3 Aralık 2009 Perşembe
20 Kasım 2009 Cuma
Kısa Kısa NBA

NBA'in hakkını vermeyeli birkaç sene oluyor. Geçen sene Hidayet'in playoff final yapmasıyla geri döndüm ve artık açıkları alabildiğine hızlı kapatma zamanı. Takımlar henüz oturmadığı için derinlemesine yazmayacağım ama dün gece "where amazing happens" mottosunun hakkını veren bir gece yaşandı.
Pau Gasol, Eurobasket 2009'da parmağı tam iyileşmeden oynayıp şampiyonluk yaşadıktan sonra bu kez dizinden sakatlanmış ve Lakers ile sezon başını kaçırmıştı. 11 maç sonra geri döndü. Bulls karşısında maça aç kurtlar gibi başladı. 6 dakikada 10 sayı buldu. Toplamda 24 sayı, 7'si hücum 13 ribaund, 3 asist ve 1 blok ile oynadı. Süper bir geridönüş ama rakamları değil varlığı daha önemli Gasol'un. Bynum da buna benzer rakamlara ulaşsa bile Gasol'un üçgende yarattığı oyun içi etkiyi yaratmaktan uzak kalıyordu. Daha Kobeci hale gelmek bir tarafa Lakers hücumu mekaniğini kaybediyor ve istikrarsızlaşıyor Gasol olmadığında. Denver karşısında 80 bile atamayıp Phoenix'e 121 atabiliyorlar örneğin. Lakers'ı daha uzun hale getirmesi, çabuk ayakları, oyun bilgisi ve mental gücüyle üçgenin en kilit ve takımın en önemli parçalarından biri Gasol. Kobe Bryant 7/21 gibi berbat bir saha içi yüzdesiyle oynamasa Bulls'un 4 maçlık deplasman periyodu çok daha felaket bir başlangıca sahne olabilirdi. Yine de Lakers tarihinde bir tarihi devirmeyi başardı 24. Dün gece attığı 21 sayıyla toplam 24,182 sayıya ulaştı ve Kareem-Abdul Jabbar'ı geçerek Lakers tarihinin Jerry West'ten sonraki en skorer 2. oyuncusu oldu.
Gecenin bir başka tarihi anı da San Antonio'da yaşandı. Utah Texas'ta son kez Stockton - Malone ikilisiyle 1999 senesinde kazanabilmiş. 10 sene ve 20 maçtır Spurs deplasmanda kayıplar, bu gece o hesabı kapattılar ve 90-83 kazandılar. Williams - Boozer ikilisi 39 sayı 14 ribaund ve 15 asist ile oynadı ama galibiyeti getiren Millsap'ın kenardan yaptığı 20 sayı 7 ribaundluk katkıydı bana göre. San Antonio'nun ise 11. maçta 6. mağlubiyeti bu. Duncan çağında ilk kez % 50 galibiyet yüzdesinin altına düşüyorlar. Düşmüş demişken küçük bir not; yılların süperstarları Allen Iverson ve Stephan Marbury artık serbest oyuncular.
En flaş gelişmeyi ise en sona sakladım. Sezonun en kifayetsiz, en çapsız, en bitik takımı New Orleans Hornetts hem de Chris Paul yokken Batı'nın lideri Phoenix'i 110 - 103 ile devirdi. Maçı izlemedim ama istatistik kağıdında galibiyetin anahtarına dair 2 ipucu var. Stojakovic'in 7/11 ile 'oha' dedirten üç sayı yüzdesi ve 25 hücum ribaunduyla gelen 38 ikinci hücum sayıları. Jeff Bower'ın eli şimdilik değimiş gözüküyor Hornetts'a. Onun yönetiminde çıktıkları 2. maçı da kazandılar. Devamı gelsin, hiç değilse kızlarının hatrına !
Son olarak; NBA son 10 yılın en iyilerini seçiyor. Enfes videolar, performanslar var. Oylama şuradan.
26 Haziran 2009 Cuma
Orlando'dan Şampiyonluk Atışı

Gece 2009 NBA Draft'ını izlemeye oturmadan önce Vince Carter'ın Orlando'ya takas olacağı söylentisi bomba gibi düşmüştü. Draft esnasında takas gerçekleşti. Orlando Magic Rafer Alston, Courtney Lee ve Tony Battie karşılığında New Jersey Nets'ten Vince Carter ve uzun forvet Ryan Anderson'u kadrosuna kattı. Vince Carter evi Florida'ya geri dönmüş oldu böylece. Haberi de Orlando'da basketbol okulunda gençlere eğitim verirken almış.
Orlando bu takas ile şampiyonluk atışı yapmıştır. Zira Hidayet ve Rafer Alston dışında Orlando back courtunda Stan Van Gundy'nin sistemi işlemediğinde, oyun sıkıştığında kendi şutunu yaratabilen, skor üretebilen bir oyuncu yoktu. Alston'ın şutu nasıl yarattığı da malum. Bütün takım Hidayet'in eline bakıyordu, o kötü gününde olduğunda ya da faul problemine girdiğinde büyük bir krizin ortasında buluyordu Orlando kendini. Vince Carter hamlesi cuk oturmuştur Orlando için. Herkes için sayı makinesidir, spekteküler adamdır ama çok da iyi bir pasör olduğunu unutmamak lazım Carter'ın. Üstelik mental olarak olgun bir oyuncudur ve şu ana kadar all star olmaktan öte bir kazanımı olmadığından bu şampiyonluk için çok daha başka rolleri de kabul edebilir. Top kullanma konusunda yeterince mütevazı olacağına inanıyorum ben.
Ancak Carter'ın yeni bir Grant Hill olacağını da düşünenler hiç de az değil. Carter'ın düşüşte olduğunu, loser olduğunu ve Nelson - Lewis - Howard ile topu paylaşmayarak takım kimyasını bozacağı konusunda fikirler var. Hidayet ve özellikle kısa olmasına rağmen korkusuzluğuyla çok sevilen, aynı zamanda da iyi bir atlet olan ve sağlam prospecti olan Lee'nin gözden çıkarılmış olması da bu takası daha da buruk bir hale getiriyor kimileri için. Bu görüşte olanlar 4 numaraya Rasheed Wallace takviyesi istiyorlar, Lewis'in 4 numaraya geçtiği durumlarda size konusunda sıkıntı yaşadığını düşünerek. Bir bakıma haklı olabilirler ama hem Hidayet henüz kaybedilmedi hem de bu alınması gereken ve eldeki çekirdek kadroya yapılabilecek en iyi takviye, alınabilecek en iyi riskti. Lee iyi bir savunmacı, hücumunu da geliştiriyor. Orlando için de önemli bir parça ama kısa ve atletizmine rağmen hücumda Ben Gordon seviyesine dahi gelemeyeceğini düşünüyorum. Kollarının da kısa olması aynı boya sahip olduğu Chauncey Billups türünden bir savunmacı olmasının önündeki de en büyük engel. Bunlar geliştirilebilecek şeyler değil. Arkada Pietrus da varken bence yanlış bir hamle değil Lee'nin verilmesi. Takasta alınan Ryan Anderson de önemli bir yatırım ayrıca. Van Gundy'nin sisteminde önemli bir parça olabilecek ve dışarıdan da fena tehdidi olmayan bir uzun.
Genel menajer Otis Smith'i tebrik etmek lazım bu takas için. Sadece Battie'nin aldığı para bile insanı efkarlandıracak cinstendi. Bu hamleyle oyunculara da önümüzdeki sezon için net bir şampiyonluk istiyoruz mesajı verilmiştir ayrıca. 4 tane all star beraber oynuyorsunuz, alın getirin kupayı demektir.
Şimdi asıl meseleye gelelim. Hidayet kalacak mı gidecek mi ? Bu sorunun cevabını herkes gibi ben de merakla bekliyorum ama kalma ihtimali düşük görünüyor Hidayet'in. Orlando'nun elindeki takımı bozmaya niyeti yok aslında ve Hidayet'e de senelik 7 milyon $ alacağı fena bir kontrat sunmadılar. Playoff öncesindeki formuyla Hido bu kontratı kabul edebilirdi ama playoff ve final serilerindeki olgun oyunu, liderliği ve Orlando'nun beyni olması işleri değiştirmişe benziyor. Üstelik bu son vurgunu olacak, en iyi kontratını yapması için son şans. Hidayet de early termination opiton hakkını kullanmış ve sözleşmesini sonlandırdığını resmi bir yazıyla bildirmiş Orlando'ya. Bu Orlando'ya kapıyı tamamen kapadığı anlamına gelmiyor. Hido yine görüşecektir Orlando ile ama bir yandan da free agent piyasasından gelecek teklifleri görmek istiyor demektir. Menajeri Lon Bobby'nin senelik 10 milyon $ alabileceği bir kontrat istediğini okuyoruz Hidayet için. NBA'da bu parayı verecek takımlar var. Portland Trail Blazers onu çok istiyor mesela. Nicolas Batum'u benche yollayıp Hidayet ile 3 numarayı güçlendirmeyi ve aynı zamanda da Brandon Roy - Rudy Fernandez - LaMarcus Aldridge üçlüsünü oynatabilecek, onlara liderlik edebilecek bir oyuncuya da sahip olma peşindeler. Hidayet'in Larry Steele anısına emekliye ayrılan 15 numarayı giyemeyecek olması dışında da bir problem gözükmüyor.
Orlando penceresine geri dönelim. Hem salary cap hem de lüks vergisi ( basketbol alakalı gelirlerin % 61'i ) sınırlarının NBA'de bu sezon aşağı ineceği kesin gibi. Geçen sezon 58,69 milyon $ olan salary cap bu sene 57 civarına, geçen sezon 71 milyon $ lüks vergisi de 69 civarına gerileyecek gibi. Geçen sezon ortasında patlayan global krizin etkisini esas bu sene hissedecek NBA kısacası.
Orlando Magic Carter takası ile 4 milyon $ içeri girdi. Eğer Hidayet'e istedikleri rakamı verirlerse maaş bordro toplamları 77-78 milyon $ civarında olacak ki bu lüks vergisine merhaba diyecekleri anlamına geliyor. Lüks vergisi kuralına göre takım sahipleri belirlenen sınırın aşıldığı her 1 Amerikan Doları için 1 Amerikan Doları daha ödüyorlar. Bu Orlando için fazladan 8-9 milyon $ demek. Orlando 2010 yılında açılacak yeni salonunun getireceği ekstra paraya güvenerek lüks vergisini göze alıyor ama takım başkanı Bob Vander Wende'nin demeçlerine bakarsak tavan olarak 75 milyon $ belirlenmiş ki, Hidayet'in kalma ihtimalini düşürüyor bu tavan ihtimal. Davulun sesi uzaktan hoş geliyor ama tarih aradaki 3 milyon $ verip şampiyonluk yüzüğü takmak isteyecek süpestarlarla dolu. Aynı şey Orlando için de geçerli. Cleveland'ın Shaq hamlesini yaptığı bir ortamda Orlando elindeki şampiyonluk şansını ve onu getirecek kadro için para pul düşünmemeli. New York'a bakıp avutabilirler kendilerini mesela.
15 Haziran 2009 Pazartesi
12 Haziran 2009 Cuma
LA Lakers 99 - 91 Orlando Magic

Orlando için olup olmamak maçıydı bu. Sadece kazanması değil, kendi oyununu kabul ettirip de kazanması çok önemliydi. Bunun bilincinde başladılar sanki oyuna. Hidayet'in liderliğinde o doğru şutu bulmaya dayalı, bol paslı, dinamik ve akıcı hücum oyunu daha maçın başında neredeyse kusursuz olarak sergilendi. O hücumların tıpkı ikinci maçın sonundaki tip gibi çaylak Courtney Lee'nin elinde sonuçlanması ise talihsizlikti. Bomboş 4 üç sayılık atışın sadece 1 tanesini değerlendirebildi Lee. Kaçırdığı 3 atışın da sağ dipten kullanılmış olması da ilginçti.
Lee'nin Kobe karşısında aldığı 2 erken faul ile topla bu kez Rafer Alston ile buluştu ve 1 numaranın yüksek yüzdeli atışları sayesinde Lakers top içeriye indiğinde Fisher ile Howard'a yardım götürüp, Orlando'yu top kaybına da zorlayamadı. Hem Howard rahat rahat hücum ribaundlarını topladı hem de aldığı topları çok rahat bir şekilde dışarıya yönlendirince delik deşik oldu Lakers savunması. Hidayet'in Ariza karşısındaki üretkenliği de seyredeğerdi. Ariza'nın Hido'yu savunmasındaki temel nokta daha rakibini yakın alıp, daha iyi dripling ettiği sağ tarafını kapatmak üzerine kurulu ama bu kez işe yaramadı. Hido nispet yaparcasına ilk çeyrekte attığı üç turnikenin üçünü de soldan drive ederek buldu. Uzunlar yardım getirdiğinde ise dışarıdaki boş adamı bularak, 11 ribaund ve 3 blokla pota altını karartan Dwight Howard ile birlikte ilk çeyreği domine eden isimlerin başında geldi.
Lakers tarafında hücum da kötü gidiyordu. Hele Bynum - Odom ve Ariza üçlüsünün ikişer faul almasıyla birlikte tamamen Kobe'nin eline baktılar ilk çeyrekte. Ona hücumda yardım edebilecek tek oyuncu olan Gasol da ilk çeyreği uzun süre 0 sayı 0 ribaund ile götürünce Big Phil hiç değilse Howard'ı biraz bozayım diye düşünmüş olacak Josh Powell ve Mbenga ile bitirdi çeyreği.
Bu kadar iyi giden bir çeyrekte Orlando'nun sadece 4 sayılık bir diferans yakaladıysa Lakers yatsın kalksın "24" e dua etsin ama o da insan. İkinci çeyrekte Bryant'ın dinlendirildiği dönemde Orlando farkı 10-12 sayı civarına taşıdı. İkinci çeyreğin en önemli ismi ise yaptığı katkıyla Reddick'ti. İlk yarıda 9 sayı bulan Alston'un susmasıyla birlikte devreye girdi. Hem attı hem de attırdı ve bitime 7,5 dakika kalan tekrar oyuna giren Kobe'yi de fena savunmadı. Orlando eğer şu çeyrekte Howard'ı içeriden Lewis'i de dışarıdan biraz daha etkili kullanabilse farkı 20'lere taşıyabilirdi ama Lewis gerçekten berbat bir günündeydi. 2/10 saha içi, 2/6 üç sayı isabetiyle oynadığı maçta, ilk şutunu maçın 14. dakikasında kullanabildi ancak. Orlando'nun hem Howard hem de Lewis gibi iki büyük skor opsiyonunu kullanamadığı ve % 25 üç sayı yüzdesiyle oynadığı bir devreyi Hidayet ve Gortat & Reddick ikilisinin katkısıyla 49-37 önde geçmesi Lakers'ın hem savunmada hem de hücumda ne kadar kötü oynadığını anlamak için yeter de artar.
3. çeyrekte bir geri dönüş bekliyordum beklemesine de o geri dönüşte başrol oyuncusunun Ariza olacağı 40 yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Çaldığı ve smaçla bitirdiği topla başlattığı seride peşpeşe 7 sayı attı ve Hidayet'e de 4 faul aldırarak kenara gönderdi Ariza. 4 dakikada 12 sayı buldu Lakers bu dönemde. Hidayet'in kenara gelmesiyle gelişigüzel ve plansız hücum etmeye başlayan Orlando'ya da 7 dakikada sadece 7 sayı fırsatı verdiler. 12 sayı geride girdikleri 3. çeyreği 4 sayı farkla, 67-63 önde kapattılar.
4. çeyrekte Pietrus'un ekstra oyunu ve Hidayet girdikten sonra toparlanan hücumla oyunu çevirmeyi başardı Orlando ama Nick Anderson'un hayaleti sahadaydı sanki. Genel olarak kötü serbest atış attıkları maçın sonunda da aynı istikrarı korudular ve Howard'ın maçın bitimine 11 saniye kala kullandığı 2 serbest atışı da kaçırmasıyla çanlar Orlando için çalmaya başladı. 4.6 saniye kala Fisher'in - sanıyorum maçtaki ilk isabetiydi - üçlüğüyle maç uzatmaya gitti. Kalan süre bir basket için yeterliydi Orlando adına; ama çok kötü kullandılar son hücumu. Pietrus'un inadını da çözmek zor gerçekten.
Burada Stan Van Gundy'e de bir paragraf açmak lazım. Geçtim son hücumda topu Hidayet ile oyuna sokmamasını, Rafer Alston ve Jameer Nelson ısrarından ötürü diplomasını yırtmak lazım. Maçı yabancı kanaldan izledim, dolayısıyla Kaan Kural ve Murat Kosova neler söyledi bilmiyorum; ama Nelson'un ayakta duramadığı ve Alston'un da potayı dövdüğü bir maçta Anthony Johnson'ı düşünmüyorsa artık Van Gundy'nin annesine filan küfrettiğini düşünüyorum Johnson'un. Yani şu ikilinin böyle pespaye, böyle rezil bir oyun oynadığı dönemde 2 dakika da olsa düşünülmez mi bir adam. Tamam Nelson da Alston da çok katkı verdiler bu takıma ve idare edilmesi de zor oyuncular, küstürmek de istemiyorsun ama gözgöre göre davetiye çıkarılmaz şu geri dönüşe. "I'm a motivational genius" demeyi biliyorsan bu adamları da yeri geldiğinde kenara almayı ve daha sonra da küstürmeden oynatmayı bileceksin.
Uzatmayı uzatmaya gerek yok. Ayan beyan ortada her şey. Hidayet'in skor olarak da bu kadar iyi oynadığı, Howard'ın da bu kadar olgun oynadığı, rakipte Kobe'nin sadece şut atmayı düşündüğü ve % 33 ile oynadığı, Odom'un faullerden başını kaldıramadığı ve Gasol'un da pota altında ezildiği bir maçı Orlando kaybediyorsa enayiliklerine doymasınlar. Seride ellerine gelen ama uzatmada kaybedilen 2. maç bu. 5 dakikalık bir geri dönüş ve ekstra Ariza performansı yetti Orlando'yu yıkmaya. Seni de sevmiyorum sütoğlan Derek Fisher. Gina'nın uğurunu da yalan ettin. Şu renklerden de illallah noktasına geldim bu sene. Hep çile, tam çile. Her branşta, her ülkede illa kanser edecek. Tutsam da tutmasam da...
8 Haziran 2009 Pazartesi
O.Magic 96 - 101 LA Lakers

Orlando Magic finale gelene kadar oynadığı serilerde oyunun bir bölümünü çöpe atmaktan imtina etmeyen bir özgüven sergiledi playoff serilerinde. Özellikle Boston ve Cleveland serilerinde imkansız sayılabilecek yerlerden tarihi geri dönüşler sergileyince işlerin hep istediği gibi gidebileceğini de akıllarının kenarına yazmış gibiydiler ama sözkonusu final olunca Lakers'dan büyük bir ders aldılar ilk maçta. Nasıl playoff ve normal sezon konsantrasyonu arasında uçurum varsa, final ve playoff konsantrasyonu arasında da büyük farklar olduğunu öğrendiler. Koskoca bir ikinci çeyreği çöpe attıktan sonra oyunu çevirmeyi bırakın bir daha maça ortak olmaya dahi yaklaşamamalarından sonra bu kez işlerine hem oyuncular hem de koç Stan Van Gundy daha sıkı sarılmış. Bu manzara çok netti.
Lakers'ın yaptığı usta işi savunma karşısında Orlando Magic kendilerine enerji veren hücumlarındaki akıcılığı maçın ilk yarısında sergileyemedi aslında. Doğru pasları ve şutları zaman zaman bulsalar da süreklilikleri ve isabetleri çok düşük kaldı. Sadece 15 sayı atabildiler ilk çeyrekte. Üstelik Kobe Bryant'ı savunmakla görevlendirilen iki oyuncu Courtney Lee ve Pietrus da çok erken 2 faul aldı. Bu çeyrekte Cleveland serisinde olduğu gibi 10-15 sayılık bir fark yemedilerse bunu Kobe Bryant'ın alçakgönüllü oyununa borçlular. Potaya kendisi bakmaktan ziyade etrafındaki opsiyonları işlemeyi, onları oyuna sokmayı ve enerjisini saklamayı tercih etti Kobe. Orlando kadar düzgün ele sahip olmayan ve atmaya alışmamış bir back court için böyle bir tercih bence yanlıştı ve sahadaki kötü Orlando'ya da sadece 15 sayı atabildiler.
Phil Jakcson da böyle bir Kobe'yi sahada tutmak yerine nasılsa oyunu götürüyorum diye düşünmüş olacak ki ikinci çeyrekte kenara aldı. 4, 5 dakika da dinlenme fırsatı buldu Kobe. Orlando cephesinde ise hücumda adeta Kobe olmadan oynayan Lakers'a karşı düşülen bu duruma karşı Stan Van Gundy birşeyler yapma ihtiyacı hissetti ve son derece acayip bir 5 ile oyunu götürmeye çalıştılar. Pota altında Battie ve Gortat ikilisi ve Nelson - Lewis - Reddick back courtu ile sahaya çıktılar. Şu 5'te kendi pozisyonunu yaratabilen ya da arkadaşını pozisyona sokabilecek kısmen Nelson dışında tek bir adam yok; ve dahi ben bunların antrenmanda bile bir arada oynadığını düşünmüyorum. Zaten öyle felaket, öyle plansız ve kopuk kopuk hücum ettiler ki sahada birbirine çarpan Orlando oyuncuları gördük. Kobe'yi kenarda tutan Lakers da fırsattan istifade farkı 5 sayıya kadar çıkardı. Sahada belki Kobe olsaydı tıpkı ilk maçta olduğu gibi yine bu çeyreğin başında oyunu koparabilirlerdi, hatta Kobesiz dahi kopartacak gibiydiler ama Magic adına bir oyuncu sahada inanılmaz bir direnç gösterdi hücumda. Rashard Lewis Orlando'nun 20 sayı attığı bu çeyrekte, 4 tanesi üç sayı çizgisinin gerisinden olmak üzere tam 18 sayı attı ve diğer 2 sayının da asistini yaptı Battie'ye.
Bu performans sayesinde Orlando maçta kaldı ve 40-35'in dönüşünde ikinci devre adeta çehrelerini tamamen değiştirerek, klasiklerini ve alışkanlıklarını optimum sergileyerek oynadılar. Hidayet o oyunun merkeziydi. Bu çeyrekte attığı 14 sayı elbette çok değerli ama Orlando'nun sistemini tıkır tıkır işletmesi bundan daha değerliydi. 65 - 63 önde kapadılar 3. çeyreği ve öylesine akıcı bir oyuncu oynadılar ki Kobe insiyatif alma gereği duydu. O da maçta bulduğu 29 sayının 10'unu bu çeyrekte kaydetti.
Son çeyrekte ise NBA finalini izlediğimin farkına vardım. Atmosfer, mücadele ve basketbol. Hepsi üst düzeydi. Bir ara Jack Nicholson öylesine kaptırdı ki kendini, hakeme dalacak sandım. Bu çeyrekte de Hidayet aldı sırtladı Orlando'yu. Top getirdi, asist yaptı, şut kullandı ve Kobe Bryant da dahil olmak üzere üst düzey bir savunma sergiledi. Yapılabilecek herşeyi yaptı. Cleveland serisinde de sazı eline aldığı anlar yadsınamayacak derecede fazlaydı ama bu kadar uzun bir süreye yayılmamıştı. Cleveland süperstarının kilitlendiği bu anlarda başka bir oyuncu çıkaramıyor ve havluyu atıyordu ama Lakers atmadı. Lamar Odom'u piyasaya sürdüler. Maçın sonuna da Kobe'nin isabetli serbest atışları ve Gasol'un turnikesiyle 88-88 eşitlikle girmeyi başardılar. Üstelik Orlando hücum süresini maksimum kullansa dahi Lakers'a maçı çevirmek için yeterli süre kalacaktı.
Skor 88-88 iken Orlando 33.5 saniye oyuna başladı ve hiç de iyi top çevirip, doğru eli bulamadığı bir hücumda bitime 10.9 kala Courtney Lee ile bomboş bir koridor bulmayı başardılar. Lee'nin o koridoru değerlendirip turnikeyi atması işten bile değildi ama topu fileden geçiremedi. Son sözü söyleme şansı Kobe Bryant'ın elindeydi artık.
Bryant bitime 1.8 saniye kala soldan yaptığı driplingin ardından istediği şutu, serbest atış çizgisinin biraz önünden, yakaladı ama arkadan Hidayet'in jenerik olacak o müthiş bloğunu hesap edemedi. Aslında bloktan öte bir top çalmaydı pozisyon. Zira ağır çekim ve tekrarlarda Hidayet'in topa dokuşunun kusursuz ve tertemiz olduğunu gördük. Tereyağından kıl çeker gibi, topu Kobe'nin ellerinden çekti aldı ve molayı da almayı başarıp takımına son bir hücum şansı tanıdı Türk.

Vazifesi bitmemişti, kalan 0.6 saniyede topu kenardan oyuna sokacaktı daha. Courtney Lee'ye attığı alley-oop pasını şu göbeklenmiş halimle sahada ben tamamlardım turnike ya da tiple. Hani anlatılacak bir pozisyon değil, izlendiğinde anlaşılır ancak. Tırnak kalmamıştır bu pozisyonun ardından Florida'da.
Uzatmada ben faul problemli oyuncularının az olması sebebiyle Orlando'yu daha şanslı görüyordum ama gerçekten çok isabetsiz şut atıp, çok kötü top kullandılar. Hatta kullanamadan bir çoğunu kaybetti. Burada 4. çeyrekte Hidayet'i çok sert savunan ve yıpratan Ariza'nın payı büyüktü. Kobe ve Gasol ikilisi oyunu domine ederken, pili biten Hidayet ikinci devredeki kadar etkin olamadı oyunda. Yine de JJ Reddick biraz basiretli olabilse, çeyreğin başındak bomboş üçlüğü soksa ya da top kaybı yapmak yerine topu kolay pozisyonda Howard'a indirebilse maçı alma ihtimalleri hayli yüksekti. Oysa sadece bu ceza atışlarını soksun diye oyunda 27 dakika kalan Reddick 1/6 üç sayı ve 1/3 iki sayı isabetiyle oynadı. Yatacak yerin yok Reddick.
Bundan sonrası için Gina'ya duacıyız. Zira 2-2 bile olsa bundan sonra dönmesi hayli zor finalin bana göre.
7 Haziran 2009 Pazar
Orlando'dan Gina Totemi

Orlando Magic ve LA Lakers bu gece NBA 2009 final serisinin ikinci maçında karşı karşıya gelecekler. Saha avantajına sahip Lakers ilk maçı kazanıp seride 1-0 öne geçti. Bu geceki maçın da favorileri konumundalar ilk maçın ışığında. Orlando tarafı olası bir 2-0 ın üstesinden gelmek için teknik hazırlıklar dışında totemlere de başladı. İşin şans kısmını dahi düşünüyorlar. Amway Arena'da 9 Haziran gecesi oynanacak 3. maç için Gina Marie Incandela adlı 7 yaşındaki bir kız çocuğu sahne alacak maçtan önce. ABD Ulusal marşını seslendirecek. Gina daha önce bu salonda bu sene playofflarda 6 kez milli marşı seslendirdi ve Orlando'nun 6-0'lık galibiyet serisi mevcut Gina'nın sahne aldığı maçlarda. 2 yaşına kadar otizm belirtileri gösteren, 3 yaşına kadar konuşmayı başaramayan bir kız Gina ama muazzam, büyüleyici bir sesi var. O kadar rahat ama içten söylüyor ki bütün salonu ve oyuncuları etkisi altına almayı başarıyor bu çocuk. Celtics maçından önce çekilmiş video'da göreceksiniz; Hidayet dahi kendini tutamıyor, Reddick'in eli bir an da kalbine gidiveriyor.
Video: ABD Ulusal Marşı - Gina Marie Incandela
My Space: Gina Marie Incandela
31 Mayıs 2009 Pazar
Orlando Magic Finalde

Serinin aksine bu sefer işi sıkı tuttular, maceraya girmediler. Maça hızlı başladılar ve öyle de devam ettiler. Şovalyeleri "güle güle" nidalarıyla evlerine gönderdiler. Cleveland'ın bu sene böyle ezildiği, Lebron'un hiçbirşey oynayamadığı ve Dwight Howard'ın herşeyi yaptığı maç pek nadirdir sanırım. Bir kez bile öne geçemedi Cleveland, bir kez bile.
Bunun en büyük sebebi Cleveland'ın bir savunma takımı olmasına rağmen rakibini hücum ederek yenmek isteyişiydi. O yüzden de serinin geneline bakıldığında şu maç için alışılmadık Cleveland rakamları var. Mesela 15 hızlı hücum sayısı, mesela 40 boyalı alan sayısı. İki sayı ve üç sayı yüzdesinde de Orlando'dan az farkla da olsa iyilerdi ama 103 - 90 biten maçta Orlando'yu durduramadıkları gibi iki detayda da ezildiler. Serbest atışlar ve ribaundlar. Cleveland 22'de 11 faul atarken Dwight Howard tek başına 12/16 faul atma başarısı gösterdi ve oyunda tam anlamıyla hakimiyet kurdu. Shaq fiziği ve Tim Duncan fundamentalinden imal edilmiş bir mutant gibiydi. Hücumda ve savunma da yapılabilecek ne varsa yaptı sayılır. Bir tek üç sayı isabeti bulamamıştı, onu da maç sonunda denemekten geri kalmadı.
Cleveland için bu seriyi kaybetmek Lebron'u kaybetmek anlamına da gelebilir ve free agent konumuna düşen Joe Smith & Szczerbiak ile de yolları ayırıp, salary capi boşaltıp yepyeni bir yola sapabilirler. Tabi takas için uygun takımların hangileri olduğunu bilemiyorum, uzmanlarına bırakmak lazım ama gönlümden Knicks geçer.
Magic'in ise finalde Lakers karşısında işi bu kadar kolay olmayacaktır. Orlando'nun final tecrübesi olan oyuncusu yok bildiğim kadarıyla (edit). Playoff maçları normal sezondan ne kadar farklıysa, final serileri de playoff serilerinden o derece farklıdır. Üstelik Orlando dış adamları karşılarında Cleveland kadar kısa oyuncular bulmayacaklar bu kez. Ariza, Odom, Walton ve hatta Morrison ile Orlando'nun dış atışlarını bozabilirler.
Yine de şu formuyla ve moraliyle, saha avantajını ellerinde bulundurmamalarına rağmen favorim Orlando Magic. 4-2 diyorum. En büyük teknik dayanağım ise Dwight Howard'ın Pau Gasol'un sertlik karşısında yılan yapısıyla seriyi domine etme ihtimali. Bynum da gitsin kumda oynasın...
23 Mayıs 2009 Cumartesi
Where Amazing Happens

I Love This Game sempatikti, bir dönemi çok iyi ifade ediyordu ama NBA'i en iyi anlatan motto kesinlikle budur. Bu seneki Chicago - Boston, Lakers - Houston ve son olarak Cleveland - Orlando serileriyle gerçekten acayip şeylerin şöleni NBA. Tek bir hareket ile 47 dakika 59 saniyelik koca bir maçı şöpe atabiliyorsunuz. Skorborda 96-95 yazdıran, Lebron James'in o muazzam buzzer beater üçlüğün ardından hangi yorumu getirebilirsiniz ki bu maça ? Yine de birkaç kelime etmek lazım.
Cleveland Süreyya Ayhan gibi takım. Startı Road Runner misali yapıyor ama iş finişe geldiğinde aynı enerjiyi, aynı kararlılığı, aynı konsantrasyonu sergileyemiyorlar. Coyote'nin kendine gelmesine, avının peşinde koşmasına imkan tanıyorlar. Cleveland koçu Mike Brown ilk maçta pota altını döven Dwight Howard'a çare olarak da double team düşünmüş bu kez ve Ben Wallace'ın dakikalarını arttırmış. İdeal bir çözüm değil belki, velakin Ben Wallace'ın pozisyon bilgisi ve Varejao'nun aldatma temsilleriyle epey hızını kesti Dwight Howard'ın bu ikili sıkıştırmalar. Dışarıdaki opsiyonlar Hidayet, Rashard Lewis ve Rafer Alston'un da o dakikalarda yerlerde sürünen bir şut performansı sergileyince, 23 sayıya kadar çıkardı Cleveland farkı 2. çeyrek ortalarında. Devre sonuna doğru Reddick'in çabası ve isabetli şutları Magic'i biraz olsun ateşledi. Hidayet ve Lewis'in de ufak kıpırdanışıyla devre 12 sayıyla bitti.
Bu doping ve Polonyalı Gortat ile savunmayı da oturttu Magic. Lebron dışındaki bütün alternatif sayı kanallarını kapattı Cleveland'ın. Hido ve Lewis de hücum ritimlerini iyiden iyiye buldular ve çaylak Courtney Lee'nin katkısıyla maçın bitime 5.27 kala ilk kez 86-84 ile öne geçtiler. Courtney Lee'ye kısa bir paragraf açmak lazım. Tayshaun Prince'den beri star olarak NBA'e gelmeyen bir çaylağın ilk kez bir Playoff maçının sonuna bu denli katkı yaptığını gördüm. Tayshaun savunmasıyla yapardı bunu, Lee ise hücumuyla başardı. Acayipti ama Mo Williams'ın attığı 7 sayıyla Cleveland'ı o dönemde kaostan kurtarması daha da acayipti.
23 sayılık geri dönüşün ardından Hido'nun bitime 1 saniye kala attığı şut mizansen olarak yıllar önce Jordan'ın aynı takıma, aynı yerden Ehlo üzerinden attığı şutu getirdi akıllara. Ancak Hidayet sözkonusu olunca aklıma Horry'nin Sacramento'yu yıktığı an canlandı ilk olarak gözümün önünde. Hidayet o günün acısını çıkarıyordu sanki ve mutlu sonu kafamda yazmıştım. Lebron'u unutmuşuz. Hatırlattı kendini. Ama ne hatırlatma.
Duygular da karışıyor haliyle. Bir tarafta Lebron - Kobe kapışması, diğer tarafta bir Türk'ün all star seçilmekten daha da büyük bir iş başarıp şampiyonluk hedefi olan bir takımın oyun lideri olması. Gel de çık işin içinden...
Son notum da Kaan Kural için olsun. NBA, bu sempatik ve lafı gediğine koymaktan çekinmeyen adamla bir başka keyifli. Sabahın köründe Seinfeld ya da Coupling izlemezken evde kahkaha atacağım aklıma gelmezdi. Varejao için söyledikleri hem doğru hem de komikti. Yattığı yerden oynuyor lafı yorumculuk literatürüne yeni bir ufuk açmıştır. Beğeniyle izliyoruz...
21 Mayıs 2009 Perşembe
Orlando 107-106 Cleveland

Maçın bitimine 25.6 var. Lebron James zor pozisyonda basketi atmış ve faulü almış. Ardından maç boyunca problem yaşadığı tek an olan serbest atışta da isabeti sağlamış. 20 saniyelik mola esnasında Lebron James'in dudaklarından acı dolu ve yalvarır bir yüz ifadesiyle "one step" kelimeleri dökülüyordu. Maçın bitmesini istiyordu., o 25.6 saniye bütün maçtan daha uzun gelmiştir eminim Cleveland'a. Bu sadece Lebron James'in değil lideri olduğu takımı Cavs'in de bu maçta hem fiziksel hem de mental olarak ne kadar bitkin ve bu tür maçlara ne kadar hazırlıksız olduğunun işaretiydi bana göre.
Stan Van Gundy ise rakibinin bu eksiğini maçta çok evvel görüp, oyuncularına kendilerinin sahip olduğu tecrübenin kudretini anlatmıştı bir mola esnasında. Magic'in maçın en stresli anlarında, topla oynaması en zor anlarında bu kadar rahat oluşunda hatta oyuncularının gülümseyerek topu oyuna sokuşunda bunun etkisi yadsınamaz. Olası bir uzatmada potakıran Dwight Howard'dan yoksun olma durumuna rağmen üstelik. Orlando Magic 4-3 biten, her türlü çok yoruldukları Boston serisinin ardından ilk devre bu kadar ezilmelerine rağmen geri dönmesini bildi. Pek görmediğim bir şekilde NBA'in açık ara favori takımına karakter gösterdiler. Yoruldukça daha da dinçleştiler. Bay Son Çeyrek Hidayet'e sahip oluşlarının motivasyonu da çok büyük elbette bu galibiyette. Gerçekten tarif edilemez bir oyun oynadı. Sayıları çok fazla değildi ama geri dönüşte üstlendiği rolü, yaptığı katkıyı başta asistleri olmak üzere izlemek çok keyifliydi. Bunu yapan adamın Türk olması keyfin derecesini daha da arttırdı.
Lebron'un maç sonunda gördüğümüz sakatlığı ne derece ciddi bilemiyorum ama aynı sıhhatinde olsa ve oynasa dahi Cleveland için seri bekledikleri kadar kolay olmayacak. Bu kesin. NBA takibim bu sene playoff sezonunda başladı, Cleveland'ı da uzak ara favori olduğundan hiç izlemedim ama gördüğüm şu ki; Lebron olmadığında da takımı oyunda tutabilecek, yön verebilecek oyunculara ihtiyaçları var. Zamanında Chicago Bulls Michael Jordan'a çok daha muhtaçtı, katkısı 49 sayı 6 ribaund, 8 asist ve 3 bloktan çok daha fazla olabiliyordu ama o takımda yeri geldiğinde Pippen, Kerr, Kukoc hatta Rodman bile başrole soyunabiliyordu. Durumunu bilmiyorum ama Michael Brown'un Ben Wallace'ı daha fazla kullanması gerekiyor sanki.

.jpg)




