13 Ağustos 2009 Perşembe

Yenilsen de Yensen de



Futbolcular, teknik direktörler, kulüp yöneticileri, federasyon temsilcileri, hakemler. Her biri futbolun aktif birer parçası. Kimi başrolde, kimi figüran. Etkileri ölçüsünde her biri istediği zaman konuşabiliyor, derdini ve fikrini anlatabiliyor. Kullandıkları araç medya. İstedikleri zaman programlara canlı bağlanma şansları var. Biraz çevre ya da meslek dönemlerinde isim yapmışlarsa gazetelerde yazma, televizyonlarda boy gösterme şansları da var. Hatta bir süre sonra medyanın bizzat kendisi dahi olabiliyorlar.

Bir de ne pahasına olursa olsun bu oyunun peşinde koşan, defalarca kez canını vermiş taraftarlar var. Artık sadece futbolun seyrini değil, onun dev ekonomisini de canlı ve ayakta tutan bir kalabalık. Temsildeki ağırlıkları ve rolleri sebebiyle bana göre en çok söz hakkı verilmesi gerekenler onlar. Ama en az konuşanlar da onlar. Bir acayip izolasyon. Ne ilginçtir en az konuşması gerekenler de en çok konuşanlar. Gazetecileri tenzih ederim ama yetkinlikleri bilinmese de herşeyi bilen, üslubu ve kalemi zayıf onlarca türdeş yorumcu var bu ülkede. Çok konuşuyorlar, çok yazıyorlar ama ne için yazdıkları da meçhul. Dünya bazen tersine işliyor böyle.

NTVSpor'da Bağış Erten ve Banu Yelkovan'ın moderatörlüğünü yaptığı "Yenilsen de Yensen de" programının eşsiz ve önemli oluşunun sebebi bu izolasyonu deliyor olması, işleyişi normale çeviriyor olması. Oyunun sahadakilerden sonraki en büyük aktörüne kendini ifade etme fırsatını veriyor olması. Programın sadece temelde değil içerikte de eşsiz olabilmesi için sadece taraftar muhabbeti yetmez. Yoksa git kahvehanede yap çekimleri, bitir montajı, sür yayına. Olmaz, kalite ve özgünlük de lazım. Bunlar için adres medyaya alternatif olan, güncelden ve kaostan farklı, çoğu zaman daha kaliteli bir içerik ve bakış açısı sunabilen blogger, ekşisözlük, okuryazar ve Eurosport ahalisinin yetenekli kalemleri, spikerleri.

Heyecan verici, müthiş bir proje.




Program önceden 3 büyük İstanbul kulübünün 5'er taraftarını haftanın ilk 3 günü ağırlıyordu. Bu sene temsildeki kontenjanı düşürerek herkesi aynı sepete koydular. 3 büyük kulübün yanına 4. büyük olan Trabzonspor'un ve bir de Anadolu kulübünün temsilcisi eklendi. Haftada bir gün yayın var artık, ama süre de daha uzun.

Bu değişikliğin sebebini birinci ağızdan öğrenmiş değilim. Tribünde ve sokaklarda birbirine girenlerin aslında yanyana oturup, nefret ettikleri takımlar ya da oyuncular üzerine bile futbol konuşabileceklerini göstermek olabilir. Güzel, ama programa kaybettiriyor bu.

"Yenilsen de Yensen de" gitgide sıradanlaşıyor, kalitesizleşiyor.


İnsan yönetmek zordur. Hele de yönetmek zorunda oldukların söyleyecek çok şeyi olanlarsa. Az katılımcının olduğu dönemde bile söylenilenleri dinlemek ve takip etmek zordu. Şimdi 10 kişiler. Bu sayı çok fazla ve ekran başında ızdırap çekiyorum. Kim ne konuşuyor anlamıyorum. Birkaç eleştiri ve önerim var bu minvalde.


İlk eleştirim ekibe. Belli ki kendi aranızda sosyalleşmişsiniz. Birbirinize naif naif takılıyorsunuz, keyifli taşlamalar da oluyor ama programın ve konuşmacıların bütünlüğü bozuluyor. Kim ne diyor anlamıyoruz, farkında mısınız ? Elif Hanım, rahat bırakın önünüzdeki arkadaşları. Ali Murat Bey a.k.a. arvo; siz de Caner Eler'in mor formasına programdan sonra çay içerken takılabilirsiniz. Hiçbiriniz 15 yaşında da değilsiniz. Birbirinizin sözü kesmemek çok zor olmasa gerek. Okuyup, yazdıklarınınızı aynı zamanda iyi anlatabilmek harcınız olmayabilir ama pekala hissettirebilirsiniz. Nerede sizin bloglarınızda ve sözlükte sunduğunuz kalite, nerede programda söyledikleriniz. Bu kadar mı fark olur ? Bazen Adnan Aybaba, Hayri Hiçler dekorasyonu görüyor gibi oluyorum ekranda.

Moderasyonun da var kabahati.

Bağış Erten ve Banu Yelkovan benim düzenli takip ettiğim ve sundukları içerik, takındıkları üslupla hem ekranda hem de gazetelerinde bu ülkede dikkate alınacak değerli birkaç yazardan ikisiler. Velakin kusura bakmasınlar moderasyon işinde biraz daha sabırlı, kararlı ve planlı olmalılar.

Söz kesme konusunda aynı eleştiriyi moderasyona da yapacağım. Bağış Erten neşeli bir karakter, besbelli ki espri de seviyor. Malzemeyi yakaladığı anda da affetmiyor, çakıyor espriyi.. Banu Yelkovan da anektodları ve detayları seviyor. Genellikle de bir taraftar konuşurken aklına düşüyor. Araya sıkıştırma gereği duyuyor. Keyifli, hoş ama programın ve konuşan kişinin söylediklerinin bütünlüğü bozuluyor. İçeriği takip etmek zorlaşıyor.

Kendi fikirlerinizi söylemek konusunda da biraz daha geri planda olabilirsiniz ayrıca. Medya sizin. En kötü ihtimalle her haneye ulaşan ve bloglardan daha fazla kitleye ulaşabileceğiniz gazete sütunlarınız var.


Gelelim programın en büyük sorununa. İçerik ve zaman planlaması. Program öncesinde muhakkak çalışılıyordur üzerinde. En azından reklamlara pası atarken, sonrasında ne konuşacaklarını söyledikleri için öyle düşünüyorum ama o planı yeterince iyi yürütemedikleri çok açık. Konukların söyleyecek şeyi çok ve bazen ipin ucunu kaçırıp planlanan konuların dışında başka bir mecraya kayabiliyorlar. Fren hep geç geliyor ve çok dostane geliyor. Sevgili Mustafa Taha hızını alamadığında ve lafı uzattığında olan Caner'e, Eray'a, diğerlerine oluyor. Eksik kalıyor söyledikleri.

Oysa programın reklamlar çıkıldığı zaman kalan süresi belli. Bunu konuşulacak konu ve konuk sayısına eşit oranda pay etmek çok büyük bir mesele değil. Ekranın sağ alt köşesine konacak bir kronometre herşeyin üstesinden gelir. Konuşan da cümlelerini dikkatli seçer böylece.

Son sözü ise yapım ve yayın akışını düzenleyen kanal yönetimi hakkında söyleyeyim.

NTVSpor'da geçen anlam veremediğim bir haber akışı var. Altyazılarda zaten sürekli aynı haberleri, hatta fazlasını geçiyorsunuz. Keza yayın da 3/4 ekranda. Kalan kısımda yine haber ve bilgi akışı var. Neden saatbaşı tekrar ? Benzer şekilde aylardır dönen lig özetleri ve yine bir takım programların tekrarları var.

Bunlardan biraz kırpıp, Yenilsen de Yensen de programının süresine ekleyebilir ve konuklarınıza biraz insiyatif verebilirsiniz.

Zira taraftarlar artık ana forumlarında; coşkularını, sevinçlerini, sinirlerini, hüzünlerini, dertlerini paylaştıkları ve ifade edebildikleri kutsal mabedlerinde bile tutsaklar. Orada bile rahat bırakılmıyorlar. Küfür etmemeliler, ayakta maç izlememeliler, meşale yakmamalılar, pankartlarında kullanabilecekleri kelimeler için ayrı bir lügat var, yaptıkları tezahüratlar da oyuna etki etmeli. Takdir görmeleri için bunları yapmaları bile kafi değil. Yaratıcı olmalılar. Gaudi kadar sıradışı, Rachmaninoff kadar romantik.

Bari kendi programlarında özgür olsunlar. Kendi gündemlerini daha uzun sürelerde konuşabilsinler. Konuştukları kadar ödemiyorsunuz nasıl olsa. Adı da serbest atış olabilir. Anadolu takımları için de ayrı bir program daha yerinde olacaktır. Yine büyüklerin gündemine kurban gidiyorlar.

Etiketler:

13 Yorum:

Blogger erdersson dedi ki...

konuşulanlar incir çekirdeğini doldurmayacak cinsten.kalite çok düşük.blog yazılarını aratıyor.spor magazine kaymış gibi proğram.ali ece den ders almaları lazım.oldukça yüzeysel kalıyor.eğlencelik gibi birşey.futbolun asıl sorunlarını konuşanda yok.şekil olarakta fazlaca kalabalık bir grup olmuş.

13 Ağustos 2009 17:32  
Blogger erdersson dedi ki...

lambuja konukların blogları var mı?varsa nedir?sadece uğuru biliyorum.belki blog yazılarının kalitesi üstte olabilir:))

13 Ağustos 2009 17:34  
Blogger extensor dedi ki...

Bu arkadaşlarımız çok zor bir iş yapıyorlar evvela onu söyleyeyim.
Ve Ata, Uğur ile Eray'ın, Melih ağabeyle Gs Tv'de yapacağı program bu arkadaşlarımızın kalitelerini göstermeleri açısından çok daha güzel olacaktır.

Her insan yazdığı kadar güzel konuşamaz Lambuja... 20 küsur yaşlarındayız, heyecanını dizginlemek ve sağlıklı düşünebilmek zor iş.
Ben bir yazıyı yazarken 30 - 40 dakika zaman ayırıyorum okuduğumda ise 10 dakika almıyor.
Fakat konuşurken 10 dakikalık konuşma içinde 10 dakikalık toparlama süreciniz var :)

Yoksa Ahmet Çakar, Hıncal Uluç falan çok futbol bildikleri için mi Tv'lerdeler.
Hayır, çok iyi konuşabildikleri için.

Mesela Hıncal Uluç kardeşi yada ağabeyi(bilmiyorum) ile birlikte evde münazara yaparmış. En büyük zevkleri buymuş! Hobiye bak?

Evet, öyle ki benim mesala 10 üzerinden 9'luk bildiğim konuyu, Hıncal Uluç 10 üzerinden 3'lük bile bilse benden daha iyi anlatır.

Ve TV için bu çok önemlidir.
Mesela Aceto, (Bülent ağabey) bile Ali Okancı ile yaptığı programda kameraya karşı çok amatör olduğunu belli ediyordu.

O yüzden yazmak ve okumak her zaman daha sağlıklı diyorum. Ve o programda ki her arkadaşı tebrik ediyorum. Başarılarının yürekten destekçisiyim.

13 Ağustos 2009 17:42  
Blogger massimo dedi ki...

yazdıkların çok doğru. bizim talento da çıkmasına rağmen pek müdavimi olamadım bu programın malesef. bir de sokaktaki adamın görüşü aldıkları bir kısım var. yahu sokaktaki adamın görüşü belli. adamın cristian ve andre santos hakkında söyleyeceği en fazla 3 kelime, ''inşallah iyi çıkar''.
Program bazen daha önce farklı kanallarda da yapılan 3 büyük takımın tribündeki sıradan taraftarlarının katıldığı programa dönüyor. Halbuki 2'li muhabbetlerde çok keyifli sohbet edebileceğiniz insanlar var o programın içinde.

13 Ağustos 2009 17:55  
Blogger csyasoo dedi ki...

Tamamen katılıyorum.Geçen sene daha iyi idi.Bu sene çok kalabalık ve herbir ağızdan ses çıkınca bir süre sonra bayıyor.

Gerçi GS tayfası için Allah'tan Uğur'lar GS TV ile yeni bir programa başlıyacakmış.

13 Ağustos 2009 17:56  
Blogger benden bu kadar dedi ki...

kesınlıkle katılıyorum

13 Ağustos 2009 18:24  
Blogger Onur Erdem dedi ki...

Programin produksuyonunun arkasinda zihniyete de deginseydin keske Alper...

Bahsettigim noktada programin maalesef 'yemekteyiz'den bir farki yok...

Ikisi de kriz doneminde cakal yoneticilerin bedavaya ekrani doldurma fikirleri sonucunda ortaya cikmis programlar...

Ilk bakista farkina varilmiyor ama biraz dusununce cok sinir bozucu bir durum...

Programi yeni sezonda daha hic izlemedim islerimin yogunlugundan dolayi. Ilk birkac haftasinda izlemistim. Katilimcilarin bir kismini da bire bir taniyorum. Hepsi belli bir seviyenin uzerindedir, en azindan medyadaki ortalama seviyenin...

Daha da onemlisi, o katilimcilarin en vasati bile Sergen'den daha cok murekkep yalamis ve gunumuz futbolunu daha cok takip etmektedir.

Ama ntv ne yapiyor, elin cahiline milyon dolarlar dokmek icin bu cocuklarin zihinsel emeklerini bedavaya satin aliyor.

Sadece ntv ozelinde degerlendirmemek lazim aslinda olayi, tum sektor bu rezillikte, cunku sistem zaten rezil...

Umarim gunun birinde emek somurusunun olmadigi bir dunyada yasama sansimiz olur...

13 Ağustos 2009 18:47  
Blogger wolky dedi ki...

Program hakkındaki görüşlerine katılıyorum, yeni format ile sıradanlaşmaya başladı.

13 Ağustos 2009 19:00  
Blogger Emir Kanca dedi ki...

Sevgili alper %100 katılıyorum sana, eski format ı çok daha iyiydi programın.

13 Ağustos 2009 19:47  
Blogger franchi dedi ki...

yeni sezonda program adeta yokuş aşağı koşuyor, bunu ben de yazma niyetindeydim ama bu yazının üstüne söyleyecek pek fazla söz yok..

çok merak ediyrum, acaba spor servisinin başındaki hiç kimse görmüyor mu bu formatın başarısız olduğunu ?

13 Ağustos 2009 20:07  
Blogger lancashire dedi ki...

yalnız 3 buyukler dısında konuk alınmadıgında da programa yukleniyorlar niye anadolu kuluplerini dıslıyorsunuz diye. yoksa 10 kisi gercekten cok fazla. gecen sene program daha iyiydi.

13 Ağustos 2009 21:28  
Blogger sembolist dedi ki...

Sürekli takip ettğim programlar arasındadır..Alper'in eleştirileirne bir nebze olsun katılıyorum.Özellikle bazı anlarda konuşmalar birbirine karışıyor.Tüm bu olumsızluklara karşın medyaya yeni bir ivme katacağından şüphem yok.'Farklı' birşeyler söyleyemeyip,'dünyada 10 numra kalmadı-çift yönlü oyuncu-dişe diş futbol-araya atılan tehlikeli toplar vs vs,klişelerle koca bir programı geçiştiren yorumculardan sıkılan futbolseverler için izlenesi bir program.
Bir de Avrupa futbolu ile harmanlanmış yorumlar daha net ve ilgi çekici yorumlar oluyor.Bu açıdan da program çok başarılı.
saygılar.

13 Ağustos 2009 23:17  
Blogger kutay dedi ki...

bütün mesele dekor dıyorum..)
banu yelkovan ve bağış erten ayakta, arkada bir tahta. onlar öğretmen. diğerleri de sıralara oturmuş öğrenciler.
geçen sezon okulun ilk gunu oldugu ıcın herkesde bir çekince, herkes derslere asılıyor, ogretmenden, hatta müdürden hafif korku var. şimd ise sınıf kaymış. makaralar-eğlenceler-atışmalar.
şahsı kanaatim, bir masada otursalar daha güzel olacak. sergen'den, hakan ünsal'dan daha çok hakediyorlar bir masada oturmayı. o zaman daha güzel olur diye düşünüyorum.
gs tv'deki programı izlemedim maalesef ama herhalde orada masada oturuyorlardır. diyeceksınız ki 10 kişi masada nasıl oturacak, onu da siz düşünün..)
yine de programı izlemek benim için hala bir keyif.

14 Ağustos 2009 11:36  

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa