22 Aralık 2007 Cumartesi

Allah Seni Davul Etsin FOX TV



Premier Lig'i NTV ile sevdi Türkiye. Akılda kalan en önemli televizyonculuk efsanelerinden birine de o zaman şahit oldu. Murat Kosova'nın Arsenal - Middlesbrough maçının 3-1 iken 3-3 gelmesine dayanamayıp haykırırcasına söylediği "İşte Premier Lig bu" cümlesinden bahsediyorum elbette.

Daha sonra TV8'de izledik organizasyonu, onlar da fena yayın yapmadılar fakat daha geçtiğimiz sezon bitmeden ve ortada bir kanal yokken dönmeye başlayan Premier Lig Fox Tv'de vtr ile acaba dedik. Hadi Altan Tanrıkulu olacak spor servisinin başında, çok da kötü olmaz dedik ama oldu. Hiçbir futbol yayıncılığı tecrübesi olmayan eski TGRT ekibine ve gene oradan kalma iş bilmez spikerlere vermezler dedik bu organizasyonu ama verdiler.

Sıçtılar güzelim Premier Lig'in içine, piç ettiler gül gibi organizasyonu.

Aklıma gelenler yazayım hemen.
  • Maç başladıktan sonra yayına girmeler,
  • Ses ve görüntü senkronunun tutturamamaları,
  • Yayını aldıkları İngiliz kanalının sesinin açık bırakıp kendi futbol özürlü spikerlerinin sesiyle karıştırmaları,
  • Oyuncu isimleri telaffuzu konusunda Abidin Aydoğdu'dan bile kötü olmaları ve hatta doğru söyledikleri tek ismin Tuncay Şanlı olması,
  • Oyun yerine önlerinde açık olduğunu düşündüğüm redtube izlercesine maçtaki olayları çok alakasız bir şekilde yorumlamaları
Uzar gider bunlar, ama bu hafta seyirciye yapılacak en büyük terbiyesizliği yaptılar ve programlarına koydukları bir maçı hem de futbolseverlerin merakla beklediği bir derbi maçını yayınlamadılar.

Vıcık vıcık spor programları ise ayrı bir gudubet.

Düş yakamızdan FOX TV.

Etiketler:

REKORTMENLER



Bugün ustalara saygı bölümü kapsamında 70'lerin hakkı verilmeyen takımlarından olan AS Saint Etienne'in hakkını kendimizce verecektik. Fakat ilginç bir istatistik dikkatimi çekti.

80-81 sezonundan sonra şampiyonluk alamamalarına ve uzunca bir süre de Ligue 2'ye demir atmalarına rağmen AS Saint Etienne'nin Fransa'da şu ana kadar 10 şampiyonluğu var ve bu ünvanıyla da Ligue 1'in en çok şampiyon olan takımı durumundalar.

Bu 10 şampiyonluğun 7'sinde şu an gazetecilik yapan Jean-Michel Larque ve yeşillerin efsane golcüleri Herve Revelli mecut ve bu 7 şampiyonluk da oyuncu bazında bir rekor. Eğer Lyon bu sene şampiyon olursa bu rekora Sidney Govou, Gregory Coupet ve Juninho Pernambucano da ortak olacaklar.

Etiketler:

Sevillistas: Ad Astra Per Aspera*




Bu fotoğrafı bırakın futbolseverler, Endülüs sakinleri dahi hayal edemiyordu önceleri. Nasıl etsinlerdi ki zaten. 1940'lı yılların sonlarında biraz kıpırdasalar da İspanya'nın hiçbir zaman futbol ekolü takımlarından biri olamadıkları gibi, olacak şehir ve kulüp geleneği potansiyelleri de pek yoktu Sevilla'nın.

En azından Barca ve Real Madrid dışında La Liga'nın her zaman önemli takımları olmuş Atletico Madrid, Valencia, Athletic Bilbao, Deportivo La Coruna, hatta Zaragoza kadar yoktu. 90'ların başında Maradona, Suker ve Zamorano ile bir atak yapmaya niyetlenseler de olmadı. La Liga'nın orta ile son sıraları aralarından kurtulamadılar ve 1999-2000 sezonunda da küme düştüler.

Sevilla hem küme düşmüş olması hem de girmiş olduğu mali darboğazdan ötürü 1999-2000 sezonunun sonunda Tsiartas, Marchena, Jesuli, Ivan Juric, Mirsad Hibic ve Zalayeta gibi oyuncularını elden çıkarmak zorunda kalmıştı. Buna rağmen teknik direktör Caparros'un becerisi ve oturttukları sistem sayesinde, 2001-2002 sezonu ve sonrası için La Liga mücadelesine hazırlardı.

Bu sistem Türk takımlarının yıllarca söyleyip de beceremediği şeydi aslında. İsim yerine oyuncu niteliklerinin ön planda olduğu; bilgi akışına odaklı, başta İspanya ve Güney Amerika olmak üzere her oyuncunun alternatiflendirileceği ve altyapıdan gelenlerle birlikte geniş bir futbol ağı kurdular.

Javier Casquero, David Castedo, Fredi, Javi Navarro, Moises Leon, Njegus, Antonio Notario, Pablo Alfaro, Toedtli gibi 27-35 yaş aralığındaki ve önceki sezonlarda takımlarında 15'ten öteye maç oynamamiş oyunculara alt yapı ürünleri olan Victor Salas, Leno Gallardo, J.A. Reyes gibi 20'lik fişekleri ekleyerek 2001-2002 senesinde La Liga'yı 8. bitirdiler ve UEFA Kupası vizesini kıl payı kaçırdılar.

Caparros Dönemi: Temel Atılıyor

Sevilla'nın 2002-2003 sezonundaki en büyük transferi ise Başkan Jose Mario Del Nido oldu.

Şu an yaptığı sihirli dokunuşun benzerini daha önce 1995 yılında kulübün maddi nedenlerden ötürü Liga BBVA'ya düşürülmesine karşı gelmekle yapan ve başarılı olarak kulübün itibarını kurtaran Del Nido, bu kez çok daha fazlasını yapacaktı.

Kurulan oyuncu ağının Güney Amerika ayağını işletmeye başlayan Del Nido o sene Meksikalı Gerardo Torrado ve Brezilya futbolunda hiç yeri olmayan Bahia takımından Daniel Alves'i ve altyapıdan Oscar Rodriguez'i profesyonel yaparak A Takıma almıştı. Bunlara yine 27-35 yaş aralığından olan Nikos Machlas, Juan Redondo, Marcos Vales gibi pek aşina olmadığımız ve sıradan sayılabilecek oyuncular transfer edilerek sezona girilmiş ve Sevilla yine La Liga klasmanında ilk 10'un içerisinde kalmayı başarmıştı.

Sevilla bu 2 sene boyunca neredeyse hiç harcamayarak La Liga'da kalmayı başardığı gibi, sistem takımı olma yolunda da büyük adımlar atılmıştı. Artık yavaş yavaş daha kaliteli takviyelerle oturtulan düzenin meyvalarının toplanma dönemine girilmişti.

Hoş bu ciddi takviyeler Ronaldinho, Beckham gibi dönemin transfer bombaları arasında pek dikkat çekmese de 2003-2004 sezonunda Sevilla'nın aldığı oyuncular ligde konuşulacak isimler olacaktı. Uruguaylı Dario Silva, Sao Paolo'dan alınan Julio Baptista ve düzenli olarak forma bulduktan sonra oyunun hep üzerine koyan Jose Antonio Reyes bunların başını çekiyordu.

Reyes o sezon devre arasında Arsenal'e 21 milyon avroya satılırken, Baptista 20 gol atarak La Liga'da gol kralı oluyordu. Yine çok cuzi rakamlara alınıp da görevlerini başarıyla yapıp sistemin bir parçası olan 27-35 yaş aralığındaki Esteban, Luis Soler, Antonio Lopez, Aitor Ocio, Carlos Dominguez gibi şu an nerede olduklarını bile bilmediğimiz isimleri de unutmamak lazım.

O sezon La Liga'yı 6.bitiren bu takımda 3-4 maçta forma giymiş yeni yetmeler Sergio Ramos, Jesus Navas, Kepa, Diego Capel, Puerta gibi isimlerin yapabileceklerini görmemiz ise fazla uzun sürmeyecekti.

2004-2005 sezonuna en büyük transfer olarak Santos'un orta saha oyuncusu Renato ile girdi Sevilla. Brezilya'nın yine söz sahibi olmayan bir takımı olan Curitiba'dan alınan 20 yaşındaki sol kanat oyuncusu Adriano Correa ise bir başka okyanus ötesi transferiydi Sevilla'nın. Bir önceki senenin çömezlerinden Jesus Navas ve Sergio Ramos da düzenli olarak oynamaya başlamıştı artık. Sevilla'nın kadrosunda altyapı ürünü 9 oyuncusu vardı o sene ve son da olmayacaktı bu isimler.

Sevilla 2004-2005 sezonunda La Liga'yı gene 6. bitirip UEFA vizesi almayı başardı. Daha önce 1970 senesinde Eskişehirspor'a elendikleri bu Kupa'da Beşiktaş'ın olduğu gruptan çıkıp Panathinaikos engelini aştılar ve son 8'in kapısından döndüler Parma'ya 0-0 ve 1-0 lık skorlarla elenerek.

La Liga'da artık yerini sağlamlaştıran, alt yapısını çağdaş bir zemine oturtan Sevilla'nın tarih yazacağı dönem başlıyordu artık. Sevilla'nın bütçesiyle ters orantılı olarak başardığı işlerin piyangosu teknik direktör Caparros'a vurmuş ve Deportivo La Coruna onun yaptıklarına kayıtsız kalamamıştı.

Del Nido Caparros'un yerine Juande Ramos adında, İspanya'nın Reha Kapsal'ı diyebileceğimiz ve ikinci ligden La Liga'ya takım çıkarmakla ünlü olan birini getirmişti. En büyük başarısı Sevilla'nın ezeli rakibi olan Real Betis'e yaşattığı La Liga 6.lığı ve Rayo Vallecano ile UEFA Fair Play kontenjanından katıldığı UEFA Kupa'sında çeyrek finaliydi.

Del Nido'dan Midas Dokunuşu ve Juande Ramos Dönemi

Del Nido'nun vizyonundan kurulan düzende neye dokunulsa Midas etkisi görülüyor ve adeta birer altına dönüşüyordu Sevilla.

2005-2006 sezonuna Sevilla, Sergio Ramos ve Julio Baptista'yı toplam 47 milyon avroya Real Madrid'e satarak başladı. Reyes satışıyla birlikte bu rakam toplam 67 milyon avroya çıkıyordu. Kulübün gelir tablosundaki bu kaynak 3 sene içerisinde yaşanacak başarıların da finansmanı olacaktı.

Yeni bir hoca ve yepyeni bir kadro ile başladıkları sezonu La Liga'da 5. sırada, ve kaleci Palop'un son dakika golüyle başlayan yolda UEFA Kupası şampiyonu olarak tamamlıyorlar ve 2006-2007 sezonunun başında oynanacak Süper Kupa maçında da Şampiyonlar Ligi Şampiyonu, yenilmez armada, futbolun show-time takımı olan Barcelona'yı 3'leyerek mutlu sona ulaşıyorlardı.




2006-2007 sezonunda ise taliplileri çok olmasına rağmen eldeki oyuncular tutuldu, takviyeler yapıldı ve artık bir üst seviye olan Şampiyonlar Ligi'nde oynamak için gereken La Liga derecesinin peşinde koşulacaktı. Bu La Liga'da en azından 4. olmak anlamına geliyordu ancak Sevilla bununla yetinmedi ve sezon sonuna dek şampiyonluğu kovaladı. 3. olarak bitirip Şampiyonlar Ligi vizesi aldığı sezonu, bir de en son 59 sene önce kazandığı İspanya Kral Kupası'nı müzesiyl süslemişlerdi.



Bütün bu başarıların ardından artık Sevilla Kıta'nın en formda takımı olarak lanse ediliyor ve sahip olduğu oyuncular artık Dünya'nın dev kulüpleriyle anılır hale geliyordu. Fakat Sevilla oyuncu yetiştirip büyük kulüplere pazarlama misyonunda olmadığını, hem elindekileri çok uçuk bonservisler teklif edilmesine rağmen satmayarak göstermiş ve üzerine yıllar boyu yaptığı birikimden gelenlerin bir kısmıyla önemli takviyeler yaparak artık yavaş yavaş Şampiyonlar Ligi rüyasına girmeye başlamıştı.

Sevilla taraftarlarının ve kulübünün Şampiyonlar Ligi havasını soluduğu anın 1985-1986 yılında Steaua Bükreş'in kupaya uzandığı ve Sevilla'nın evi olan Pizjuan da oynanan maç olduğunu söylersek, rüyanın ne derece hasretle beklendiğini de daha iyi anlatmış oluruz sanırım.

İsterseniz Sevilla'nın bu yol uğruna son 2 sezonda yaptığı transferlere de bakalım.

Arouna Kone - 9,5 milyon €
Jose Chevanton - 9 milyon €
Aquivaldo Mosquera - 8 milyon €
Aleksandr Kerzhakov - 5 milyon €
Andreas Hinkel - 4 milyon €
Frederic Kanoute - 6,5 milyon €
Enzo Maresca - 2,5 milyon €
Julien Escude - 2 milyon €
Federico Fazio - 0,5 milyon €
Andres Palop - Bedava
Christian Poulsen - Bedava
Tom De Mul - Açıklanmadı
Luis Fabiano - Açıklanmadı
Ivan Dragutinovic - Açıklanmadı
Seydou Keita - Açıklanmadı
Javier Saviola - Kiralık
Khalid Boulahrouz - Kiralık
Jose Angel Crespo - Altyapı
Alejandro Alfaro - Altyapı

Açıklanmayanlarla birlikte toplasanız bir Ramos'un biraz daha fazlasına iki UEFA kupa kadrosunu kazanacak ekibin maliyetini halletmiş gözüküyorlar. O oyuncuların şu anda UEFA'nın seçtiği 2007 karmasına aday ve almaya çalıştığınızda el yakacak oyuncular olduğunu da unutmamak lazım. Sadece Daniel Alves için 30 milyon € bonservis bedelinden bahsedildi bu sene ama Del Nido İspanya'nın Recep Mamur şubesi olduğu için transfer gerçekleşmedi.

2 UEFA, 1 Süper Kupa, ve Arsenal'in önünde Şampiyonlar Ligi grup liderliğine giden yolda 10 milyon avronun üzerinde tek transfer yok, ve tek top-class oyuncu yok. Oyuncuların hepsi Sevilla ile yükselen, büyüyen ve son derece profesyonel takım oyuncuları.

O kadar sağlam bir temel atılmış, teknik direktörün ayrılmasına rağmen yapıda herhangi bir bozulma yok. Sevilla tırnaklarıyla kazıdığı yolda ilerlemeye devam ediyor ve bu kez önündeki engel Fenerbahçe.

Katedralleri, nehri ve flamenkosuyla ünlü olan bu küçük turizm kentinden raks haberleri vermek, "Endülüs'te Kanarya Raksı" başlıkları atabilmek elbette mükemmel olacaktır fakat gerçekten kıtanın en oturmuş ve mekanik takımıyla oynayacak Fenerbahçe. Barcelona, Manchester United, Milan gibi psikolojik olarak, 'nasılsa eleyemeyiz' diye başlayacağımız bir takım değil belki Sevilla. En azından bireysel olarak daha başedilebilir oyuncuları, Chelsea'ye göre mesela Dragutinovic ve Fazio'dan oluşan daha aşılabilir bir savunmaları var ancak bunu yapabilmek için Saraçoğlu'ndaki Inter maçı performansı lazım Fenerbahçe'ye ve de devre arasında alınacak etkili bir santrafor.

Sevilla'nın özet olarak savunma beklerini de ileriye gönderdikleri klasik 4-4-2 dizilişinde oynadıklarını, hem kenarlardaki oyuncularının hem de ortasahanın ortasındaki oyuncularının yaratıcılıklarının üst düzeyde olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Dani Alves - Navas & Roberto Carlos - Vederson mücadelesi maçın en albenili anlarını oluşturacaktır. Adriano - Capel bindirmeleri karşısında Gökhan ve Deivid'in savunma performansı da önemli elbette, özellikle de rakibe deplasman golü avantajı vermemek açısından.

*Güçlüklerle Yıldızlara...

Etiketler: ,

21 Aralık 2007 Cuma

PELADA - Plajda 9 Aylık



Nasıl da kalkmış rövaşataya. Biz de Alman Kale ya da diğer adıyla 9 Aylık olan sokak oyununu oynarken hep yapmaya çalışırdık bu hareketi de plajımız yoktu, yerler asfalttı. Kum rahatlığını hissedemezdik, oysa Rio sakinlerinin Ipanema'si var.

2014'te beraber takılırız belki Ipanema'da.

Kimbilir ?

Etiketler:

VALENCIA'nın İLACI MAHMUT USLU



Valencia'nın şu andaki en büyük aşklarından biri Kleber de Correa. O da bir Corinthians imalatı ve daha önce Avrupa'da gördüğümüz bir krampon. Corinthians forması giyerken River Plate ile oynanan Copa Libertadores maçında takımı 1-0 öndeyken aldığı gereksiz kırmızı kart maçın seyrini değiştirmiş ve 2-1 yenilip kupayı River'a vermişlerdi.

O maçtan sonra aldığı tehditler, sahada yuhalanması sebebiyle artık Brezilya'da yapamayacağını düşünmüştü milli oyuncu ve Hannover 96'ya gitmişti fakat fazla forma giyemediği için Basel'e kiralanmış, orada döktürmesine rağmen Basel'in Avrupa'da yapabileceklerine inanmadığı ve bu ortamda Brezilya Milli Takımı formasını giyemeyeceği için yeniden Brezilya'nın yolunu tutarak Santos'a transfer oldu.

Bundan sonra herşey Kleber'in istediği gibi gelişti, o artık yeniden Canarinho ve Valencia onu almak için çok uğraşıyor. Bonservisi için Santos'a ödenecek rakam 10 milyon avro civarında fakat tanıdığımız bir isim olan Juan Figger başta bir takım aracıların alacakları da sözkonusu ve Valencia sportif direktörü Miguel Angel Ruiz'in bu kişilere sakal vermeye pek niyeti yok. Transfer tıkanmış durumda.

Buradan Valencia'nın başkanı Soler'e sesleniyorum. Bu işi Miguel filan çözemez, çözse çözse Mahmut Uslu çözer.

Dinle sen bu faniyi...

Etiketler: ,

20 Aralık 2007 Perşembe

Türk İşi Değil İtalyan İşi



Cagliari İtalya'nın köklü kulüplerinden. 90'ların başında Carlo Mazzone yönetiminde Enzo Francescoli, Daniel Fonseca, Luis Oliveira, Pancaro, Cappioli gibi oyuncularla Serie A'ya renk katması ve UEFA Kupası yarı finaline yükselmesiyle epey yer etmişti gönlümüzde. 4 sezon önce yeniden Serie A'ya yükseldiklerinde bu anıları hatırlamıştık fakat olmadı ve olmayacak gibi.

Serie A'ya çıkalı beri daha 4.sezon bitmeden 8 kez hoca değiştirdiler fakat bunların ki biraz değişik. Çünkü farklı hocalarla değil aynı hocalarla çalışıyorlar. Lügatlarında "eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı" deyişi yok sanırım.

Daha önce Arrigoni ile aynı sezon içinde iki kez çalışan Cagliari bu kez iyice kendini aştı ve Sonetti'yi toplam 4 .kez teknik direktörü olarak atadı. Bunların 3'ü son 1,5 sene içerisinde oldu. 2006 yılında Ballardi yerine birkaç ay görev yapan hoca 2006-2007 sezonunda koltuğunu Marco Giampaolo'ya kaptırdı. Sezon boyunca görev yapan Giampaolo bu sezona kötü başladı ve 2007 Kasım ayında gene Sonetti'ye verdi koltuğunu. Sonetti geçtiğimiz gün istifa etmiş ve yerine gene Giampaolo gelmişti, fakat şu an geçilen haberlere göre Cagliari yönetimi Sonetti'yi istifasından geri döndürmüş.

Bu hız 1990'lı yılların ve 2002 sezonunun Fenerbahçe'sinde bile görülmedi. Ümit Kayıhan, Sakıp Özberk, Ziya Doğan bile böylesini beceremedi arkadaş.

Allah mesut etsin demek düşer bize.

Etiketler:

Copa Santander Libertadores 2008




Bu sene yapılan bir anlaşma ile Simon Bolivar, Jose De Sucre gibi Latin Amerika'nın bağımsızlık kahramanlarından ismini alan Copa Libertadores 5 yıllığına oldu Copa Santander Libertadores. Önceden de Toyota idi, hayırlı olsun diyelim ve konumuza dönelim.

Dün Copa Libertadores 2008'in kura çekimi yapıldı Paraguay'ın başkenti Asuncion'da. 30 Ocak 2008'de iki safhada oynanacak ön eleme turunun ardından, turnuvanın 13 Şubat'ta grup safhası başlamış olacak. Ara turların ardından da 2 Temmuz 2008 tarihinde de kapanışı yapacağız.

Kupada 6 'sı ön elemeden 26'sı da direk olmak üzere toplam 32 takım, 8 grupta mücadele edecekler. Turnuvada temsil açısından en baba ülke Arjantin. Son şampiyon Boca Juniors ile birlikte 6 takım katılıyor. Kıtanın bir başka büyük futbol ekolü Brezilya ise 5 takımla temsil edilecek. Bolivya, Şili, Kolombiya, Uruguay, Meksika, Ekvador, Paraguay, Peru ve Venezuela ise 3 takımla katılıyor.

Gruplar şöyle;



1. Grup
-------------------------
San Lorenzo (Arg)
Real Patosi (Bol)
Caracas (Ven)
Cruzeiro - Cerro Poteno eşleşmesi galibi

2.Grup
-------------------------
Estudiantes (Arg)
Danubio (Uru)
Deportiva Cuenca (Ecu)
Olmedo - Lanus eşleşmesi galibi

3.Grup
-------------------------
Boca Juniors (Arg)
Colo Colo (Chi)
Maracaibo (Ven)
Meksika 3 - Bolivya 3 eşleşmesi galibi*

4.Grup
-------------------------
Flamengo (Bra)
Nacional (Uru)
Coronel Bolognesi (Per)
Cienciano - Montevideo Wanderers eşleşmesi galibi

5.Grup
-------------------------
River Plate (Arg)
Şili Clasura 2007 Şampiyonu
San Marti (per)
Meksika Interliga 2008 Şampiyonu

6.Grup
-------------------------
Santos (Bra)
San Jose(Bol)
C.Deportivo(Col)
Guadalajara(Mex)

7.Grup
--------------------------
Sao Paolo (Bra)
Sportivo Luqueno (Par)
Atletico Nacional (Col)
Chico - Audax Italianı eşleşmesi galibi

8.Grup
--------------------------
Fluminense (Bra)
Libertad (Par)
LDU Quito (Ecu)
Arsenal - Mineros eşleşmesi galibi

* - Meksika 3 - Interliga 2008 ikincisi, Bolivya 3 - Apertura ve Clasura ikincilerinin oynayacağı playoff maçı galibi

Etiketler:

BAŞKA KAPIYA...



Malumunuz dün bidonların bidonu, kaliteli medyamızın biricik aşkı Adriano, Brezilya'nın Sao Paolo'ya verildi kiralık olarak. Artık Adriano bir Tricolor.

Peşinden de bugün Milan Kulübünden Stamani ve Galliani Fenerbahçe'ye transfer olacağı hakkında sürekli spekülasyon yapılan Ronaldo'nun transfer haberlerini yalanladı "1 Temmuz'a kadar hiçbir yere gitmiyor" diyerek.

Şu fotoğrafa bakıyorum da Fenomen dal gibi olmuş. Eh 6 aydır bekliyor Rossoneri onu, hoş Ronaldo sol baldırında doktorların birşey yok demesine rağmen ağrıları olduğunu söyleyip hafiften yan çizse de Milan kararlı gözüküyor.

Bakalım Fenerbahçe'ye artık kimler transfer edilecek. Ama İtalya'dan başka kapı bulmaları lazım, benden söylemesi.

Etiketler:

MARIO BALOTELLI



Bu gece oynanan ve 4-1 biten Inter - Reggina İtalya Kupası maçında attığı 2 gol ile artık futbolseverlerin yavaş yavaş meraklanmaya başladığı bir isim Mario Balotelli, oysa başta Başkan Moratti olmak üzere İtalyanlar uzun süredir onu bekliyor.

Inter'in müsrif Başkan'ı Moratti bu yaz devler arasında yaşanan Alexandre Pato savaşından sonra La Gazzetta Dello Sport'a verdiği "Pato'ya gerçekten ihtiyacımız yok" demecini okuyunca başladı bende Balotelli merakı. O zaman Pato Milan'a gidince Moratti'nin biraz kedi ciğer çıkmazına girdiğini düşünsem de birazcık bilgi ve gözlem sahibi olunca Balotelli hakkında hak verdim kendisine.

Bu İtalya doğumlu 17 yaşındaki ve 188 cm boyundaki Gana asıllı Afro-İtalyan Çizme'nin en yeni umudu ve eğer önümüzdeki senenin Ağustos aylarında İtalyan pasaportunu alarak vatandaşlık sorununu halledip, Azzuri formasını sırtına geçirirse İtalya'da bir ilk gerçekleşecek ve ilk kez İtalyan kan bağı olmadığı halde Azzuri forması giyen bir Afro-İtalyan izleyeceğiz. Daha önce Matteo Ferrari ve Fabio Liverani Afro-İtalyanlar olarak terletmişlerdi Azzuri formasını fakat baba tarafından İtalyanlardı, Balotelli ise 3 yaşındayken Brescia'llı bir aile tarafından evlatlık alınmış ve hem annesi hem de babası Gana'lı.

Futbola önce sokakta sonra Brescia'ya komşu bir yer olan Mompiano'da başlamış. 2001 yılında şu an Serie C takımı olan Lumezzane'nın yolunu tutmuş ve Italyan Federasyonu'nun özel izniyle daha 15 yaşındayken Padova karşısında ilk kez bir profesyonel maça çıkmış, ve yeteneklerinin uluslararası yetenek avcıları tarafından farkedilmesi pek kısa sürmüş.

Barcelona tarafından denenmiş 5 günlüğüne ve oynadığı 3 maçta 8 gol atmış fakat vatandaşlık konusu başına bela olmaya devam etmiş. Bu yüzden Chelsea, Liverpool ve Tottenham'ın ilgisi de sonuçsuz kalmış. Fiorentina ile anlaşan Lumezzane ellerini ovuşturuken üvey kardeşleri onun kendilerine daha yakın bir yerde futbol oynamasını hem de genç bir birey olarak gelişimini sürdürmelerini istemiş ve Inter Başkanı Moratti'nin projesine evet diyerek geçen sene başında transferin son gününde Nerazzuri olmuş Mario.

Bu savaş sadece kulüp değil Milli Takım seviyesinde de mevcut. Mario'nun vatandaşlık sorununu fırsat bilen Gana Milli Takımı hocası Calude Le Roy onu 17. yaş gününden bir kaç gün sonra oynanacak Senegal maçı için as kadroya davet emesine rağmen, o İtalya'da kararlı. Hiçbir alt yaş kategorisinde bu vatandaşlık hikayesi yüzünden oynayamasa da, kendini İtalyan hissediyor. Afrika'yı 1 kez bile görmediğini, BarwuaH isminin ona hiçbir şey ifade etmediğini söylemekten çekinmiyor.

Balotelli'nin Inter rakamları ise şöyle. Inter'in 17 yaş altı takımı olan Allievi Nazionali ile çıktığı 19 maçta 20 gol atmakla kalmamış, üzerine bir de 20 Yaş altı takımı ile 11 maça çıkmış ve 8 gol de orada sallamış. Üstelik bir tanesini de Inter Primavera'yı Scudetto'ya taşıyan final maçında atmış. Inter A Takımı ile ise çıktığı 2 resmi maçta 2 golü var.

Mancini onu bu performansı üzerine artık as takımla antrene ediyor. Crespo, Ibrahimovic, Adriano, Cruz, Suazo gibi isimlerle çalıştırıyor.

Hasretle idolüm dediği Eto'o ile aynı seviyede oynarken görmek istiyoruz Süper Mario'yu ve bekliyoruz o enfes driplinglerini, üst düzey oyun görüşünü ve sağ ayaklı şutlarını sergilemesini.

Etiketler: ,

19 Aralık 2007 Çarşamba

Bitmeyen KAKAfoni




Real Madrid Başkanı Roman Calderon'un seçim süresince verdiği vaatleri hepimiz hatırlıyoruz sanırım. Sportif direktörlüğe Predrag Mijatoviç'i getireceğini söylemiş ve asıl bombanın pimini çekmişti Kaka ve Cesc Fabregas ile anlaştım diyerek. Calderon Real Madrid'e başkan oldu ama ortada ne Kaka vardı ne de Fabregas, ama Milan ile yaşanan it dalaşı gündeme oturmuştu. Her gün bir spekülasyon, her gün bir demeç.

Fabregas gelmedi ve Kaka da. Artık O hep Rossoneri kalacak; Calderon ise vaadleri için "verdimse ben verdim" deyip işin içinden sıyrılacak, artık herşey süt liman olacak derken Kaka'nın FIFA Dünya'da Yılın Futbolcusu ödülü alması içine oturmuş sanırım zat-ı muhteremin ki, gene bombayı patlatmış.

"Küstahça gelebilir ama o kadar güçlüyüz ki, Kaka'ya yer bulamayabiliriz"

Kaka resimde gereken cevabı vermiş zaten ama yorum sizin gene de.

Etiketler:

DERBY DELLA MADONNINA

Bu haftasonu gene bir mavi-kırmızı maçı var. Guiseppe Meazza'da Inter, Milan'ı ağırlayacak. Son maç 11 Mart'ta oynanmıştı ve 15 yıl aradan sonra oynanan bu gündüz maçını Nerazzuri, Rossoneri'ye 2 tıkılayarak kazanmıştı. Bu cumartesi oynanacak maç öncesinde eski bir Nerazzuri olan Seedorf manyele başlamış: "Inter Serie A'nın en iyi takımı, ama Avrupa'nın değil"

Bakalım haftasonu neler olacak. Gönlümüz her zaman olduğu gibi mavilerden yana.

Etiketler:

ETEKLİ ZICO




Kadınların ne işi var topla, mopla filan demeyin. ABD'nin futbolda öten borusu onların sayesinde oldu, Mia Hamm ve Michelle Akers ile tutkunu olduk bayan futbolunun sonrası çorap söküğü gibi geldi. Bu yaz Çin'de yapılan 2007 Bayanlar Dünya Kupası'ndaki maçları enfesti, nefes kesti. Bu maçların birçoğunu İngilizlerin başta birçok erkek Avrupa takımının maçına tercih ederim.

O turnuvanın yıldızı idi Marta. 6 maçta attığı 7 gol ile altın top ödülünü aldı 21 yaşındaki bayan virtüöz. Adı artık Pele, Zico, Garrincha, Socrates, Ronaldo, Ronaldinho gibi efsanelerin arasına yazıldı, ayak izini bıraktı Maracana'ya. Nasıl bırakmasın ki, 39 milli maçta 40 gol atmış Etekli Zico.

Herkes Kaka'nın aldığı FIFA Dünya'da Yılın Futbolcusu ödülünü konuşurken, O bu ödülün bayan versiyonu iki kez üstüste alıyordu.

Başarılarının devamını dileriz, umarız bu sene finalde kaçırdığı penaltı ile izinde gitmeye başladığı Zico'ya benzemez futbol kaderi ve bu sene kaldıramadığı Dünya Kupası'na kavuşur tez elden.

Etiketler: ,

18 Aralık 2007 Salı

PELADA - Alırım Apışını


Öyle diyor Brezilyalılar sokak futboluna. PELADA...

Resim Brezilya'dan değil yalnız, Havana'dan. Bir öğle vakti, tepede güneş kavuruyor. Çocukları ter basmış, çıkarmışlar üstü başı ama yerdeki turuncu ve havası inik basketbol topunun peşinden koşmaktan başka da tekşey yok akıllarında. Küba'da anneler pencereye çıkıp avaz avaz çocuklarını çağırıyorsa bilemiyorum elbette.



Ne kadar endüstriyelleşse de; futbol hala sokakların, plajın, topun tepilebilecegi heryerin oyunu. Artık biz de endüstriyelleşip halı hatta suni çim sahalarda kalkıyoruz voleye; ama özlemedim de değil toprak, afsalt karışımı stabilize bir yolda arka mahalle bebesinin apışını almayı. Bazen beceremeyip diz üstü düşüp avuç içlerindeki ve dizdeki çakıl taşlarını temizlemeyi ve akşamına da eve gidip validenin kolonya basmasını sonra da üflemesini.

Biz kazık kadar olduk ama hala çocuk bir Dünya var sağımızda solumuzda. Kimisi zengin, kimisi fakir, kimisi evsiz, kimisi öksüz, kimisi ana kuzusu ve bir araya geldikleri ender alanlardan biri sokaklar ve biraraya getiren de futbol.

2008'de bu çocuklardan birkaçı Avusturya ve İsviçre'de olacak, kaynaşacaklar. Irkçılık başta bilimum şeytan icadına karşı mum yakacaklar, tıpkı 2006'da Berlin'de yaptıkları gibi.

http://www.euroschools2008.org
http://www.streetfootballworld.org

Bir uğrayın bakalım.

Etiketler:

O'na Yine Hüsran O'na Yine Hasret Var



İskoçlar ile birlikte futbol aleminin en eski takımı İngiltere. Yıllar boyunca ve hala da futbolun kurallarını, kitabını sırf bu yüzden İngiliz futbol lordları yazdı ve idare etti, sadece ilk oldukları için. Artık Ruslara, Amerikalılara, Araplara ve hatta Asyalılara kaptırdılarsa da, 1990 sonrası başarılı oldukları bir de endüstri ve pazarlama alanı var. Sanırım bu onlara fazlasıyla yetiyor ki, yeşil sahadaki başarılı olmak için pek bir çaba sarfetmiyorlar.

İngiliz medyası da inancını kaybetmiş ve bir daha yukarıdaki gibi bir ilk sayfa yapamayacaklarını düşünüyorlar ki futbolun yerine daha çok paydaşlarının uçkurları, skandalları, polemikleri, dedikoduları üzerine yazıp çiziyorlar hep.

En son The Sun gazetesinden Steven Howard Capello'nun FA tarafından basına tanıtıldığı toplantının ardından Capello'nun "İspanyolca'yı 1 ayda halletmiştim, İngilizce'yi de aynı zaman zarfında hallederim" buyurmasına istinaden köşesinde demiş ki: "Demek ki gerçek Don Fabio'yu göreceğiz, dün tanıştırıldığımız vasıfsız adamı değil"

3 kez katılamadıkları, 3 kez ilk tur gruplarından çıkamadıkları, 1966 hariç yarı final veya ötesi göremedikleri Dünya Kupası tarihine, yepyeni bir altın (!) sayfa ekleyecek gibi duruyor İngilizler. Hırvatlar zaten hazır kıta.

Şimdiden yine hüsran yine hasret diyorum.

Bakalım 2012 Avrupa Şampiyonası için kimi günahkeçisi ilan edecekler.

Ben de bunu hasretle bekliyorum.

Etiketler:

17 Aralık 2007 Pazartesi

KIRMIZI PAZAR



Çoluğu çocuğu, eşi barkı olan erkek milleti pazar günü fosur fosur uyumak yerine sabahın köründe maile bir kahvaltının organizatörü olmakla güne başlar ve şayet hava da güzelse terlik, çizgili pijama ve sürüsüne bereket gazeteyi bırakıp piknik, alışveriş başta yaşanılan yere göre yapılan türlü gezintilerin yükünü çeken adamlardır. Benim gibi bekar, hafta içinde işten pestili çıkmış ve üstüne birde iş çıkışı serserilik yapan erkek milleti içinse gün saat 13:00'dan önce başlamaz.

Bunu değiştirebilecek iki şey vardır: Futbol aşkı ve lambuja manyaklığı.

Bu pazar bunun değiştiği günlerden biriydi, çünkü o gün iki büyük kırmızı-mavi maçı vardı ve üzerine bir de Kuzey Batı İngiltere derbisi olan Liverpool - Manchester United maçı.

Saat geceden kurulup sabah 11:00'da kalkıldı, ve Xeneizes - Rossoneri arasındaki kapışma için tüm hazırlıklar yapıldı. Japonların insanı sinir eden çığlıkları ve Milanista'nın mıy mıy tezahüratları arasında Martin Mauro ve cuntasının Dale Booooo haykırışlarını duymak, Fatih Ürek'in "hade hade" okuduğu bardan çıkıp Don Dokken'den "In My Dreams" dinlemiş etkisi hissettirdi bünyede. Her ne kadar onlarca yeni Maradona'dan biri olan Riquelme'yi tribünde görmek biraz kafamızı karıştırsa da Boca'nın Banega ve Palacio ekürisiyle maçı alacağından emindik.

Lakin Kaka adında nur yüzlü, İsa evladının soloları ile patladık.

Ne demisti Atilla Ilhan;

"saçların kendinden mi sarı boyadın mı
öyle örtülü bakma içimi karıştırıyorsun
"

Nesta'nın lambujası ve yeteneği kendinden olan Kaka karman çorman etti tüm hislerimizi. Futbol mu seveceğiz yoksa taraftarlık mı yapacağız, epey zor durumda kalıyor, kukumav kuşu gibi donup kaliyoruz ekran karşısında bu anlarda. Tebrik edelim ziyadesiyle kendisini ve oyuncu olarak Maldini ile birlikte kazandığı kupayı bu kez hoca olarak gene Maldini ile kazanan Ancelotti'ye de aynı tebriklerimizi iletelim.

1-0 Olsun Bizim Olsun





Kazanalım da nasıl olursa olsunun Türkiye'deki resmi mottosu "1-0 olsun bizim olsun" bu sene neredeyse "EPL'de bug var arkadaş, sikerim böyle aşkın ızdırabını" dedirtecek düzeye geldi, Football Manager beta geliştiricilerinin bile ağzını açık bırakır vaziyete büründü, Manchester şehrinin takımlarına over oynayanlar için. Zira iki takımın şu ana kadar oynadığı 34 maçtan 13'ünün skoru 1-0 idi.

Bu kez de Tevez attı lambujanın altına imzasını.

Alma Mazlumun Ahını...


2006 - 2007 sezonunun başında olduysa ne olduysa. 2005 - 2006 sezonunda ilk 11'in değişmez ismi olmasına rağmen oynadığı sol bek mevkiinden hoşlanmayan Gallas Chelsea'nin kontrat uzatma isteğine olumsuz yanıt veriyor ve İtalya'da oynamak istediğini bas bas bağırıyordu, Chelsea'de yüklü başlık parası karşısında dahi satmayacağını. Ardından Gallas misilleme yapıyor ve Dünya Kupası'nın ardından Chelsea'nin Amerika'daki sezon öncesi hazırlıklarına yorgunluk gerekçesiyle katılmayacağını bildiriyordu. Chelsea'nin eli armut mu toplayacaktı, onlar da hemen karşılık verdiler.

Gallas'ın 13 numaralı forması artık yeni transfer Ballack'ın sırtındaydı. Buna bir de Bouhlarouz transferi eklenince, Gallas soluğu Ashley Cole takasıyla Londra'nın bir başka köşesinde alıverdi. O bir Gunners idi artık. Ne var ki rahat durmuyordu Chelsea.

Bu transferin ardından Chelsea, Gallas'ın kulübü transferine izin vermemeleri halinde kendi kalesine kasten gol atmakla tehdit ettiğini açıklayıverdi. Gallas sürekli bunu yalanlamasına rağmen yalancı çoban durumundaydı artık.

Pazar günü Chelsea'yi yıkan lambujanın ardından gelen sevincini görünce hatırlayıverdim işte öyle sebepsiz.

Etiketler:

16 Aralık 2007 Pazar

FUTBOL AŞKINA




Resimde görüldüğü üzere pek yaygın olmadığı Asya topraklarındaki çocukların dahi yürümeye başlayıp dengede durabildikleri an kendilerini kaptırdıkları futbol, sahadaki ve stadyumdaki derin romantizminden gitgide uzaklaşıp endüstrideki tepe noktasına her geçen gün daha da yakınlaşsa da biz gibi onu kutsal bir yere koyanlar için hala aynı romantizmle varoluşunu sürdürmekte, heryerde her koşulda icra edilebilmekte.

Bizlerin üzerine giydiği fanatizmden haberleri de yok üstelik.

Virtüözlerin süslü bebeği Steve Vai'nin For The Love Of God adında enfes bir parçası vardır, her dinleyisimde içimde uyanan şey en sevdiklerim olur ve futbol elbette. Sokaklarda futbol ile tanışmamı hatırlamıyorum ama tribündekini hatırlıyorum.

Konyalı olmam ötürüyle tribündeki yerimi, şehrimin takımının ilk kez 1. Lig'e çıktığı 1988-89 sezonunda henüz 6 yaşındayken almıştım. 196'lık babamın omuzlarında, itiş kakış içerisinde ilk girdiğimde ne olduğunu anlamadığım, adının sonradan velodrom olduğunu öğreneceğim birşeye de sahip stadyumda o zaman kadar hiç görmediğim bir kalabalığı görmüştüm. Onca insanın hep bir ağızdan neden bağırdığını da anlamamıştım.

Damalı, yeşil beyaz ve parlak bir kıyafeti olan bir adam koştura koştura iki kapalı tribün arasında gidip geldikten sonra, sahanın ortasına geliyor ve bir garip el kol hareketi yaptıktan sonra, o sırada çekirdek çitleyen binlerce insan bir anda "yişil beyaz, yişil beyaz en büyük Gonya" diye bağırmaya başlıyordu. Bir tanesi benim kafamda olmak üzere, neredeyse herkesin kafasında yeşil beyaz kartondan şapkalar, kıçlarının altında beyaz köpükten minderler vardı.

Teras havası veren babamın omuzlarında biraz yüksekte olmamdan ötürü, etrafımda içilen ve leş gibi kokan Samsun sigarasının dumanını direk yüzüme yiyordum. Derken bir an kendimi daha da yukarıda buluverdim. Bütün stad ayağa kalkmış, ıslık ve alkışlar eşliğinde insanlar nereden çıkardıklarını bilmediğim kesilmiş gazete parçalarından yapılan konfetileri havaya atıvermiş ve "Gonya, Gonya" demeye başlamıştı. Ardından gelen yuhalamalar ve annemin o an orada olması durumunda bütün stadın ağzına biber süreceği sözleri duymam artık rakip Galatasaray'ın da çimlere ayak bastığının habercisiydi.

Aşk-ı futbol ve canlı şahit olduğum ilk lambuja* bu maçta gerçekleşiyordu. Adının sonradan Suat olduğunu öğrendiğim kel bir adamın vurduğu top ağlara gitmiş, birden tüm stad ayağa kalkmış ve "goooooool" diye birbirine sarılmaya ya da vurmaya başlamış, kıçlarının altında duran beyaz köpükten minderleri havaya atıvermişti.

Maçın bitiş düdüğü çaldığı an kafalardaki karton şapkalar da köpük minderlerin akıbetine uğramış ve kalabalık bir yandan maç sonunda kokusuna dayanamayıp aldığı tükürük köftelerini midesine indirirken, bir yandan da gülümseyerek stadın dışından evinin yolunu tutmaya başlamıştı.

Bundan sonra her haftasonu bu anı yaşamak istiyordum garip bir şekilde.

Tükürük köftesi, karton şapkalar, köpük minderler ve stad şartları farklı olmakla birlikte dünyanın her yerindeki binlerce erkek çocuğun içinde ortak bir şekilde uyanan bu aşk ve baba - oğul arasında yaratılan kutsal alanlardan biri olan futbola artık tamamen aşıktım. Bu aşkı yaşamak için valideden terlik ya da tokat yeme, peder beyden de burnunu patlatacağım ayakkabılar için yiyeceğim azar pahasına evde çoraptan toplar, sehpahadan kaleler dışarıda ise plastik toplar, taştan kaleler kuracaktım.

Büyüyünce de hatırı sayılır miktarda paramı ve zamanımı ayıracaktım.

Futbol aşkına ve lambuja ile coşup "goooool" demek için.


* lambuja: Brezilyalıların bir takımı öne geçiren gol için kullandıkları terim.

Etiketler: