6 Şubat 2010 Cumartesi

Alex ve Vagner Love


Adam olacak çocuk işte. Kime yaklaşacağını biliyor.

Etiketler: ,

5 Şubat 2010 Cuma

Fenerbahçe 3 - 0 Bursaspor



Türkiye Kupası'nın bu formatıyla tek cazibesi Fenerbahçe'nin 26 senedir kazanamıyor oluşu. Başka bir heyecanı ve özelliği yok. En azından benim için. Biraz bundan, biraz da Fenerbahçe'nin Denizli ve Sivas maçlarında oynadığı oyun ve sergilediği karakterin daha organize ve sert bir takım karşısında nasıl şekilleneceğini görmek açısından izlenilir bir maçtı. Fenerbahçe açısından beklediğim gibi de başlamadı maç.

Fenerbahçe bu ligin en kaliteli kanat beki rotasyonuna sahip takımı. Avrupa için dahi üst düzey kaliteye ve tempoya sahip iki kanat beki var. Bu kaliteyi sahada fark yaratacak bir oyun kurgusu ve açık uyumuyla birleştirebildiği zaman, takımın neler başarabileceğini 2007-08 sezonunda görmüştük. Gökhan Gönül ve Andre Santos'un önlerinde oynayan tamamlayıcılarıyla yaşadığı sorun ve oyuna bir türlü giremeyişleri, takımın pas alışverişinde önemli bir işleve sahip olan Alex ve Özer'in pasifize oluşu ve Bursaspor'un Bekir Ozan, Kirita ve Ergic gibi hem rakibini bozan hem de topu bu seviye için iyi kullanan ortasahası Fenerbahçe'nin elini kolunu bağladı. Bursaspor ise deplasmanda, büyük bir takıma karşı maçın başında oynayabileceği en iyi 10 dakikayı oynadı. 6. dakikada Sercan'ın hazırladığı pozisyonda Ozan İpek adımını düzgün alabilse bu etkinliği gole de çevirebilirlerdi. Başaramadılar.

Fenerbahçe ortasahası bu dakikadan itibaren rakibinin presine ve temposuna karşılık vermeye başladı. Denizli ve Sivas maçında taraftarını mutlu eden karakterini yakaladı. Semih ortasahasına duvar olarak, Fenerbahçe'nin oyunun merkezini rakip yarısahaya taşımasını sağladı. 17. dakikada da ilk ciddi pozisyon gelişti. Semih'in indirdiği topa, Alex plaseyi kötü yaptı. 21'de Andre Santos, sezon başında Sivas maçında yaptığı slalomun benzerini yaparak, kaleci Ivankov ile karşı karşıya kaldı ama son vuruşu yapamadı. 22'de ise Alex'in kullandığı serbest vuruşta direkten dönen topu iyi takip ederek golünü attı. Sol beke geçtiği Sheriff maçından bu yana yükselen formunun ödülünü de almış oldu.

Bursaspor gibi bir rakibe karşı, iki ayaklı bir kupa maçında hele de zemin bu kadar bozuksa tempoyu kesip 1-0'da pusuya yatmak makul bir stratejidir. Kaldı ki, Daum bunu bu sezon lig maçlarında dahi yapmaktan çekinmiyordu. Belki savunma arkasına koşu yapmaktan başka numarası olmayan Güiza'nın yokluğu, belki de takım ritmini bulmuş olmasından ötürü Fenerbahçe bu kez pusuya yatmadı. Tam aksine temposunu ve presini arttırmaya, rakibini dövmeye devam etti. 25'te yine Alex'in kullandığı bir duran topta Lugano skoru 2-0'a getirdi. İngiliz buna "a quickfire double" diyor. Üstüste yedikleri 2 gole rağmen Bursaspor'un krizden çıkabilecek fırsatı buldu. 27. dakikada Sercan çok iyi taşıyıp, çok çabuk önüne çektiği topa aynı çabuklukta vuruş yapabilseydi oyuna yeniden dönebilirlerdi. Ama bu bir yana, Sercan sakatlanarak oyunu terketmek zorunda kaldı. Bursaspor sadece en etkili hücum silahını kaybetmekle kalmadı, Fenerbahçe de savunmasını daha ileride kurma fırsatını elde edip daha kompakt bir yapıya bürünme şansına sahip oldu. Solda Uğur pek katkı yapmasa da, sağ kenarda Özer'in etkisi hissedilmeye başladı. 40. dakikada gelen 3. golde yaptığı katkı muazzam. Sezon ilerledikçe Özer'in bu takımdaki dakikalarının ve rolünün artacağı, hatta bu takımın kilit oyuncularından biri olacağı aşikar.

İkinci devre ise 3-0'ın etkisiyle maç uzun süre düşük bir tempoda seyretti. Daum'un oyuncu değişiklikleri de skoru korumaya yönelikti. Bursaspor'un yüklendiği dakikalarda Iglesias ile attığı nizami gol geçerli sayılsaydı, kuşkusuz maçın seyri değişebilirdi. Benzer yorum Mustafa Keçeli'nin ikinci sarıdan atılmadığı pozisyon için de yapılabilir elbette; ama bu düdükler doğru çalınmadı. Maç da son 10 dakikadaki panik ataklar dışında aynı rölanti seyrinde ilerledi. Bu sürede hoşuma gitmeyen tek detay Gökhan Ünal'ın Güiza'ya çalan Bezgin Bekir haliydi. Yakaladığı 3 pozisyonda çok daha kararlı olabilir, golle tanışıp stresini atabilir ve takımını da havaya sokabilirdi. Velakin başaramadı.

Yine de ilk yarıda şiir gibi top oynayan, üstüste 4 maçtır aynı yüksek standardı sahaya yansıtan bir Fenerbahçe izlemeyeli uzun zaman olmuştu. Zico döneminden beri hasret olunan bir tablodur bu.

Fenerbahçe yönetimi biraz daha proaktif davranıp 3 oyuncuyla yollarını ayırdığı ara transfer döneminde, iş bittikten sonra "istediğimizi alırız" diye caka satmak yerine doğru takviyeleri yapsaydı şayet; sezon sonuna dair daha emin konuşmak mümkün olabilirdi. Şimdi ise 2007 - 08'de üç kulvarda da devam eden, çekirdek kadrosu çok iyi olan; ama dar rotasyona sahip takımın yaşadığı sezon sonu gerçeği geliyor gözümün önüne.

Oysa Kazım'ın ipi kesileceği belliydi. Deivid ve Ali Bilgin çoktan oyunun dışına itilmişler. Gökhan'ın önünde oynayabilecek yegane safkan sağ kanat oyuncusu Mehmet Topuz var. O da maliyet - beklenti kıstasının uzağında. Roberto Carlos'un ayrılışı ve Uğur'un bugünkü sakatlığından sonra sol kanat rotasyonu da 2 oyuncuya düştü. Bir tek joker kabilinden Özer Hurmacı var. Gökhan Ünal transferiyle birlikte 3'e çıkan forvet rotasyonu, İstanbul ağırlıklı fikstür de düşünüldüğünde, Daum 4-2-3-1 dizilişinden vazgeçip baklavalı bir 4-4-2'ye dönebilir. Zira Fenerbahçe bu şablon için gereken kanat beki, ortasaha ve forvet rotasyonuna sahip. En uygunu da açıkçası bu gibi gözüküyor.

Uğur Boral'a büyük geçmiş olsun.

Etiketler: ,

4 Şubat 2010 Perşembe

Lincoln Palmeiras'ta


31 yaşında ve kariyerinin sonundaki Lincoln (edit) tekrar futbol oynamaya karar verdi. Brezilya basınına göre bugün Palmeiras ile 2 senelik kontrat imzalayacak. Galatasaray ile arasındaki ihtilaf konusuna hakim değilim, ama Globoesporte'nin yazdığına göre Lincoln ve Galatasaray 2.1 milyon €'da uzlaşmışlar. Para muhtemelen Palmeiras'ın kasasından çıkar. Kazan - kazan durumuna en örnek anlaşmalardan biri bu. Sadece Galatasaray çok büyük beladan kurtulmakla kalmadı; Palmeiras da Ronaldo, Roberto Carlos, Adriano, Robinho, Fred ve Vagner Love gibi Avrupa'da iz bırakan Brezilyalı oyuncuların ülkeye dönüşünden sonra geriye düştüğü şampiyonluk bahislerinde sıçrama kaydetti. Lincoln'ün de futbolsuz ve tembel hayatı son buldu.

Etiketler: , ,

2 Şubat 2010 Salı

Dikiştutmaz Keirrison



Keirrison geçen sezon Brezilya liglerinin gol kralı olduğu an, Avrupa'ya gideceği belli olmuştu. Zira ceza sahasındaki bitiriciliğini sadece ben değil, tüm ülke Romario'ya benzetiyordu. Brezilya'nın en büyük menajerlik şirketlerinden biri olan Traffic uyanık. Oyuncuyu Coritiba'dan alıp vitrine çıkabileceği ve daha fazla para edeceği Palmeiras'a yolladı. Traffic'in planları tuttu ve Keirrison gollerine Palmeiras formasıyla devam etti. Libertadores'te de iyi işler yapınca Palmeiras'ta sezonu tamamlamadan yaz döneminde Barcelona'ya transfer oldu. Katalanlar da pişmesi için Benfica'ya yolladılar. Avrupa futboluna kendi dilinin konuşulduğu ve sadece son vuruş yapan Jardel'in dahi ilah olduğu bir ligde evrilmek Keirrison için mantıklı bir seçim, ama kadrosunda sayısız forvet olan Benfica için aynı şeyi söylemek zor. Ben yine de Saviola'yı kesebileceğine inanıyordum ama Nuno Gomes, Cardozo, Saviola, Mantorras ve Weldon rotasyonunu kıramadı Keirrison. Benfica da bu rotasyonun üzerine yetmezmiş gibi bir de Alan Kardec ve Eder Luis'i alınca ayrılık kesinleşti. Brezilya'ya döneceğine inananlar çoğunluktaydı ama Adrian Mutu'nun doping skandalının ardından Fiorentina piyangosu çıktı. Bu fizik gücüyle o stoperlerin arasında oynayacak olması en büyük dezavantajı. Öte yandan, Serie A'nın santrforlara gol dışında başka görev yüklemeyen yapısı da avantaj. Kimler ekmek yemiyor ki Serie A'dan. Ayağına gelen topu kaleye yollayabildiği sürece Keirrison da ekmek yer. Aksi takdirde ise bir kayboluş hikayemiz daha olacak gibi. Zira K9 olarak başladığı kariyeri K11 ve K39 diye seyretmekte ve son 1 yılda 4. kez transfer yapan oyuncuda Barcelona'nın ısrarcı olacağını düşünmek de saflıktan başka bir şey değil.

Etiketler:

İstediğin Kadar Öde, İstediğin Yere Otur


Aldığı küçük düşürücü bir sonuç sebebiyle taraftarına sattığı biletin parasını geri ödeyen ya da bir sonraki maça bedava giriş imkanı veren kulüpler, futbol ortamında artık sık karşılanan hikayelerden. Taraftara müşteri gözüyle bakıldığında bunun çok da naif bir yönü yok aslında ama bizim gibi Türkiye'de sürekli parasıyla rezil olan bir halka güzel gelebiliyor. Mansfield Town işi bir adım öteye taşımış. "İstediğin kadar öde, istediğin yere otur" diyorlar. Kulübü 1,5 sene önce satın alan Andrew Parry ve üç arkadaşının taraftardan gördüğü desteğe karşı küçük bir karşılık bu. Bizim tam destek alır almaz bilet fiyatlarını 2 misline çakan kulüp yöneticilerimiz, İngiltere'den biraz da bunları örnek alsın.

Etiketler: