26 Temmuz 2008 Cumartesi

Günahkar Oğullar



Eren Derdiyok, Azar Karadaş ve Kennedy Bakırcıoğlu. Avrupa'da Türk olarak bilinen ama Türkiye'nın faydalanamadığı; sırasıyla İsviçre, Norveç ve İsveç için oynayan oyuncular bunlar. Kaliteli oyuncular. İlginçtir Türk takımlarının da Almanya'da oynayanlara gösterdiği ilgiyi onlara gösterdiğini görmedim, okumadım. Basit bir iki dedikodu haberi dışında. Bu ilgisizliğin ve Türk Milli Takımı'nda oynayamamanın sebebinin bu oyuncuların etnik kökenleri ve geçmişleriyle ilgili olduğunu duyuyorum. Bu ülkelere ailelerinin zamanında siyasi mülteci olarak gittikleri ve bunun sebebinin de ailelerinin PKK ile teması olduğundan bahsediliyor. Ne kadar doğru bilinmez ama akla yatkın gelmiyor da değil. Geçmişin günahlarını gelecektekilerin çekmesi ise haksızlıktan öte trajik...

Etiketler:

25 Temmuz 2008 Cuma

Fenerbahçe 2008 - 2009






Sarı beyaz enine çizgili formadaki sarı tonu biraz daha koyu ve formalardaki Avea reklamları biraz daha küçük olsa tam not verecektim ama yine de gayet başarılı. Hele bayrak forma. Geçen sene muazzam bir kampanya ve yatırım yapılan Turkuaz renginin bu sene terkedilmesini yadırgadığımı da söyleyeyim. En azından 5. forma olarak lacivert ile birlikte kullanılıp pazarlanabilirdi. Çabuk sevip, kolay terkediyoruz. Hastalık bu...

Etiketler: ,

Litti



Küçük bir haber olarak gözüme çarptı. Pierre Littbarski, nam-ı değer Litti, İran'ın Saipa takımına hoca olmuş. Böyle bir futbol dehasının önceki teknik adamlık deneyimlerinin Japonya ve Avustralya gibi futbola ırak ülkeler olmasına üzülmemek elde değil. Zira Alman üretimi bir Garrincha idi kendisi. Böylesine bir futbolcuyu başka birine benzetmek haksızlık olabilir ama yeryüzündeki en iyi top sürücü olarak kabul gören Garrincha'dan sonra uzun süre görülmemiş bir yetenekti. Şimdi Cristiano Ronaldo'yu görüp de hayran kalanların Littbarski için verecekleri düşünemiyorum dahi. Kaleciyi de geçmeden gol atmak pek adeti değildi. Frikikleri de efsanedir. 1 senelik Fransa arası ve paralı bir emeklilik için 33 yaşında Japonya macerası bir yana Köln'ün bayrak adamı olarak veda etmişti futbola. Yeri gelmişken hiç sevmediğim Almanya'nın şu formasını da çok sevmişimdir. Klinsmann sevgisinin bir etkisi olsa gerek.

Etiketler:

Sebastian Leto



Son senelerde Arjantin'de sürprizler yapan Lanus takımının en yeteneklilerinden biriydi Sebastian Leto. Fernando Belluschi'nin üzerindeydi belki ilgi ama özellikle Burak Yılmaz'dan dahi daha şık duran ve güçlü fiziği sayesinde Avrupa'ya daha erken adım atıp daha fazla ses getireceğini düşünüyordum. Rafa Benitez havada kaptı Dünya'nın en aç pozisyonu olan sol açıkta oynayan bu yeteneği. Çalışma izni konusundaki sıkıntılardan ötürü forma bulamadı ve şimdi bir zamanlar rakip olduğu Belluschi ile aynı formayı giyecek Leto. 1 seneliğine Olimpiakos'a kiralık verilmiş. Bir İspanyol'un çalıştırdığı Liverpool'dan sonra son senelerde İspanya'nın arka bahçesi olan Yunanistan Ligi'ne; hele de Ledesma, Belluschi, Galleti gibi vatandaşlarının oynayıp Ernesto Valverde'nin yönettiği Olimpiakos'a gönderilmesi tesadüf değil. Dünya kulübü böyle olunuyor.

Etiketler:

Palmeiras Rekoru



Palmeiras Brezilya'nın e köklü kulüplerinden biridir. Müzesinde Kıtalararası Kupası hariç yok yok. Vava, Djalma Santos, Emerson Leao, Zinho, Mazinho, Rivaldo, Roberto Carlos gibi bir çok efsane oyuncuya sahipler. Ama bu seviyeye en geç ulaşan isim oldu Alex Mineiro. 33 yaşında biraz zikist bir yaklaşımla da olsa bir rekoru kırdı Palmeiras'ta. 2000 yılından sonra pek belini doğrultamayan kulübün milenyumdan sonra en golcüsü oldu bir sene de attığı 40 maçta 27 gol ile. Önceki rekor aşk adamı Vagner Love'ın. 26 golü vardı. Ama ortalamada Love gene önde. 2 senede 66 maça çıkıp 49 gol atmıştı Love. Brezilya Ligi için bile olsa muazzam bir rakam. Alex Mineiro da Kaka'nın Jesus tarikatına üyeymiş, onu anladık. Reuters sağolsun...

Etiketler: ,

24 Temmuz 2008 Perşembe

Pon Pon Kızlar



FIFA Dünya Plaj Futbolu Kupası'nın pon pon kızları. Basen konusunda çalışmalılar sanki...

Etiketler:

Jimmy Briand



Jimmy Briand için yeni Thierry Henry yakıştırması yapılıyor. Fransa Milli Takımına da çağırıldı geçen sene ama yeteneği hayli istikrarsız. Seçtiği idol de Nicolas Anelka olunca pek şaşırmamak lazım. Fransa'da oturan bir arkadaşımın onun için "uyumsuz ve sorunlu" dediğini hatırlayınca iyice kani oldum buna. İstikrarsızların kralı PSG'nin onu istemesi de tesadüf değil. Hal böyle olunca PSG adam olur mu ? sorusunun cevabı da hayır ibresine doğru kaymakta.

Etiketler:

Thierry Henry



9 sene geçti bu fotoğrafın üzerinden. Çok finaller kaybetti Arsenal ile Thierry Henry ama çok da kupa kazandırdı ve kazandı. Hala da kazanmaya devam ediyor. Arsenal taraftarları resmi olarak kulübün gelmiş geçmiş en iyi 50 oyuncusunu seçti ve listenin tepesine Barcelona için oynamak uğruna Londra'yı terketmesine rağmen Thierry Henry'yi koydular. Listeye oy verenler 15-25 yaş grubundan mıdır bilmiyorum ama neredeyse tamamı Arsene Wenger döneminin oyuncuları. Anelka dahi kendisine 29. sırada yer bulmuş. Listenin tamamı burada.

Etiketler:

Olmadı Joga Bonito



Plaj futbolundan devam edelim. Son senelerin bitmeyen rekabeti Fransa - İtalya plajda çeyrek finale denk geldi. Fransa ev sahibi, teknik direktörü Joga Bonito Eric Cantona. Finale çıkacağı kesin gözüyle bakılan Brezilya karşısında plaj tarihlerinin 1998'i için oynuyorlardı ama 5-2 İtalya kazandı. Palmacci'nin golü Van Basten'in plaselerinden bile daha şıktı. Tozunu aldı çatalın. İspanya'ya rakip oldular. Fransızlar artık Marsilya sahillerinde seyirciler. Bugün oyuncu yarın seyirci olanlardan biri de Sebastien Perez. Evet o düşündüğünüz Perez...

Etiketler:

Plaj Futbolu



Coğrafya dersinde ezberletirlerdi Türkiye'nin sahillerinin uzunluğunu. Övünç kaynağı olarak gerine gerine anlatılırdı. Sonra büyüyünce anladık o plajlarda aslında pek bir halt yapılmadığını. Turizmi yetersiz, el kadar ülkeler bizden daha başarılı. Spor desen hak getire. Sorsan herkes futbolu bilir ülkede, futbolcudur. Kumda rövaşata meraklısıdır da Plaj Futbolu Milli Takımı 2005'te kurtulmuş. İlla amputeler gibi derece alınacak, yoksa ilgisi olmaz kimsenin. Bir lig de var Türkiye'de üstelik sponsoru Garanti. Vallahi enayilik. Tek satır haber görmedim daha basında. Uluslararası organizasyon filan da düzenlendiği yok o plajlarda. Neyse. Şu an 2008 Dünya Plaj Futbolu Kupası oynanıyor. Meraklısı Eurosport'da naklen izleyebilir. Yarı finallere az kaldı.

Etiketler:

Kezman'a Mesajlar


Fenerbahçe'nin resmi sitesi tam bir eğlencelik. Bir yandan kurumsallık mesajları vermek, bir yandan her gün transfer dedikodusu yalanlamak; Aragones'in yaşıyla ilgili girilen kompleksle ilgili oyuncular kadar efor sarfediyor şaklabanlıkları ve şimdi de Kezman'a söyleyemediklerini düşündüğüm "go home" mesajını Semih ve Güiza'nın "beraber oynarsak daha çok gol atarız" haberiyle sanal olarak vermeleri. Dallas gibi cidden.

Etiketler: ,

23 Temmuz 2008 Çarşamba

Tomas Necid



Tomas Necid bir santrfor. Slavia Prag'ın oyuncusu. 190 boyunda ama boyuna rağmen hayli de çabuk ve top tekniği yüksek bir oyuncu. Lanet olası pivottan daha fazlası işte. 2006 yılında Lüksemburg'da oynanacak olan 17 Yaş Altı Avrupa Şampiyonası elemelerinden itibaren pür dikkat izliyorum. Çek Cumhuriyeti'ni finale taşıyana dek, birisi bizi finallerden etmek üzere, toplam 8 gol attı. Şu an oynanan U-19 turnuvasında ise İngiltere'ye 2 gol, İtalya ve Almanya'ya ise 1 gol attı. Leblebi gibi gol atıyor anlayacağınız ama Slavia Prag'da düzenli olarak forma bulamadığı için geçen sene Jablonec'e kiralandı 6 aylığına. Orda da 13 maçta 5 gol attı. Belki kaçırmışımdır ama isminin herhangi bir Avrupa deviyle geçtiğini de okumadım. Çoğu Çek gibi ilk durağı Almanya olur diye düşünüyorum. Ama Adidas şimdiden bağlamış Necid'i. Bizim Kazım Kazım gibi Coca Cola'nın düzenlediği bir tunuvada parladığını da ekleyelim.

Etiketler: ,

90 Değil 120



Çek Cumhuriyeti'nde Avrupa 19 Yaş Altı Avrupa Şampiyonası oynanıyor. Maçları Eurosport naklen veriyor. Denk geldi izledim bu akşam Almanya ile Çeklerin yarı final maçını. Lineker'in o meşhur sözü varya hani. Almanlar iyice aştı olayı. Hrubesch'in öğrencileri 90 değil 120 de kazandılar. Finale çıktılar. Golü atan ise Sukuta Paso. Nsereko diye bir oyuncuları daha var. Bilmesem Gine Milli Takımı filan oynuyor sanırım. İki de Türk var bu arada Almanların kadrosunda. Ömer Toprak ve Rahman Soyudoğru. Finalde İtalya'ya karşı oynarlarsa izleriz, hoş ben Çek Cumhuriyeti'ndeki Tomas Necid'i izlemeyi daha bir istiyordum. Onunla ilgili post birazdan.

Etiketler:

Olimpiyatlarda İtalya



Bundan 5 ay önce İtalya'nın altın bir jenerasyonla geldiğini belirtmiştik. O jenerasyonun büyük bir bölümünü Pekin 2008'de izleyeceğiz. Tek üzüntüm Forestieri'yi izleyememek olacak, sebebi de onun şu an Çek Cumhuriyeti'ndeki U-19 turnuvasında oynuyor olması. Casiraghi'nin seçtiği kadro şöyle.

Italy: Abate (Milan), Acquafresca (Cagliari), Bocchetti (Genoa), Cigarini (Parma), Coda (Udinese), Consigli (Atalanta), Criscito (Genoa), De Ceglie (Juventus), De Silvestri (Lazio), Dessena (Parma), Giovinco (Juventus), Marchisio (Juventus), Montolivo (Fiorentina), Motta (Udinese), Nocerino (Palermo), Rocchi (Lazio), Rossi (Villarreal), Viviano (Brescia)

Etiketler:

Robinho'nun İpleri



Real Madrid'e gelişi olay olmuştu. Menajeri Wagner Ribeiro Real Madrid'in zamanında Kaka'yı elinden kaçırmasından dolayı özel çaba harcamıştı onu Real Madrid'e getirebilmek için. Ne kadar doğru bilinmez ama Abramovich'in onun için 48 milyon sterlin ödemeye hazır olduğunu yazdı The Guardian geçenlerde. Bir taraftan da Real Madrid ile 5 yıllık sözleşme uzatmak için masaya oturulduğu yazılıyor. Wagner Ribeiro hangisinden karlıysa onu yapar Robinho. İpleri tamamen onun elinde. Arada oyuncusunun Pekin 2008'e gitmesine izin verilmediği için çok üzüldüğünü de söylemiş, bir nevi katalizör görevi üstlenmiş zira Brezilya basını hem Real Medrid'i hem de Robinho'yu bu gitmemezlikten ötürü çok eleştiriyordu. Büyük adam bu Ribeiro vesselam.

Etiketler:

Uçmuş Bunlar



Brad Friedel'ın İngiltere'ye nasıl transfer olduğunu anlamamış, orada 300'den fazla maça çıkmasına ise akıl sır erdirememiştim. Bütün bunların üzerine 37 yaşındaki kalecinin bonservisine 2 milyon sterlin ödemiş bir İngiliz kulübü. Kim ödedi açıklanmamış. Bu enayliklerine gülünmesin diye alıştıra alıştıra açıklayacaklar herhalde kamuoyuna. Uçmuş bu İngilizler hakket.

Etiketler:

Mr. And Mrs. Dior

Etiketler:

Kolo Toure ve Toni Schumacher



Toni Schumacher Türkiye'ye kaleciliği gösteren, öğreten adamdı. Gitikten sonra ve hala yeri dolmadı Fenerbahçe'de. O unutulmaz 1988 - 1989 sezonunda da alternatifsiz tek adamdı. Zaten sarılığa yakalandıktan sonra Yaşarlara, Lukovcanlara mahkum kalınarak tarihinin en acı dönemlerini yaşamıştı Kanarya. Şu an ki Arsenal kadrosunda da Kolo Toure'nin alternatifi yok bence. Hücumunda bitiricilik sorunu yaşayan takımın bir de savunmadaki bitiricisinin sıtma olarak sezon başını kaçırması, Arsenal'in zaten az olan şampiyonluk şansını çok çok aşağılara indirecek bana göre. Acil şifalar. Hem Toure'ye hem de Arsene Wenger'e...

Etiketler:

Philippe Coutinho



Real Madrid istiyordu Philippe Coutinho'yu. Ailesine vaadlerde bulunarak tavlamaya çalışıyorlardı ama Inter kaptı. 3,8 milyon avro ödeyecekler Vasco De Gama'ya. 18 yaşını doldurmasına henüz 2 sene olduğu için İtalya'da oynayamıyor o yüzden bu süre zarfında topunu Vasco'da oynayacak. Pato'nun yarattığı etkiden fazlası yaratması işten bile değil.

Etiketler: , ,

Valon Behrami



Valon Behrami piyasadaki en iyi sağ kenar oyunculardan biri. Hem açık, hem de bek oynayabiliyor ve kesinlikle transfer bekliyordum bu yaz. Özellikle EPL'nin top class takımlarından birine. EPL'ye transfer oldu. 5 milyon sterlin ödediler bonservisi için Lazio'ya. Eğer İsviçre Avrupa Şampiyonası'nda bir tur geçebilseydi kapı çok daha fazlasından açılırdı ama bu paraya tamam dediler. Lakin Behrami'yi alan takım ortasıra takımı. Hoş Steve Harris'in takımı West Ham United benim için top class takımdır ama futbol olarak yeri belli.
Geçen seneyi sakat geçiren Fransız Faubert iyileşirse arkalı önlü oynayabilirler. Çok da güzel olur. Hele bir resimde Roma'ya karşı attığı son dakika golünü FA Cup maçında Milwall karşısında tekrarlayabilirse. Up the Hammers !

Etiketler:

Ayhan Akman



Kırmızı kart...

Etiketler:

22 Temmuz 2008 Salı

Fernando Meira Galatasaray'da



Formayı giymiş, bayrağı öpmüş. Yorumumu önceden yazmıştım oyuncu hakkında. Bu kez ideal kadroya dair bir iki şey söylemek lazım. Elde iyi bir ortasaha vardı. Oraya Kewell alındı, arkadan gelen Aydın var. Geçen sene sakatlıklarla uğraşarak geçiren ve pek de verimli olmayan Linderoth ve Hasan Şaş bu sene geri dönüyorlar. Lincoln Kalli'den kurtuldu, Skibbe ile önceki seneden daha iyi olacaktır. Nonda ile Ümit'ten biri ileride tek oynayacak gibi. Duruma göre beraber de oynayabilirler. Onların yedekleri Yaser, Serkan ve hatta Ferdi. Gayet zengin. Yabancılara göz atarsak Nonda, Lincoln, Linderoth, Kewell ve Meira. Bir kişi kalıyor 11 kontenjanı için. Galatasaray'ın tarihinin en iyi dönemlerini Simoviç, Taffarel ve Mondragon gibi yabancı kalecilerle yaşadığını düşünürsek bu kontenjan oraya kullanılacaktır. +2 ise sağ bek ve santrfor uygundur derim ben.

Etiketler: ,

10 Yıl Sonra Bile



22 Temmuz 1998. El Monumental'de Copa Libertadores yarı final ikinci maçı.
River Plate ile Vasco De Gama oynuyor. İlk maçı Donizete'nin golüyle 1-0 kazanmış Brezilyalılar. River Plate o dönem süper bir jenerasyona sahip. Burgos, Ayala, Sorin, Gallardo, Astrada, Aimar, Cardetti, Solari, Salas, Juan Pablo Angel gibi silahları var Monumental'da patlamaya hazır. Vasco De Gama ise Donizete ve Juninho dışında tehlike arzetmiyor. İkinci maça River hızlı başlıyor. Sorin 22. dakika öne geçiriyor takımını. Sonrasında Vasco kalesi abluka altında. Atamıyorlar bir türlü. Vasco'ya ise tek gol lazım. 81. dakikada bir serbest vuruş kazanılıyor. Topun başına geçen isim Juninho Pernambucano. 23 yaşında o zaman. Öyle bir frikik atıyor ki akıllara zarar. Bir topun o kadavar havalanıp, bir anda o derece serbest düşüşe geçtiğini görmemiştim. O golle finale çıkılıyor ve kupa Barcelona'ya karşı kazanılıyor. Vasco De Gama'nın ilk ve şimdilik son Copa Libertadores şampiyonluğu geliyor. Juninho attığı o frikikle hala hatırlanıyor San Januario stadında. Edmundo, Romario ve Roberto Dinamite gibi kulüp efsanelerine bile çok zor mazhar olan kendisine özel bir tezahürata kavuşuyor. 10 yıl sonra bile hatırlanacak cinsten.

"São Januário, meu caldeirão"

Etiketler: , ,

Kural



Daha 1 sene bile geçmedi Getafe maçının üzerinden. Sahada yığılıp kaldığı an daha dün gibi. Cenazesinde hamile olan kız arkadaşı Mar Roldan geceleri hala ağlıyordur belki, Sergio Ramos daha birkaç hafta önce 16 numaralı formayla seviniyordu Euro 2008 kutlamalarında. Sevillalılar manen hiç unutmayacaklar belki ama daima hatırlanması için 16 numaralı formasını emekliye ayırmak istiyorlardı. İspanya'daki futbol kuralları izin vermedi. Sezon boyunca oynayacak en az 25 oyuncunun ismini liste halinde sunmak zorunda çünkü İspanya takımları. O oyuncuların da giyebileceği sırt numaraları 1-25 arasında. 25'ten fazla oyuncu ismi verirlerse ancak ileriki numaraları, onları da sırasıyla giyebiliyorlar. 26. oyuncu 27 numarayı giyemiyor yani. Kural böyle. Esnetmedi İspanyollar bu kuralı. Haliyle Puerta'nın 16 numaralı formasını da biri de düşecekti. David Prieto'ya düştü. Afedersiniz ama kuralınıza sıçayım.

Etiketler:

Juan Zuniga



Serie A maddi sıkıntılarını atmış görünüyor. Lega Calcio ekiplerinin bu sene transfere harcadıkları para Avrupa ligleri arasında en fazla olanı. Juan Zuniga ise Serie A'ya sessiz sedasız giden oyunculardan biri. Siena gibi bir takıma gitti üstelik. Bonservisiyle ilgili bir bilgiye rastlamadım ama Atletico Nacional ile birkaç maçını izlediğim Kolombiyalıyı ben tarz olarak Brezilyalı Cafu'nun selefi Jorginho'ya benzettim. Yaşı 22. İtalya'nın yaşam tarzına ayak uydurursa Cafu'nun Milandaki yerini birkaç sene içerisinde alması muhtemel.

Etiketler:

21 Temmuz 2008 Pazartesi

PSG Adam Olur Mu ?



Bir zamanlar Fransa'nın en iyi takımıydı Paris Saint Germain. 90'lı yılların ortalarında David Ginola, George Weah, Rai, Djorkaeff, Patrice Loko, Dely Valdes, Bernard Lama, Marco Simone, Edmilson, Alain Roche, şimdi hocaları olan Le Guen gibi oyuncular ve benim çok sevdiğim formalarıyla ( Ajax ile birlikte ) gerçekten kendini izleten ve zevk veren bir takımdı. Sonrasında da iyi oyunculara sahip oldular. Ronaldinho, Okocha, Robert, Rothen, Yepes, Heinze, Gallardo, Dhorasoo, Arteta ilk aklıma gelenler. Velakin bir türlü bunlardan bir takım yaratamadılar. Yönetim sorunlarının sonuçları sadece sahaya yansımaklar kalmadı, ellerindeki yetenekleri ( Anelka ) neredeyse beleşe kaptırıp 60 misli para vererekm geri almak gibi ekonomik sapkınlıklar da sergilediler. Sonunda küme düşmemeye oynuyorlar iki senedir. Kurtarıcı diye getirdikleri eski oyuncuları Paul Le Guen dahi bu çıkmazdan onları alamadı. Faşist ve saldırgan taraftar gruplarıyla filan çekilmez bir kulüp oldular. Ama önümüzdeki seneden umutlular yine de, futbol dair bir umut. Elde zaten Armand, Rothen, Landreau, Camara gibi iyi oyuncular var. Bu sene alınan tecrübeli Makelele ve Giuly de takıma liderlik edebilecek oyuncular. Le Guen'in N'Gog, Sakho, Sankhare, Digard gibi altyapıdan gelenleri ve bu sene kadroya katılan ikinci ligde 28 gol atan Hoarau ve Sessegnon ile birlikte farklı bir takım olabilirler. Olurlar mı ? Onu bekleyip göreceğiz...

Etiketler:

David N'Gog



David N'Gog Paris Saint Germain'in Nicholas Anelka'dan sonra çıkardığı en büyük yeteneklerden biri olarak sunuluyor. Ne yalan söyleyeyim hiç canlı izlemedim sadece bir U-18 maçında İngiltere Milli Takımını dağıttığı bir maçın özetini izledim. Uzun boylu (190 cm), güçlü, Anelka dallaması kadar olmasa da sprinter bir oyuncu izlenimi vermişti. O maçta 2 gol atmıştı ama vuruş tekniği bana yavan gelmişti. İngilizlerin clinical dedikleri cinsten değil yani. Bütün bu özelliklere bir de Fransız olması eklenince al sana Arsene Wenger usulü forvet. Hoş bu kez Rafael Benitez istiyormuş...

Etiketler: ,

Danimarkalı Semih



2006 elemelerinde türkiye'nin, 2005 -2006 Şampiyonlar Ligi'nde ise Fenerbahçe'nin hayli canını yakmıştı 193 lük Danimarkalı. Schalke de ondan çok şey bekliyordu ama yedekten joker olarak oyuna girip birkaç kritik golden fazlasını yapamadı. Bir türlü ilk 11 oyuncusu olamadı. Yeni meskeni artık Fransa. Toulouse Elmander'in yerini doldurmayı planlıyor onunla. Türkiye'de pivot pivot diye arananlar için iyi bir seçimdi Soren Larsen. Kaçırdılar...

Etiketler:

Fernando Meira



Galatasaray'ın Türkiye'de az gol yese bile defosu Avrupa'da çıkan kötü bir savunması vardı geçen sene. Fernando Meira bu defoyu kapatacak bir isim. Servet dışında hava hakimiyeti olmayan savunma 190 boyundaki oyuncunun sayesinde böyle bir sıkıntı çekmeyecektir. Esas önemli şey ise onun oyun kurabilen savunmacı kimliği; Popescu veya Marquez gibi gerekirse ön libero oynayabilecek teknik ve oyun bilgisine sahip olması. Benfica'dan bu yana - Portekiz Milli Takımı dahil - hem savunmasına hem de takımına kaptanlık yapmış bir isim olması da cabası. Benim çok değer verdiğim iki antrenör olan Mourinho'nun referansıyla Benfica geldiğini ve Daum'un referansıyla birkaç sene önce Fenerbahçe'ye alınmak istediğini de unutmamak lazım. Üstelik Kewell ve nonda gibi sakatlık problemiyle uğraşmamış, senede 40 civarı maç oynayan bir oyuncu. Sadece kaleye yapılacak bir transferle Galatasaray zaten önünde olduğu - bence - Fenerbahçe kadrosundan, hem de çok daha az bir harcamayla çok daha iyi bir hale gelecektir. Ligi zaten en kötü dönemlerinde bile tepe noktasında bitirmekte sorun yaşamıyorlardı, artık bu transfer de gerçekleşirse Avrupa'da da ümitli olmak için her şeye sahip Galatasaraylılar.

Etiketler: ,

Nereden Nereye



Robert Enke'nin hikayesi ilginç. Eski bir Fenerbahçe çalıştırıcısı olan ve Fenerbahçelilerin unutmak istediği 10.luk klasmanını yaşatan Friedel Rausch'un tanıdığı bir şansla başlar kariyeri. Monchengladbach takımında. Orada yakaladığı müthiş bir çıkış sayesinde vatandaşı Jupp Heynckes ile birlikte Benfica'nın yolunu tutar. Takım felaket gidip şimdinin en değerli hocası Jose Mourinho'yu dahi öğütürken o performansını ilerletmeye devam eder. Ve o sıralar çok problemli olan - bence hala öyle ya - Barcelona kalesine ilaç niyetine bedelsiz bir transfer gerçekleştirir. Aşı tutmaz ve Kadıköy yolu gözükür Alman eldivene. Balili'nin Zico ile birlikte kariyerinde kapanmaz bir yara oluşturduğu isimlerden biri olur daha ilk maçında. Şişeler, çakmaklar, maytaplar yağar ve kısa bir Tenerife macerasından sonra Almanya'ya geri döner. Hannover ile harikalar yaratırken 2 yaşındaki kızını kaybeder ama yılın kalecisi olur. Euro 2008'te Lehmann'ın yaran performansıyla birlikte şimdilerde Alman Milli Takımı'nın direk kalecisi için en büyük aday Robert Enke. Ve artık VFB Stutgart forması giyecek.

Etiketler:

20 Temmuz 2008 Pazar

Dolu Bir Stad Lütfen



1988 çok farklı bir seneydi. İlk kez okula gitmiştim. İlk kez aklım ererek uluslar arası bir turnuvayı, Avrupa Şampiyonasını, izlemiş ve o zaman kadar televizyondan baktığım Fenerbahçe’ye ilk kez canlı gözlerle şahitlik etmiştim. Hem de sezonu 103 golle efsanevi bir şampiyonlukla kapatan Fenerbahçe’ye.

1988’de kışı da çok farklıydı. Aralık ayı o zaman kadar öylesini görmediğim bir karla, buzla geçiyor ve dondurucu soğuktan ötürü sokaklar genelde boş oluyordu. Herkes evinde sobanın sıcaklığını kestane yiyerek hissetme derdindeydi. Kartopu oynanacak bir kar değildi, tipi ve fırtına. O yüzden eve çok yakın olmasına rağmen okula gitmek dahi zul geliyordu. Maça gitmek değil ama.

Konyaspor tarihinde ilk kez 1.lige çıkmıştı. Antrenör zamanında Trabzon ile şampiyonluklar yaşayan Özkan Sümer. Hoş, bu beni pek ilgilendirmiyordu. Ben o zaman kadar televizyondan izlediğim Fenerbahçe’yi ilk kez tribünden izleyecektim. Bütün derdim, heyecanım buydu.

Hava soğuk ama keskin değil. Kafada çizgili karton bir şapka, cepte takım sahaya çıkınca atılmak üzere hazırlanmış ve küçük küçük kesilmiş kağıtlardan oluşan cephanelik ve elde ekmek arası birşeylerle girdik stada. Babamın omuzlarında. Kocaman bir yapı ve korkunç bir kalabalık. İlk defa bu kadar insanı bir arada görüyordum. O kalabalığın içinden bir adam, üzerinde yeşil beyaz parçalı garip bir kıyafetle, tribünlerle saha arasındaki velodromu da geçerek fırlamış ve karşı tribün arasında gidip gelerek o kalabalığa hükmediyordu. “Yişil beyaz, yişil beyaz, en büyük Gonya…” Garip gelmişti, o kadar insanın bir kişinin hareketiyle bağırmasını anlamamıştım.

Maç başlayınca düşünmeyi bıraktım, maça koyuldum. Samsun sigarası ve çekirdek eşliğinde tekil küfür serenatları başladı hemen. Samsun’u da teras kıvamındaki babamın omzunda olduğumdan direk yüzüme yiyordum. Fenerbahçe daha sonra adının Suat olduğunu öğrendiğim kel, hafiften tuzluk kıvamında bir adamdan yedi golü. Ben de hüzün, moral bozulmuş ama tribünler benimle aynı havada değil. Köpük popo altlıkları havalarda uçuşuyordu. Onlarcası. Şerit halinde beyaz kağıtlar, bağrış çığrış. Gırla…

Sonra benim sarı lacivertin golleri gelmeye başladı. İki imparator, bir şeytan, bir rambo derken 5-1 bitti maç. Stad efkarlı ama ben mutluydum. O günden sonra gerçek bir bağ oldu Fenerbahçe ile aramda. Sarı lacivert ile bütünleştik terketmemecesine. 5-1, 7-1 ile biten Avrupa hezimetlerine, 8. olarak biten sezonlara, mahalledeki Beşiktaş düşkünü arkadaşların Metin-Ali-Feyyaz zamanında üçlük beşlik olduktan sonraki alaylarına, yaşça en değişken olunabilecek zamanlar görülen Galatasaray şampiyonluklarına rağmen Fenerbahçeli kaldım. O maçta yaşadıklarımdı belki de en büyük pay.

Şimdi ki çocuklar ve gençler bu kadar şanslı değiller. Zira eskiden biriktirilen harçlıklarla gidilebilen maçlar geride kalmışa benziyor, bir günlüğüne Richie Rich harcaması yapılması lazım. Zira basit bir hazırlık maçı için en az 33, sıradan bir Avrupa kupası maçı için en az 66 YTL bulmak zorundalar. Yemeği, yolu, suyu hariç. Biz çılgın Türkler için çok fazla bu rakam. Geçen seneden % 47 daha pahalı, üstelik enflasyon % 10-12 olarak seyrederken.

Bu parayı bir akşam için Türkiye’de sadece belirli bir kesim verebilir. Sıradan, eskiden orta direk denilen ve öğrenci olanlar değil. Oysa Türkiye’de Fenerbahçe halka en yakın kulüptü bir zamanlar. Milliyet’in Didi döneminde yaptığı anketinde ülkenin % 61’i Fenerbahçeli çıkıyordu, Lefter ile Anadolu turu yapılıyordu. Yapılabiliyordu, oysa şimdi oyuncularla tek kare resim çektirmek için aşmanız gereken büyük engeller var.

Bilet kuyruğuna giren, taraftarla aynı tribünde maç izleyen ve tesislere adı verilen Fenerbahçe Başkanı Faruk Ilgaz’dan; tribünden uzaklaşan ve taraftar kovalayan Aziz Yıldırım’a gelindi. Kastedilen elbette Aziz Yıldırım gidip tribünde maç izlesin, kuyruktan bilet alsın değil. Önemli olan bunu yapabilecek kadar kendini taraftara yakın hissetmek. Oysa Fenerbahçe mabedinin kapıları Fenerbahçe halkına gitgide kapanıyor. Siyah bir kutunun size sunduğu kadarıyla yetinmek zorunda artık çoğu Fenerbahçeli.

Fenerbahçe Fenerbahçeli’den hızla uzaklaşıp bir kısım Fenerbahçeli’nin huzuruna sunuluyor. Son zamanlarda dillere pelesenk olan şampiyonluktan, kupadan gayrı adıkonamaz büyüklük, “Fenerbahçe’nin sahibi taraftardır” laflarına tamamen ters köşe. İyiden iyiye seçici geçirgenlik hakim olmuş durumda. Eskiden 6-1 lik Aydın maçından sonra hınca hınç dolan stad yerine haliyle dolmayan bir stadda oynanıyor maçlar.

Kurumsal olmak, zengin olmak, başarılı olmak. Hepsi güzel. Kombine sattırmak için stratejiler üretmeye kimsenin itirazı yok, anlaşılabilir. Olunsun, üretilsin ama önce dolu bir stad lütfen Aziz Yıldırım. Fenerbahçelinin omuz omuza olduğu, Fenerbahçe’yi parası az olandan kaçırmadan.

Yapanlar var, üstelik Fenerbahçe’nin her anlamda yaklaşmak ve yarışmak için çabaladığı kulüpler arasında.

Etiketler: , ,