Fenerbahçe 91 - 98 Efes Pilsen



Maçtan önce Efes Pilsen'in önünde çok dik ve çıkmaya çalışırken de 12000 kişinin geri itişine karşı koymaya çalıştığı bir yokuş vardı. O yokuşu çıkmaları için kendileri kusursuz bir basketbol oynamakla yetinmemeleri rakiplerinin de ritmi bozulmalıydı. Fenerbahçe gibi rüzgarı arkasına alarak oynamayı seven ve bu atmosferlerde daha fazla ritim bulan, coştukça coşan takımlar için bu çok düşük bir olasılık ama gerçekleşti.

Fenerbahçe seyircisinin önünde maçı hemen koparmak isterken oyun disiplinine maçın başından itibaren ihanet etti. İlk çeyrekte hücum ribaundlarının, ikinci çeyrekte de atılan acele atışlarda başarı sağlanmasıyla bu defo pek gözükmedi ama maçın sonunda ibre terse döndü. Şutlar girmedi, ilk çeyrekte 10 hücum ribaundu alan Fenerbahçe maçı 17 ile tamamladı ve dahası pota döven Efes Pilsen Shumpert'in gayretiyle hücumda ritim yakaladı ve maça ortak oldu.

Fenerbahçe ise bindiği dalı kesti ve uzun süre önde götürdüğü, iki kez 15 sayılık diferansı yakaladığı maçta seyircinin de aynı paniğe ortak olmasıyla oyundaki üstünlüğünü kaybetti. Uzatma şansını da kullanamadı. Burada Solomon'a bir parantez açmak lazım. Bu türden oyuncuyu alıyorsanız bu tür dengesizliklerine de katlanmak zorundasınız muhakkak ama şut tercihleri de değildi işi buraya getiren aslında. Bir oyuncu kurucu olarak daha önce görmediğim bir şekilde ilk yapması gereken işleri yapamadı. Topu getiremedi, 2-3 tercihinin olduğu bomboş asistleri yapmaktansa dışarıda üç sayılık atış pozisyonu aradı. Bunda Sinan Güler'in etkili savunmasının da hakkını vermek lazım. Solomon'un karşısındaki oyuncuya meydan okumaya çalışan karakterinden maksimum faydalandı, zaafa dönüştürdü. Ve Solomon ne zaman bu birebirde sazı eline almak istese cezayı kesti.

Tanjevic ise oyuncusuna kesemedi aynı cezayı. Karakterine ters bir şekilde ısrarla oyunda tuttu ve Ömer Onan'ı da ısrarla yanında unuttu. Ergin Ataman ise aynı durumdaki oyuncusu Charles Smith'i kenara alacak cesareti gösterdi ve maçın dönmesindeki en büyük hamlelerden birini yaparak hakedilen bir galibiyete katkı yaptı.


Galibiyetteki en büyük etken Efes Pilsen ilk iki maçta yapamadığını yapamayarak rakibinin top kayıplarını ve yanlış hücum tercihlerini kendi hücumunda değerlendirmesiydi bana göre. Maçta yakaladığı 10-0 ve 9-0'lık seriler de bunun en büyük kanıtı. Thornton ve Shumpert hücumda, Sinan Güler de savunmada bu galibiyetin saha içi mimarları. Fenerbahçe bu maçtan gereken dersi alacaktır, uzunlarını içeride daha etkili kullanmayı düşünecektir şüphesiz ama Solomon'un aynı dersi alacağını pek sanmıyorum; zira maçtan sonra salladığı parmak 4. maçta bir şekilde - ama olumlu ama olumsuz - sahaya yansıyacaktır. Sadece Mirsad'ın çabasının ve taraftarın desteğinin boşa gitmesine üzüldüm Fenerbahçeli olarak. Bir de Tanjevic'in 11 saniye kala son hücum için neden mola alıp topu ortasahaya taşımadığını ve Efes'e tam saha pres şansı verdiğini anlamadım.

Bambaşka bir hal aldı artık seri, keyifle izliyoruz...

Etiketler: ,

7 Haziran 2009 Pazar

Efes Pilsen 67 - 70 Fenerbahçe



Birkaç aktör ve detay değişse de serinin 2. maçının ilk maçından nitelik olarak pek bir farkı yoktu. Yine aynı beceriksiz ve plansız hücum oyunları ve yine gerçekten saygı duyulacak mücadeleler ile sözde muazzam savunmalar. İlk maçtan farklı olarak Fenerbahçe cephesi daha kötü bir oyun oynadı. Asist, şut yüzdesi, serbest atış yüzdesi, top kaybı, ribaund rakamlarındaki negatif değişim bunu ziyadesiyle gösteriyor. Efes Pilsen ise daha derli toplu bir basketbol koydu bu maçta. Top kaybı, top çalma, asist ve şut yüzdesi istatistiklerinde yarı yarıya olumlu gelişme gösterdi.Fakat oyundaki bu gelişimin sahadaki hücum performansına yansıması sadece 7 sayı oldu ilk maça göre.

Dengeyi bozan unsur ise üç sayı iasbetleriydi. Efes ilk maçtaki gibi tuğla attı yine 3 sayı çizgisinin gerisinden. Fenerbahçe ise ilk maçtaki 4/20 isabetle yakaladığı % 20'lik üçlük yüzdesini bu maçta 11/25 isabetle % 44'e taşıdı. Fenerbahçe oyuna bu üçlüklerle tutundu. Maçın kaderini de yine bir üç sayı isabeti belirledi. Eğer sahadaki takım Fenerbahçe değil de başka bir takım olsaydı bütün bu manzaraya rağmen maç o üç sayılık atışa kalmazdı büyük ihtimalle. Efes Pilsen koçu Ergin Ataman ile birlikte hem saha içerisinde hem de saha dışında son 1 dakikaya kadar bu kadar iyi oynadığı bir maçı kaybetmezdi. Turkish Varejao Kaya Peker başta olmak üzere herşeyi denediler yine de Fenerbahçe'nin karakterini alaşağı edemediler.


Yanlış saymadıysam maç tam 3 kez Efes Pilsen lehine 8-10 sayı diferansa geldi ama Efes Pilsen bitirici vuruşu yapamadı. Fenerbahçe de buradan dönecek karakteri gösterdi. Bunda en büyük pay kuşkusuz Bogdan Tanjeviç'in. Birbirinin bu kadar iyi tanıyan iki takımın maçlarında coaching ile oyunu döndürmek için ezberbozan bir hamle yapılması lazımdı ve Tanjevic yaptı o hamleyi. Maçın gitmeye yüztuttuğu anlarda 3 oyun kurucusunu birden sahaya sürdü. Preldzic'in 4 numara, Semih'in de 5 numara oynadığı bu düzende Fenerbahçe ilk kez topa sıkı sıkıya tutunabildi ve şut silahını devreye soktu. Preldzic tıpkı ilk maçta olduğu gibi bu dakikalarda en çok büyüyen oyuncuydu sahada. İki üç sayılık isabet ve mükemmel bir saha görüşüyle Green'e yaptığı asist ile öne geçirdi Fenerbahçe'yi.

Tanjeviç beklediği verimi aldı hücumda ama savunmada Efes Pilsen'in eşleşme avantajını kullanacağını bekliyordum. Velakin Semih'in pota altı savunmasındaki kararlılığı ve dikkati, kısaların da başta 39 yaşındaki Mrsiç olmak üzere azmi ve enerjisi Efes Pilsen'in Shumpert'in 4 oynadığı 4 kısalı düzenini kilitlemeyi başardı. Tanjeviç son hamlesini maçın son 2 dakikasında Mirsad'ı sahaya sürerek gerçekleştirdi. İlk maçta da son dakikaları değiştiren oyuncuydu Mirsad, bu maçta da 2 dakikalık final rolünün hakkını ziyadesiyle verdi. Bir savunma, bir hücum ribaundu, son saniye basketinin öncesindeki Kakiouzis savunması ve Mrsiç'e çıkardığı topla maça damgasını vurdu.

Ortala
Yine Tanjeviç'ten devam edelim. Maçın birçok anında mola alması için uğur deniyordum evin içerisinde. İşi o noktaya kadar taşımıştım ama artık ne düşündüğünü anladım Tanjeviç'in. 3 sene sürdü ama nihayet rasyonel bir zemine oturtabildim bu molasızlığı. Cleveland - Orlando serisinin de katkısı var bunda elbette. Coaching çok önemli basketbolda ama kararı veren sahadaki oyuncular. Tanjeviç bu kritik dakikalarda fark çok fazla açılmamışsa mola almak yerine oyuncuların krizden kendi insiyatifleriyle çıkmasına her zaman fırsat veriyor. Başaramadıkları da oluyor muhakkak ve o zaman büyük de eleştiri alıyor BT, ama oyuncuları bu dakikaları her zaman büyük bir özgüvenle oynuyor. Preldziç, Solomon, Damir, Mirsad, Ömer Onan zaten o karaktere sahip oyuncular ama bu ekstra güven ile bambaşka bir hal alıyorlar. Kaan Kural'ın cümleleriyle "maçın bitmesini beklemek yerine maçı kendileri bitiyorlar". Efes Pilsen de ise manzara tam tersi cereyan ediyor.

Kadroları, kaliteleri birbirine çok yakın olan iki takım arasındaki en büyük fark bu psikolojik üstünlük. Geçmiş serilerin de payı var elbette bunda.
Tanjeviç'in bir özelliğini daha değinmek lazım. Normal sezonu Fenerbahçe lider kapatamıyor ve kağıt üzerinde coaching hatası gibi gözüken hatalarla olmadık maçlar kaybediyor. Bilhassa rotasyonu çok da eleştiriliyor fakat açık ki Tanjeviç için önemli olan playofflar ve özellikle de final serileri. İstim üstündeki oyuncuyu kenara alması ve uzun süre unutması, eli soğuk oyuncuyu sahaya sürmesi ve uzun süre ısrar etmesi, maçları krize sokması, o anlar da krizi çözmesi muhtemel en önemli oyuncularını yanında tutması vs... Hepsi playoff ve final serisi içen birer terbiye unsuru. Roller o terbiyeyle öylesine yerli yerine oturuyor ki takımda Mirsad gibi egosuyla kasıp kavuran bir oyuncu maçın son 2 dakikasında sahaya girip işini yapabiliyor. Sezonu tribünde geçiren Vidmar parkeye inip işini en iyi şekilde yapacak çabayı sergiliyor. Darılmaca gücenmece olmuyor. Tanjeviç bu yüzden uzun vadeli çalışılması gereken bir koç ve farkını da ziyadesiyle gösteriyor. Hani seri şurdan 4-2 olsa dahi bu fikrim değişmeyecek.



Kapanışı Kaptan ile yapmak lazım.


Sadece nufüs kayıtlarında yaşlandığına inanmaya başladım artık Mrşa. 39 yaşında olmana rağmen 20 yaşındaki oyuncuların kazanma ve öğrenme hırsına sahip olan, senin kadar profesyonel ve iş ahlakı olan ve bu seviyede oynayabilen basketbolcu zor gelir daha bu ülkeye. Şu saatten sonra Euroleague kalitesinde savunma yapmaya başladın, bakalım daha ne mucizeler izleteceksin. Senin üçlüklerin kadar coştuğum bir an daha gelmeyecek uzun süre basketbolda. Bu sene taraftarlığımı unutmaya başladığım, coşkumu kaybettiğim anda imdada yetiştin arkadaşlarınla birlikte.

Büyüksün Kaptan !

Etiketler: ,

5 Haziran 2009 Cuma

Efes Pilsen 60 - 68 Fenerbahçe



Türkiye'de basketbolun Efes Pilsen sayesinde bu ülkede ivme kazandığına, izlenmeye başladığına inananlardan olmadım hiçbir zaman. Spor Sergi tıklım tıklımdı bir zamanlar. Efes Pilsen yokken de bu ülke basketbolu seviyordu, basketbol oynayabiliyordu. İTÜ vardı, Eczacıbaşı vardı, Paşabahçe vardı, Daçka vardı, Tofaş vardı. Efes Pilsen başka bir yol açtı, doğrudur; ama bu ülkenin bütün basketbol kültürünü Efes Pilsen üzerinden konuşmak en hafif tabiriyle ayıptır ve ülkedeki çok büyük basketbol aktörlerine, değerlerine de haksızlıktır. Önce bu bilinsin. Bilmeyenler de Efes Pilsen'in şu final serisini başlamadan germesinin altındaki niyeti iyice bir görüp ne büyük kötülük yaptıklarını düşünsün bir zahmet. Ergin Ataman'a da bilahare sevgilerimi yolluyorum buradan.


Maç beklediğimden kötü bir maç oldu. Savunma izlemek güzeldir. Şampiyonlar Ligi yarı finallerinde Chelsea - Barcalona eşleşmesinde savunmanın ne büyük bir ustalık gerektirdiğini ve hakkı verildiğinde ne kadar keyifle izlenebileceğini tecrübe ettik. Fakat o savunmayı bu kadar eşsiz ve dahiyane kılan şey Barcelona hücumlarındaki akıcılık ve yaratıcılık düzeyinin çok yüksek oluşuydu. Maçı izlerken hem Barça hücumlarındaki zerafeti hem de Chelsea'nin savunmasının hamlelerini açık açık görebiliyordunuz.

Dünkü maç böyle bir maç değildi. Ne Efes Pilsen'in ne de Fenerbahçe'nin çizilmiş bir tane doğru dürüst ve ezbere uygulanan hücum setini, yaratıcı oyununu göremedik. Spontane hücum ettiler. Fenerbahçe uzundan uzuna paslar, Efes ise ikili oyunlarla idare etti. Hücum bu kadar aciz kalınca yapılan savunmanın kalitesi ne kadar yüksek olursa olsun seyir zevki düşük kalıyor. O maç yavaş yavaş kusturmaya, bıktırmaya ve hatta tarafsız bir basketbolseveri kanal değiştirmeye dahi itebiliyor.

Toplam 128 sayı, 52 faul, 42 top kaybı, 8/44 üç sayı isabetiyle istatistik kağıdı üzerinde çok başarılı bir savunma maçı ama hiçbiri çok iyi hücum setlerini durdurulmasınan dolayı ortaya çıkan rakamlar değil. O yüzden kimse şu berbat maçı aman ne güzel savunma basketbolu oynandı, müthiş keyifliydi filan diye yutturmaya çalışmasın. Gerçek şu ki; Türk takımları savunmayı öğrendiler ama yıllardır akıcı ve yaratıcı hücum etmeyi bilmiyorlar savımın saha içerisindeki tezahürü sadece. Böyle bir ortamda maçın yıldızının, üstelik sadece savunmasıyla değil hücum performansıyla da Ömer Onan olması kadar da doğal birşey yok. Bu kaosa en uygun oyuncu çünkü Ömer.

İlk çeyrekte sürpriz bir oyuncu vardı sahada. Solomon'un dönüşünün ardından sakatlığı da bahane edilerek Gasper Vidmar tribüne yollanmıştı ve orada takılıyordu uzun süre. Ama parkelere indiğinde görüldü ki üst düzey olmayan basketbolunda öğrendiklerini unutmak bir yana daha da fazla koymuş öğrendiklerinin üzerine. Hem savunmada hem de hücumda üstlendiği rolle Fenerbahçe için ilk çeyreğin Ömer Onan ile birlikte kilit ismiydi Vidmar. Popüler değiller, spekteküler değiller belki ama bu tür oyuncuların rol disiplinlerine, çalışkanlıklarına her zaman hayranlık duyuyorum. Bunu belleklerinde doyasıya hissetmek isteyenler için adres Kaan Kural'ın Hastasıyım Bu Oyunun adlı kitabındaki "İki Brian'ın Hikayesi" yazısıdır.

İlk çeyrekte iki takım da serbest atış çizgisinden hücum ettiler ve Vidmar'ın çabasına rağmen pek de iyi geçmiyordu aslında Fenerbahçe adına bu çeyrek. Ne zaman Ömer Onan oyuna girdi, Ergin Ataman kendinden nefret ettiren karakterinden temsiller ortaya koydu o zaman Fenerbahçe rahatladı ve 19-15 önde kapadı bu çeyreği. İkinci çeyrekte de şansı yaver gitti Fenerbahçe'nin. Berbat oynadığı 8,5 dakikada 10 sayı geriye düşüp, son 81 saniyede bulduğu 10 sayıyla devreye 3 sayı girmek büyük şanstı. 10 sayılık bu serinin baş aktörü yine Ömer Onan'dı.

37-34 biten devrenin ardından Fenerbahçe taraftarlarının çoğunun maç hakkında fazla olumlu görüşe sahip olmadığını düşünüyorum. Aydın Örs döneminden beri yaşanan ve bir türlü çözüm bulunamayan bir üçüncü çeyrek sendromu var çünkü Fenerbahçe'nin. İstisna işte, bula bula Efes maçını buldu. Efes kısalarının boş üçlüklerini değerlendiremeyişinin payı daha büyük ama ilk iki çeyrekten daha kararlı bir savunma yaptı Fenerbahçe bu çeyrekte. Efes Pilsen'e sadece 8 sayı imkanı verdi. Ribaundlarda rakibini yakaladı. Bu denli iyi savunmanın ödülünü hücumda muhakkak alırsınız ama Fenerbahçe uzunlarının 3 saniye, hücum faul gibi basit top kayıpları nedeniyle Fenerbahçe bunu başaramadı. Ancak 15 sayı bulabildi Fener bu çeyrekte ve final periyoduna 49 - 45 önde girebildi.

Final periyodunda sahneye çıkması beklenen oyuncu maç boyu felaket oynamasına rağmen Willie Solomon'du ama bu rolü üstlenen genç Emir Preldziç oldu. Efes'in baskılı ön alan savunmasında topu getirmekte ve oyun kurmakta zorlanan takımını rahatlatmakla kalmadı Ömer Onan'a da hücumda eşlik etti. Potayı zorlamaktan çekinmedi, faul aldı ve en kritik serbest atışları eli tiremeden atmasını bildi. Takımına liderlik etti.

Bu periyodda bir diğer kritik hamle de Tanjeviç'ten geldi. Efes Pilsen'in Shumpert'in uzun forvet oynadığı 4 kısalı düzenine Tanjeviç Devin Smith'i aynı bölgeye çekerek cevap verdi. Smith Shumpert'i hücumda durdurmakla kalmadı iki çok önemli hücum ribaundu ve turnike ile maçın kopmasında büyük pay sahibi oldu. Kaya'nın centilmenlik dışı faulleri kaçırması, Thornton'un çok basit iki top kaybını da yadsımıyoruz elbette.

Maçın yıldızı hiç kuşkusuz Ömer Onan. Charles Smith gibi bir oyuncuyu 3 sayıda tutmakla kalmadı, çok yüksek yüzdeyle bulduğu 20 sayı ile de hücumda sazı eline aldı. Fenerbahçe de bu galibiyetle saha avantajını lehine çevirdi. Eğer seri 2-0 olursa Efes Pilsen bu işin altından kalkamaz. Fenerbahçe rüzgarı arkasına alıp süpürebilir Efes Pilsen'i.

Etiketler: ,

24 Nisan 2009 Cuma

Fenerbahçe 89 - 62 Galatasaray



Uzun süre oynadığım ve çok da sevdiğim bir oyun basketbol. Biraz vakit sıkıntısı ve biraz da yayının şifreli bir kanalda olmasından ötürü yazamıyordum. Derbi münasebetiyle başlamış olalım. Aslında bütçelerin ve kadroların güç dengesine çok ciddi yansıdığı bir spor basketbol ve derbinin atmosfer, konsantrasyon ve kazanma iştahı dışında pek bir etkisi yoktu maça. Fenerbahçe Türkiye'nin kadro derinliği, kadro kalitesi ve kadro dengesi açısından en güçlü takımı. Başta Giricek, Ömer Aşık ve Devin Smith olmak üzere henüz form tutamamış oyuncularına rağmen üstelik. Ve tek avantajı bu da değil Fenerbahçe'nin. Bu kadronun 7-8 oyuncusu 3-4 sezondur birlikte oynuyor.

Galatasaray ise yeni yapılanıyor. Bütçeden ötürü yerli dominasyonu sağlamaları çok zor. Zaten Hüseyin Beşok ve belki biraz Cüneyt dışında da oyuna liderlik edebilecek çapta bir yerli yok takımda. Cemal Nalga 2006 Avrupa Ümitler Şampiyonası'ndan takım arkadaşı olan Oğuz Savaş'ın yaptığı çıkışı yapamadı. Hala ümit vadeden oyuncu konumunda. Murat, Polat gibi oyuncular da rotasyon oyuncusu. Belirli bir seviyenin üzerinde oynadıkları maç kariyerlerinde yok denecek kadar azdır. Böyle olunca Galatasaray'ın kendisinden daha güçlü takımlara karşı - ev sahibi olduğu durumlarda arkasına alabileceği seyirci desteği ve Ayhan Şahenk potaları dışında - tek çıkar yolu var, o da yabancı performansı.

Bugünkü maçta Galatasaray'ın en büyük sıkıntılarından biri buydu. Beşiktaş maçında başta Tolliver olmak üzere coşan Galatasaray yabancıları bu maç durdular. Kağıt üzerinde 62 sayının 46'sını attılar belki ama oyun içerisindeki ağırlıkları fark yaratacak cinsten değildi. Dönem dönem Atkins, Graves ve Hosley insiyatif almaya çalıştılar ama karşılarındaki Fenerbahçe hem bu oyuncuları dönüşümlü savunarak enerjisini verimli kullandı hem de rakibini yordu. O yorgunluk maçın sonunda çok belli etti kendi. Kalan çeyreklerde de başta Hosley olmak üzere yanlış şut seçimleri yaptı Galatasaraylılar. Hüseyin'in maçın başında girdiği faul problemi Galatasaray adına maçın kazanılma ihtimalini düşüren bir başka saha içi faktördü. Savunma zaten Mincinozlu'nun elindeki bu kadronun iyi yapabileceği bir iş değil.



Fenerbahçe ise dünden hazır. Taraftar salonu doldurmuş, takım ilk maçtaki hezimetten ötürü bilenmiş. Ek olarak ilk 5 başlamasa da Solomon'un gelişinin yarattığı pozitif bir hava var. Çok da iyi başladılar maça. Sahada rakiplerine karşı en üstün oldukları front courtu ısrarla zorladılar. Oğuz Savaş ile içeriden, Ömer Onan ile dışarıdan sazı ellerine aldılar. Galatasaray kontrollü bir oyun oynuyor gözükse de ben çizilmiş bir set üzerinden oynanan iyi bir hücum göremedim. Ya hücum ribaundlarından ve ya da teketek zorlamalarla üretmeye çalıştılar. Başarılı olduklarını söylemek de güç. Daha ilk çeyrekte 8-10 sayı farkı yakaladı Fenerbahçe. İkinci çeyrekte de Damir Mrsiç'in peşpeşe attığı o muazzam üçlüklerle maçı bitirdiler. Devrenin sonuna doğru Mincinozlu bir umut tam saha pres denedi ve iki ekstra smaç basket ile sonuç da aldı. Velakşn Tanjevic maçtaki ilk coaching performansını başarıyla vererek molasını derhal aldı. Momentumu Galatasaray'a teslim etmedi, rakibinin hızını kesti. Kanarya devreye Mrsiç'in üçlüğü ile 16 sayı farkla girdi.



3. çeyrekler Fenerbahçe'nin Aydın Örs döneminden beri kabusu. Mirsad'ın sakatlanıp soyunma odasının yolunu tutması, ilk yarının en iyisi olan Oğuz'un kenarda olması, Rasim gibi iki ucu keskin bıçağın varlığını da düşünerek ben Galatasaray'dan devre başında ufak bir seri bekliyordum. Yapamadılar. Ömer Aşık, Oğuz'un bıraktığı yerden devam etti. Rasim'in üçlüğüyle fark 20 oldu. Galatasaray alan savunması ve tam saha pres ile devre başında beklediğim seriyi devre ortasında 7-0 ile yakaladı. Tanjevic'e tam da burada bir eleştirim var. Persona non grata Green zaten Solomon'a olan ilgiden ötürü psikolojik olarak iyi değil. İlk iki preste de Emir ve Giricek ile top getirilememiş ve fark yavaş yavaş erimeye yüz tutmuşken Solomon'un o sırada sahada olması lazımdı. Israr etti Tanjeviç ve son saniyede Emir Preldzic ile gelen üçlük olmasaydı bambaşka bir 4. çeyrek oynanabilirdi; ama o üçlükle gardı düştü Galatasaray'ın. Son çeyreği rölanti de götürüp son 2 dakikada tekrar gaza basan Kanarya istediği farkı da son saniyede yine Emir'in üçlüğüyle fazlasıyla yakaladı. Hülasa Fenerbahçe teknik olarak ekstra işler yapmadığı bir maçta savunmasıyla rakibini çok düşük bir şut yüzdesinde tuttu ve hücumda da yakaladığı yüksek şut yüzdesi sayesinde farklı bir galibiyet aldı.

Maçla ilgili iki notum daha var.

- Emir'in maçın sonundaki üçlüğünün basketbol etiğinde yeri yok. Sanıyorum Özyer'in ilk maçta fark 20 sayı iken ve bitime saniyeler kala aldığı o molayı düşündü. Yine de atmaması lazımdı.

- Blogu takip edenler bilirler bu sene Aziz Yıldırım ve yönetimine getirdiğim eleştirileri. Bilmeyenlerin arşive bakması kafi. Görevi devretmelerinin zamanı geldi de geçti. Velakin tribünlerdeki bir grubun birilerinin ayakçılığını yapması Aziz Yıldırım'ın yaptıklarından ve yapamadıklarından dahi büyük zarar verir bu camiaya. "Aşkımız için rekabet etmeyiz, ölürüz" pankartı açıp maç oynanırken yönetimi istifaya çağırmak, salondaki basketbol seyircisine karşı fiziksel temasta bulunmak delikanlılık değil. Yersiniz ıslığı anında. Maç sonunda yaşanması gereken o coşkunun da içine ettiniz, aferin hepinize.

Etiketler: ,