29 Haziran 2008 Pazar

Viva España



Maçtan önce Almanya'nın bu maçta İspanya'nın zaman zaman forvet gibi oynayan hızlı ortasahasına karşı neler yapabileceğinin maçın kazananını belirleyeceğini düşünüyordum. Almanlar hiçbirşey yapamadı. Löw'ün tercihlerinin de etkisi vardı bunda. Diri olmayan Frings ve Ballack'ın yanına bir de sahada hayaletten farksız olan Schweinsteiger ile Podolski eklenince İspanyol ortasahası ilk 10 dakika dışında cirit attı Almanların arasında. Dar alanda o kadar isabetli, etkili ve zarif paslaştılar ki hayran olmamak elde değil. İspanyolların hızıyla başa çıkamadılar Almanlar, en çabukları olan Lahm dahi Torres'in rüzgarına yetişebildi ancak.



O Torres benim maçın adamı adayımdı ve oldu da. Attığı gol bir yana, Mertesacker ve Metzelder'i eskilerin tabiriyle hallaç pamuğu attı. Löw ikinci devre hücumu hiç olmayan Friedrich'i oyundan alıp Lahm'ı o kanada yollasa Almanların şansı olabilirdi ama bunu yapmadığı gibi, takımın tek vasatüstü oyuncusu Hitzlsperger'i de oyundan aldı. Aragones de karşı hamle olarak ortasahasını güçlendirşnce sahadan tamamen silindi Almanlar. Birşey yapamayınca da sinirlendiler, oyunu çirkinleştiler. Sonrası ise oyun olarak kedi fare kovalamacasından farksızdı. İspanyollar işi biraz dalgaya ve şova vurmasalar Almanların oyun içerisindeki acziyeti skora da yansıyacaktı ama olmadı.



Hülasa İspanyollar hakettikleri bir şekilde, 44 senelik özlemi sonlandırdılar. Her maçta standartlarını korudular ve geçen turnuvada Yunanistan'ın kazandığı şampiyonluğun ardından seyri değişen Avrupa futboluna başka bir ufuk kattılar. Sadece bunun için bile teşekkür edilir çiçeği burnunda Fenerbahçe hocası Luis Aragones'e. Palop'un Arconada'nın 24 sene önceki kaleci kazağını giymesi de kupa seramonisinin güzelliğiydi. Marca'nın dediği gibi onlar artık Avrupa'nın Kralı. Viva España...

Etiketler: ,

Almanya vs. İspanya



Ben dahil futbolseverler İspanya'nın kazanmasını istiyor bu gece. Almanların kazanmasından bıktı artık insanlar ve elbette İspanya'nın kazanamamasında da. Bir değişiklik lazım. Futbolun selameti açısından ise beklentim yok. Anti futbol oyunuyor denilen Almanlar İspanya'dan 1 gol az atmış sadece, iyi denilen savunmaları ise 3 fazla gol yemiş. Buna rağmen herşey iki teknik direktörün elinde, onların taktik ve stratejik çözümlemesi belirleyecek herşeyi.



Aragones'in Almanlara karşı hem oyuncuyken hem de teknik adamken yaşadığı kötü anlar var. 1965-66 Kupa Galipleri Kupası çeyrek final maçında Atletico Madrid ile Borussia Dortmund'a elenirler. 1974 Şampiyon Kulüpler Kupası Finali'nde de ise gol atmasına rağmen Atletico Madrid 120. dakikada yediği golle Bayern Münih ile berabere kalır. O zamanki statüye göre yeni bir maç oynanır ve Panzerler 4-0 ile kupayı alırlar. Hocayken de yaşadığı dramatik maçlar var. 1975-76 Kupa Galipleri Kupası yarı final maçında Hamburg'u ilk maçta 3-1 yenmelerine rağmne ikinci maçı 3-0 kaybederek elenirler. Yine 1979-80 UEFA Kupası maçında Dynamo Dresden'e iki maçta da yenilerek elenir takımı Atletico Madrid. Almanlara karşı ilk turunu 23 sene evvel oyuncu olarak elendiği Bayern Münih'e karşı Valencia ile alır ama bu kez de çeyrek finalde yine bir Alman'a, Schalke 04'e kaybederek elenir.

Löw ise bu konuda rahat çünkü ilk kez bir resmi maçta İspanyollara karşı mücadele edecek.



Aragones mecburiyetten oynattığı çift santrfor yerine David Villa'nın yokluğundan istifade Fabregas ile güçlendirilmiş bir ortasaha tercih edecek gibi. Bizim yaptığımız gibi Almanları pas manyağı yapmaları olası. Almanya'da da Ballack oynamayacak benim UEFA'nın resmi sitesinde okuduğuma göre. Almanların en zayıf yanı, rakipleri İspanya olmasından dolayı, savunmaları olacak gibi. Şu ana kadar yedikleri 6 gol ile pek güven vermemişlerdi zaten. Üstelik Metzelder de zaten turnuvaya ham geldi, Real Madrid'de doğru dürüst topa vurmadı. Mertesacker ve iki kenar beki de zaman zaman forvet gibi oynayabilen o hızlı ortasahaya karşı ne kadar başarılı olacak göreceğiz.

Maçın adamı adayım, şu ana kadar turnuvanın bana göre hayalkırıklığı olan Fernando Torres.

Etiketler: ,

27 Haziran 2008 Cuma

Siesta, Flamenko, Gol



Ruslardan daha fazlasını bekliyordum doğrusu. Hollanda maçındaki oyun ya da yarı finale çıkmalarıyla da ilgisi yok bunun. 4-1 yenildikleri ilk maçın maçın ilk 30 dakikasını daha uzun bir süreye yayacaklarını düşünmemdi tek sebep. 10 dakika bile oynayamadılar o futbolu. Arshavin'in kaybolması bir yana, Rusya'yı esas etkisiz kılan Zhirkov'un Sergio Ramos karşısındaki her mücadeleyi kaybetmesiydi ve elbette İspanyol ortasahası.

Xavi ile Iniesta zaten Barcelona'dan tanışıyorlar. Deco yerine de belki ondaa daha iyi olan Silva'yı koyunca 3 sene önceki öldürücü Barcelona ortasahasını izler gibi olduk. Kupayı da kaldırırlarsa sadece Aziz Yıldırım'ın Aragones hamlesindeki elini güçlendirmiş olmayacaklar, aynı zamanda klasik olacaklar tıpkı İspanyolların 3 meşhuru gibi. İspanya'ya dair üç şey sayın desem sokaktaki adama siesta, flamenko ve boğa güreşi cevapları dışında pek az yanıt gelir sanırım. Siesta ve flamenkoyu 3 gün boyunca yine yapacak İspanyollar ama güreşecekleri boğa en az kendileri kadar aç ve moralli Almanya olunca bir çifte ihtimali de yok değil. Umarım Torres ok gibi bir şutla golünü atar, matador Aragones galip ayrılır da ablanın doyumsuz sevincini izleriz Almanların bira dolu kutlamalarının yerine.

Etiketler: ,

26 Haziran 2008 Perşembe

Denge



Buraya kadar alınan galibiyetlerin, geçilen turların arkasına futbola dair birşey koyamadık. Hep mucize, yürek, hırs ile anıldık; oysa Almanya maçını kazansaydık başka türlü anılacaktık. Futbol oynayan, hücum oynayan Türkiye olarak. Ama olmadı. Eskiden hayat bilgisi derslerinde söylenirdi doğada herşeyin kendi içerisinde bir dengesi olduğu. Futbolun da öyleymiş, başka türlü açıklayamıyorum. Çünkü oynamadan kazandıklarımızı, oynadığımızla kaybettik.

Etiketler: , ,

22 Haziran 2008 Pazar

Rus Balesi



Turnuvanın en underrated takımı Rusya şu ana kadar. Daha önce de dediğim gibi turnuva sürprizini onlardan bekliyordum ve yaptılar da. Bizim ki gidiş yolundan daha çok ses getirdi belki ama hem futbol olarak hem de sonuç olarak en sansasyonel takım durumundalar.
Üçü gol olan tam 24 şut attılar Van Der Sar'ın koruduğu kaleye. Ceza sahasına bu kadar korkusuz ve rahatça akan, üstüne orada adeta dans bir takım uzun süredir görmemiştim. Arshavin önderliğindeki Ruslar, Zico'nun 82 yılındaki Brezilyasındaki gibiydi. Ayaklarına sağlık...

Etiketler: ,

21 Haziran 2008 Cumartesi

Kontra



İspanyol basını günlerdir ABD 94'ün çeyrek final maçında Tassotti'nin Luis Enrique'ye attığı dirsek üzerinden intikam çığlıkları atıyorlar, Euro 2008'de İtalya ile oynayacakları çeyrek final maçı için. İtalya ise daha sakin seyrediyordu, hatta tansiyon düşürücü demeçler vardı ki bu kontra geldi İtalyanlardan. Üstelik İtalya'nın kamp merkezindeki bir pankart bu. 88 yıldır İtalya'yı resmi maçta yenemeyen İspanyollar için bir motivasyon olur mu bilinmez; ama ben 94'teki maçta ilk golün asistini yapan Donadoni'nin bu maçı yine galip kapayacağını düşünüyorum.

Etiketler: ,

Tanrı Bizim Olmamızı İstiyor



Başka bir açıklaması yok bu maçın hakikaten. Mucize kaldığı yerden, Norveç maçından bu yana devam ediyor.

Etiketler: , ,

18 Haziran 2008 Çarşamba

www.euro2008.com



Daha önce de resmi siteler gördük, ama şu ana kadar açık ara bir turnuva hakkında verilmiş en iyi içeriğe sahip site www.euro2008.com. Özellikle Castrol ve Canon sponsorluğunda sunulan içerik sayesinde sponsorluğun nasıl yapılacağını da öğreniyoruz. Daha Haziran ayı bitmemesine rağmen 10 milyon ziyaretçi almış site. Bu Euro 2004 resmi sitesinin tam 5 katına denk geliyor. İşin ilginç yanı bu ziyaretçilerin ağababalarının İngilizler oluşu. Sponsorlar Hırvatlara ne kadar dua etse az...

Etiketler:

17 Haziran 2008 Salı

Yeni Vieira ?



Domenech turnuvada oynadığı 3 maç boyunca stoper ikilisini, forvet ikilisini, kanat ikilisini ve bek ikilisini değiştirdi sadece bu ikiliden vazgeçmedi. Makelele ve Toulalan her maçta 90 dakika oynadılar. Oysa bu ikilinin Fransa'nın hücum organizasyonuna katkıda bulunacan oyuncular olmadığı çoktan belliydi ve o yüzden Fransa 2002 Kabusuna Doğru Mu ? diye düşünmekten alıkoyamamıştım kendimi.



Doğrusu Vieira'yı çok aradılar. Zidane'ın bile yeri Ribery ile teknik olarak dolmuş gibi gözüküyor ama Fransızlar Vieira'ya alternatif üretemedikçe bir adım ileriye gidemeyecek gibi. İlk işleri yeni Henry, yeni Zidane, yeni Thuram'dan önce yeni Vieira olmalı. Aynı sorunu 2002'de 0 golle tamamlanan turnuvada, bu kez Vieira'nın berbat performansıyla yaşamışlardı. Bu turnuvada Henry'nin bir plasesi vardı neyse ki.

Etiketler: ,

16 Haziran 2008 Pazartesi

İlk Maç Avusturya'nın



Bu akşam kader maçlarını oynayacak Almanya ve Avusturya ama ilk karşılaşma pornostarlarının yer aldığı Sexy Soccer 2008 kapsamında yapıldı bile. Vivian Schmitt gibi tecrübeli oyuncularına rağmen Almanlar maçı 10-5 kaybetti.

Şöyle bir turnuva Türkiye'de olsa ne olur, düşünemiyorum dahi...

Etiketler: ,

Teselli



Yerinde sayan İsviçre futbolu için yeni bir nesil yarattı. Biri Dünya Kupası, ikisi Avrupa Şampiyonası olmak üzere son 3 büyük turnuvaya İsviçre'yi taşımasını bildi Jakob Kuhn. Evlerinde oynadıkları bu son turnuva hayalkırıklığı olsa da Portekiz karşısında alınan galibiyet hem İsviçre'nin Avrupa Şampiyonası tarihleri boyunca aldığı ilk galibiyet hem de Köbi Kuhn'a teselli oldu.

Bundan sonra Ottmar Hitzfeld ile yoluna devam edecek İsviçre.

Etiketler: ,

15 Haziran 2008 Pazar

Türk Mucizesi



Maçın son 30 dakikasını mucizeden başka birşeyle açıklamak mümkün değil.Çeklerin 3. golünün direğe takılması, maç boyu aleyhimize çalışan hakemin bu pozisyon sonrasındaki açık penaltıyı vermemesi, Bruckner'in 2-0'dan sonra sahada işlevi kalmayan Koller ile Baros'u değiştirmemesi, Cech'in topu elinden kaçırması, Volkan'ın işgüzarlığında topun kaleye yönelmemesi, Çeklerin kaleci Tuncay'a şut atamaması.

Arda, Hamit, Nihat ve 3-2.

Çeklere bunu en son yaşatan Euro 96'da Ruslardı, şimdi tarih Türkiye'yi de yazacak. Tebrikler...

Etiketler: , ,

Bir Devrin Sonu



Turnuvanın en hücum edemeyen takımıydı Türkiye, en uçtaki Nihat tercihinde ısrar edene kadar. Ne zaman Semih tercihi yapıldı Türkiye kıpırdadı. Yunanistan için de benzer bir hikaye sözkonusu. Hoş onlar hücum niyeti pek fazla olmayan bir takım ama Rehhagel'in Gekas inadıyla olan kapasitelerinden de oldular. Dahası onları şampiyon yapan oyun karakterlerini de o zamanki kadar kusursuz yansıtamadılar sahaya.

Hollanda, İspanya gibi takımların Fransa ve İtalya'dan çok daha iyi bir turnuva çıkarması. Hırvatların Almanları alt etmesi, Yunanistan'ın da elenmesiyle bir devir kapandı gibi görünüyor Avrupa futbolunda.

Son görev ise Rusya'nın.

Etiketler: ,

14 Haziran 2008 Cumartesi

Ceza



Hiç adetim değildir bahis oynamak ama bu maça 0-0 bahis oynamıştım. Sebebi iki üç puanı olan takım için üst tur anlamında birer puana hayır demeyecek olması ve özellikle İsveç'in savunma anlayışı yüzünden maçın kilitleneceğiydi. Torres'in gol arzusunu ve öyle bir topa hamle yapacak kadar gözü kararttığını hesap edemedik. İsveç'in çabuk cevabıyla oyun 0-0 olmasa da küçük bir yanılma payıyla 1-1 olarak neticelenecek gibi duruyordu, lakin İsveç savunmasının maç bitti havası onlara pahalıya patladı. Cezayı kesti MaraVILLA. Hem İsveç savunmasına, hem de antifutbol konusunda Yunanistan'dan farkı olmayan Lagerback'a. Rusya umarım İsveç'e ikinci tokadı da vurur, Yunanistan'dan sonra ikinci anti futbol temsilcisi de turnuvaya veda eder.

Etiketler: ,

13 Haziran 2008 Cuma

Ölüm Grubuna Turuncu Yaşam Öpücüğü



Euro 2004'de ikişer ikişer istif edilmişlerdi, Euro 2008'de üçünü bir odaya koydular. Öldürün birbirinizi dediler. Öldürürken de yaşam belirtisi gösterip rekabet ve kalite sergileyecekler; izleyenler de adrenalin ve huşu içinde bulacaklardı kendilerini. Oysa ölüm grubuna yaşam öpücüğü veren tek takım turuncular. Diğerleri cesetten farksız anca eskrim heyecanı veriyorlar.



Domenech Romanya karşısında dahi hücum edemeyen takıma çare olarak Henry, Govou ve Evra'yı sahayı sürmüş. Ribery ise Henry'nin yanında bulmuş kendini. Maolouda ve Govou da ortasaha gibi de değil de forvet gibi oynuyordu. 1958 ve 1970 Dünya Şampiyonu Brezilya gibi sahada 4-2-4 gibi gözüküyorlardı bir nevi.

Lakin Brezilya akıcılığından eser yoktu mavilerde. Futbolun o yıllardaki karakterinden çok uzak olması bir yana; Domenech de bu forveti organize edecek ortasaha ikilisindeki tercihini yine Toulalan ve Makalele gibi iki savunma yönü güçlü isimden kullanınca ortaya koca bir hiç çıktı. Ne savunma ne hücum ne de pres. Koca bir hiç.



Hollanda elbette bu hiç karşısında, beşli ve kompakt ortasahası sayesinde çok çabuk sazı eline aldı. Pas yapa yapa bayılttılar Fransızları. Bir kornerde de golü bulunca iyiden iyiye oyunu domine etmeye başladılar. Fransa ise sadece Engelaar'ın arada sırada sunduğu ikramlardan medet umdu.

İkinci devre ise Engelaar - Robben ve Kuyt - Van Persie değişiklikleri ile vurkaça döndü Van Basten. Van Persie'nin golüyle sonuçlanan atak bunun nasıl yapılacağına dair kısa bir film gibiydi. Fransa ise Gomis ile oyunu biraz rakip yarı sahada oynamayı denedi, Henry'nin ofsayt golüyle umutlandılar da. Ama Robben kendinin dahi şaştığı o golle, Fransızlara beyin ölümünü yaşattı. Fişi çeken ise Sneijder oldu.



Artık Hollanda ve Van Basten rüştünü ispat etti. Şu an açık ara turnuvanın en formda takımı durumundalar. Fransa ise bütün bu kepazeliğe rağmen hala üst tura çıkabilir ve Domenech hala saygı görebilir. 2006 finalinin rövanşını alarak hem de. Şahsi fikrimse bir ölüm grubu klasiğiyle gruptan underdog takımın yani Romanya'nın üst tura çıkacağı.

Etiketler: ,

İtalya Kazanırsa



MTV'nin meşhur Total Request Live şovunun ilk yurtdışı ev sahibidir İtalya. Bu seneki programın sunucusu resimdeki afet Elena Santarelli. Canlı yayında bugünkü Romanya maçı için "İtalya kazansın soyunacağım" dedi. Belki köşe yazılarına malzeme olmadı ama İtalyan halkı Türklerin Ahmet Çakar'ı konuştuğundan fazla konuşuyor onu. Eh vücut farkı var, olsun o kadar.

Program 17 Haziran'da Bari'den canlı yapılacak bu arada. Meraklısına...

Etiketler: , ,

26 Yıl Sonra İlahi Adalet



Almanlar dinamizmine birazcık teknik ekleyen bir takımla karşılaşınca bütün defolarını gördük. Lehmann tercihinden vazgeçmesi lazım Löw'ün. Santrfor Gomez'i de daha aktif kullanması. Artık tek bir maç kaldı önlerinde pankarttaki rüyanın devam etmesi için. Ama karşılarında 1982 yılındaki kardeş Avusturya olmayacak. Allah'ın sopası varsa eğer Almanya'nın başına vurur. 26 senelik adalet için.

Etiketler: ,

12 Haziran 2008 Perşembe

Umut Galip Çıktı



İki mağluptan bir galip çıkacaktı diye düşünürken, tek galip çıkan umut oldu her iki takım adına da.

Avusturya ilk maçtakinden farklı olarak 50 sene öncesinin WW dizilişiyle, Saümel, Standfest ve Gercaliu’dan ibaret 3 oyuncusundan vazgeçmişti bu kez. Bu oyuncular yerine Garics, Leitgeb ve ilk maçın flaş ismi Ümit Korkmaz’ın oynadığı 4-4-2 dizilişine geçiş yapılmıştı.

Gerçi sol bek mevkiinde hiç yarı sahasını geçmeyen Pogatetz tercih edilse de, önünde hiç kendi yarısahasına gelmeyen Ümit Korkmaz ile nötrlenmişti bu durum.

Avusturya bütün bu seçimleriyle hücum yaparak ve bir an önce rakibine öldürücü darbeyi vurarak başlamak istemiş gibiydi. Yetenek açısından fakir olan, oyunu çevirmek için yedek oyuncu ve oyun opsiyonları olmayan bir ekip için doğru bir hamleydi bu.

Polonya da sanki buna imkan tanımak için sahaya çift santrfor, arkalarında ortasahayla hiç bağlantısı olmayan Guerreiro ile çıkmıştı maça. Buna birer ortasaha oyuncusu gibi oynaması gereken Krzynowek ve Dudka’nın da daha ziyade çizgide kalması ve Benhakker’in derinlikten uzak bir halde ileriye çıkan demode savunma anlayışı da eklenince; Avusturya eminim kendisinin de beklemediği kadar atak geliştirip daha maçın başında Harnik, Leitgeb ve Ivanschitz ile 4 inanılmaz gol pozisyonu yakaladı. Ancak kalede örümcekten farksız Boruc vardı. Doğrusu son yıllarda gördüğüm en etkileyici kaleci performansıydı.

Polonya cephesinde ise hücum anlamında pek bir plan yok gibiydi. Krzynowek, Guerreiro ve Smolarek’in bireysel becerisi ve Lewandowski’nin uzun menzilli şutlarıyla üretmeye çalışıyordu.

Lakin Avusturyalılar eski alışkanlıklarından pek kurtulmamış gibiydi. Savunmanın solunda oynaması gereken Pogatetz alışık olduğu üzre Stranzl’ın yanına kayıyor ve sol kanatta at koşturulacak bir boşluk oluşuyordu.

Polonya bu boşluğa iki kez sol kanattan atılan ters toplarla girdi ve iki net pozisyon yarattı. Birinde de yardımcı hakem Michael Mullarkey’in ofsayt katkısıyla öne geçtiler. Avusturya’nın gazı bu golle birlikte tamamen kaçtı. Duran toplar dışında hiç pozisyon üretemediler. Polonya ise maçı pas yaparak kontrol edip, Smolarek ve Krzynowek’in ani çıkılarıyla gol aradı.

Avusturya’nın gol için yaptığı Vastic ve Kienast hamleleri de tutmadı. Fakat tam maç bitecek derken, ekmek yediği ülkeye hıyanet etmek istememesinden midir bilinmez, Bak’ın bir işgüzarlığı ile büyük fırsatı tepti Polonya. Grup iyice arapsaçına döndü.

Son söz: Hırvatlar turu garantilemiş bile olsalar, bu boşlukları Avusturya kadar cömertçe harcamazlar.

Etiketler: , ,

Bir Futbol Masalı



Bu maçın yazısı diğerleri gibi olmaz, olmamalı da. Hava maçın ortasında su koyvermişti bir kere. Sonra biraz kan boşaldı. Türkiye sahadaki 3 Türk'e karşı oynuyordu üstelik. Basının istedikleri oynuyordu bizim tarafta, Arda Turan başta. Diziliş belki daha netti önceki maça göre ama oyunda değişen birşey yoktu. Sadece dizilmişlerdi. Üretim yerine panik vardı. Hamit gene sağ bek, ileride gene Nihat Kahveci tek başına, Nihat ile Tuncay gene topu paylaşamıyordu. Volkan yine kurtarıyordu ama bir yere kadar.

Eren Derdiyok getirdi, Hakan Yakın boş kaleye yuvarladı. Yeni bir Podolski hikayesine hazırlamıştık kendimizi.



Yağmurla birlikte nakavt için herşey hazırdı. Yine boş bir kale, Hakan Yakın ve top. O topun gelişine bilinçli bir şekilde dışarı vurmak istesen vuramazsın. Ama Hakan Yakın vurdu. Belki de bu şampiyonanın kontenjanı 1 Podolski'ydi.

Terim ise yağmur kadar net olan felaketi devre sonuna kadar izlemekte karar kıldı. Devrede Semih girdi, girer girmez başkalaştı Türkiye. Şükür'ün Almanya'da Juventus'a attığı golün benzerini attı süper yedek. Yağmur da dinmiş ve sahadaki şey yine futbola benzemeye başlamıştı üstelik. Bu sırada Aurelio ile golü teptik.

Aurelio kaçırdıktan 3 dakika sonra maçın ikinci kırılmaz anı geldi. Korner dönüşü 4'e 1 yakalandı ayyıldızlılar. İsviçre yine Türklerle geldi. Derdiyok getirdi, Hakan Yakın vurdu Volkan muazzam tokatladı. Devamında da Gökhan Inler'in ayaklarına kapandı. NBA "where amazing happens" diyor buna.



Sonrasına ise başka bir slogan lazım. "Where drama happens" en uygunu gibi. Dramanın baş aktörü ise Arda Turan. Old Trafford'daki Boliç gibi vurdu. David May'in yerinde Muller, Schmeichel'in yerinde Benaglio vardı.

Güzel bir hikaye. Tam bir futbol masalı ama fazlası değil. Sonunda uyanacağız. Zira Baros, Hakan Yakın kadar torpil geçmeyecektir.

Etiketler: , , ,

Madde 7.08



Maçla ilgili yazılacak çok şey var, maçın kaderini belirleyen de çok oyuncu var ama turnuvanın kaderine dair noktanın nasıl koyulacağını UEFA şöyle takdir etmiş. Madde 7.08 diyor ki;

"Aynı puana sahip, aynı sayıda gol atıp ve yiyen takımlar grubun son maçını aralarında oynuyorlarsa ve yine beraberlik varsa sonuç penaltılarla belirlenecektir".

Gazetecilerin en çok istediği son budur sanırım.

Etiketler: ,